29.05.2008

saçma sapan ile kuş vuran saçmalar

''emtivim benim biricik sevgilim'' diyorum.
kendileri ile ilgili fevkalade bir logo yarışmasında derece aldım. benden kat kat güzel tasarımlar olmasına rağmen beni seçtiler
galiba güzel değil, iyi ve uyumlu olabilmek daha etkileyici olabiliyor.
ayrıca birçok güzel tasarım ''özel günlerde uygulanacak'' şeklindeki konseptin dışındaydı.
saçma sapan bir yazı oldu bu galiba ama bir tandığın da söylediği gibi ''paylaşmak istedim''.

doğan veletlere isimler
erkek:iron maiden
kız:pantera

arananlara şarkı tavsiyesi
direc-t_wooden love

28.05.2008

mesafe

Antalya sınırlarının içerisinde fakat hiç antalya gibi durmayan, turistlik değeri ile kendisi ayrı bir yermiş gibi yaşayan ama bakallarına gelen ekmek kamyonlarının üzerinde antalya ekmek yazan yerler vardır ya işte öyle bir yerdi.Batı bölümününün pek çok yerini dolandığım Antalya'nın daha önceleri hiç görmediğim bir yeriydi.minderleri sıcaktan ısınan bir turist yatında bir yerli turist topluluğunun arasındaydım. tiplerinden cnbc-e izleyen bir kitle olmadıkları anlaşılan bu topluluk, aralarına katıkları bulmaca çözen yaşlılar ile yepyerli turist idiler ve büyük ihtimalle acun ılıcalının yarışmalarını izliyorlardı.

Tekne çok yol almadan sahile yüzülerek de gidilebilinecek bir mesafede olan bir adaya yanaştı. Bulmaca çözen teyzeler,göğüs kılları beyazlı amcalar ve evde kalmış gibi yaşayan kızları bir topluluk oluşturarak adada benim pek umursamadığım önemli bir şeyi görmeye gittiler.(yanar taş gibi)ben ve bir kaç genç gibi,torun gibi insan da adada bulunan ünü biraz kulaklara yayılmış yayılmasada eşşekler gibi gitmeye mecbur olduğumuz bir bara gittik. çoğunun kuzen arkadaş falan olduğunu düşündüğüm bu topluluk da tahmin ettiğim gibi benim dışımda kalmış bir topluluktu ancak bir tanesi hariç.Pek tanımadığım bu insan ile güzel klasik gitar müziği olan barın güzel müziğini dinlerken olymposdan tipini tanıdığım bir insanla selamlaştım. Tanımadığı insanlar ile çok çok konuşabildiğini belli olan bu insanla ''eh eh eh doğrudur abi,zaten hep öyle abi'' temalı kısa bir konuşma yaptım.

Konuşmanın sonunda yanaşan teknenin herkesi alıp bir kaç maceraperest teyze ve beni bıraktığını farkettim.derdimi teyzelerden birisine açtım teyze şevkati ile bir dahaki tekneyi bekleyeceğimizi söyledi. ''ne zaman gelir?'' dedim. gözlerini kapatıp kafasını hafifçe aşşağı bükerek takındığı emin ifade ile 10 dakika dedi.
bekleştik.bekleşirken her teyze gibi okul mevzuularını da açtı okuyanı da iş bulamıyormuş. okumayanlar alıp gidiyormuş... t
eyzenin şevkat diye bahsettiğim mevzuusu bende yavaş yavaş kıl olmaya doğru dönüşürken, ''hah geldi''dedi.etrafa baktım tekne falan yoktu.acaba hasır şapkası işe yaramamış da teyzenin başına güneş mi geçmişti şeklinde düşünürken eliyle Atatürk'ün akdenizi hedef gösterdiği gibi ilerdeki tekneyi gösterdi. ilerde dediği tekne karşı sahilin biraz ileri ucundaydı.
''nasıl gidicez'' dedim. ''yüzüveririz'' dedi.
saçı sarı ile kahverengi arasında bir renk olan teyze ise ilginç bir ses tonu ile ''ay vallahi gençler hep böyle'' dedi.
dedikten sonra askılarını yukarı çekerek sanıyorum mayosunu düzeltti.

o artık yüzmeye hazırdı.
ancak suyu sevmeyen benim: kostümümün yüzmeye müsait olmadığı gerçeği bir yana, birisinin şarjı biter diye aldığım ikinci telefonumunda suya girecek olması beni düşündürüyordu.Tam bu esnada cupulops diye bir ses duyuldu birinci teyze büyük bir çoşkuyla suya atlamış,hırçın dalgaları hızla aşıyordu.ardından ikincisi atladı. tek kalmayayım diye bende atladım ama aklımı kullanarak tek elimi yukarı kaldırdım. ki bu elimle tuttuğum telefonlar su almasın. pek işe yaramadı tabii.ha bir de heyecandan bir torbanın içine koyup eşyalarımı kuru tutma planımı dahi unutmuşum.
sahile vardığımızda derin nefes alan teyzelerden bir tanesi ''oy yaşlanmışız oy hamlamışız'' temalı bir konuşmaya girecekken ayağa kalktım. üzerime yapışan mayomu düzelttim ve ''hadi'' dedim.
lider ruhumdan ektilenmiş olacaklar ki hemen dikildiler ayağa.


artık kısa bir yürüyüş yapmamız gerekiyordu ancak bu kısa yolun eni de pek kısaydı ve bir yanı altında deniz olan boşluktu. sağolsun plastik tabanlı terliklerim de düşmem için elinden geleni ardına koymuyordu. böyle bir zorlu yolculuğun ardından tekneye ulaştık.

teyzelerden birisi ''ay kaptan evladım,vay kaptan evladım'' diye derdini anlattı. kaptan pek ciddiye almadı dinler gibi yaptı ve ''dolapta kavun var teyze'' dedi.
diğer teyze ''kavun'' lafını bekler gibi dolaba yöneldi. bıçak ile yaptığı kısa bir uğraşın sonunda ''kivide varmış kesivedim'' dedi.
dururmuyum kavunuda yedim kiviyi de.yalnız kivi pek peynir ile gitmiyor.
kurulanma aşamasının ardından aklıma telefonlarım geldi.
çıkardım ceplerimden ekranlarına baktım gayet çalışıyorlardı. kulaklık sokulan yerlerinden hüplettim biraz su geldi tamam dedim suyunu çektim. artık sorun yok.
kısa bir yolun ardından ilçe merkezindeki limana ulaştık. trabzandan inerken teyzenin bir tanesi hiç birşey demeden kolumu sıkıca tuttu düşer gibi olduk düşmedik.
ne de olsa basketbolcu bir insandım ve belirli bir vucut dengem vadı.
o esnada bundan pek bahsedesim gelmedi.
teyzelerden bir tanesinin kocası arabası ile yanımıza yanaştı. sağolsunlar beni de ilçe merkezine bıraktılar.
bakkala gittim bakkal yerinde yoktu.
kızı olduğunu tahmin ettiğim küçük bir kız duruyordu kasada.''adın ne senin'' dedim
''çiğdem'' dedi
''baban yok mu'' dedim
''gelmedi daha ama gökçe ablam var''dedi ve ''gökçeeeeeğğğ'' diye bağırdı
iplerden perde gibi kapı yapıyorlar ya işte o perdelerden birisinden şıngır sesleri ile gökçe ablası geldi.
ne de güzeldi...
bir mango portakallı fanta aldım heycandan para üstünü de saymadan cebime attım.bakkalldan uzaklaşırken sesini duydum herhalde birisiyle konuşuydu kapıda. kafamı çevirip baktım antalya ekmek yazan bir kamyona umursamaz bakışlar ile 18 tane yeter diyordu.

sabah olmuş uyandım.
''ne biçim rüyaymış bu?'' diye biraz düşündüm.

not:%100 rüya değildir tıpkı yediğimiz sosisler gibi biraz eklemler vardır.
şarkı indirin

26.05.2008

i'll ham(ilham)

-anlatacak ne çok şey varmış aslında.
konuşma yeteneksizliğimden dolayı geveze insanların arasına katılamamış olabilirim.
yahut anlatıcak kişilerle de alakadardır.
neyse zaten konum bu değil.
-gerçi ne zaman ''konum bu'' diyerek bir konu üzerinde çizgilere basmadan yüryebildim ki
-pazar günlerinden bahsetmiştim size ya
laf işte,
pazar sabahı dinlenesi şarkılar diye bir şey var.
örmeğim ben bazen anadolu rock dinliyorum .
bazen de uyku getiren muhteşem müzikler
sizlerin de vardır muhakkak.
yoksa da olmalı.
-çaybardakları da yeni nesil çocuklar gibi subardağı formuna yaklaşıyor.
-ne zaman ki halı saha maçında gol atarım işe o an pek sevinirim genelde rakip kalelere uzak olan savunma mekanizmasının elemanlarından birisi olarak daha başarılı olduğumdandır.
-Hakan Şükür'ün attığı 8 milyon gol Alpay Özalan'ın bir Makedonya Türkiye maçında attığı 3 gole eş midir?
-daha önce demiştim ya oyuna yeni giren futbolculara dikkat edin ne kadar umutlu istekli diye
hah şimdi de oyuna yeni giren basketbolculara dikkat edin tespitleri siz yapın artık yormayın beni...
-görevini erken bitirip geyiğe muhabbete dalan öğrenciler öğretmenin en sevmeyeceği öğrencilerdir.
-sanatın ilk ve orta dereceli okullarda dersleştirilmesi düşününce çok saçma bence
hep ilk ve ortadereceli okullar demek istemişim.
-küçükken ''ne olacaksın bakıyım büyüyünce'' dediklerinde kronolojik sırası ile
itfayeci,polis,spiker cevaplarını verdim.
-vedat özdemiroğlu'nun yazdığı selam dünyalı ben türküm adlı kitabı vedat özdemiroğlu'nun 'v'sini bilmeden alıp okumuş sevmiştim böyle şeyleri seviyorum.
-soyismi oğlu ile biten bayanlar ile bu sebepten dalga geçen sınıf arkadaşlarımızdan, bugüne dek bir bok olmamıştır.
-reklam kuşaklarında turko 2 ve turko 23 adlı iki karakter çıkıyor ya onlar iri yarı milli oyuncular Servet Çetin ve Volkan Demirel'in karikatürize edilmiş halleri

doğan veletlere isimler
erkek:tomar
kız:iğne

arananlara şarkı tavsiyesi bu sefer müzikçi arkadaşlarımdan gelsin
d.a.r.t-duydum ki unutmuşsun
ilginç bir yorum indirin dinleyin.

25.05.2008

forma


geçenlerde çoğunuzun bildiği pencere açtıran antalya havalarından birisinde ders çalışma eylemi üzerindeyken dışardan yükselen bir takım bağırtılara ilişti kulağım.
dikkatli dinleyince korna seslerinin de eşik ettiği anlaşılan bu bağırtılar,''en büyük asker bizim asker'' şeklinde bir cümleyi anlatmak için yaratılmışlardı.
en büyük asker derken türk askerini mi yoksa salt kendi evlatlarından mı bahsettiklerini bilmiyorum.
kendi evlatlarından bahsediyorlarsa bu nasıl bir mikro milliyetçiliktir? onu da anlamadım.
milliyetçilik ne kadar mikro boyutlara inebilmiş ise o kadar makro oranda oluyor.
bu ilginç bir durum.
mesela tek tip üniforma giymiş bünyelerin isimleri yoktur. sıfatları,statüler,rolleri vardır.
üniformanız varsa en fazla soyadınız olabilir.onun önüne bir isim koymak çok zordur.
bir kazada y sayısı kadar öğrenci ölür ancak x'in annesinin yüreği kan ağlar.
başka anneler de üzülür ancak ne kadar?
zaten biz bunu haberlerde ayrılan 5 dakikalık hüzünlü süre içerisinde öğrenir ve bir sonraki habere kadar hatırlarız.
pozitif bilimler yardımı ile yapılan sosyolojik açıklamalar bir yana bütün bu karmaşık işlerin sebebebi sevgi galiba.
seviyoruz
tek tip olmayı
asker olmayı
öğrenci olmayı
bişeyler olmayı
tek başına çok yetersiz görüyoruz kendimizi
hemen kostmünü giyip birşeyci sınıfına giriş bileti kazanıyor
ortak düşünceleri ortak şekillerde düşünüyor.
ortak tepkiler veriyoruz.
başka birşeycileri bazen rakip seçiyoruz.
bir olma çabası içerisinde kendimizi öldürüyoruz.
birleşip giden araba gibi olmaya çalışıyoruz .
ancak hepsi far olan bir sürü parçadan bir araba oluşmuyor
o farlar başka ikonları aydınlatıyor.

24.05.2008

dede



bir önceki gönderim üzerine düşünürken sanırım biraz falza düşünmüş olacağım ki torun tombalak mevzularına kaydım.
ulan yarın birgün belki dede olacağım.
torun tombalağa karışacağım.
torunlar şimdi tahmin edemediğim model bir iletişim cihazı ile ''ulan oz dedeye bak neler yapmış. ne komik gibi adammış. bize niye böyle huysuz davranıyor?'' falan demez mi?
bence der.
duyarsam nah harçlık veririm ben onlara... o başka

dedemin yok olmaya başlamış fotoğraf sevgisi ve bir kaç şair dışında ailemiz sanatla alakası ''onun cizgisi iyidir'' şeklinde özetlenen resim sanatına olan yeteneğimiz ile sınırlıdır.
bahsedilen ''o'' zamirinin son temsilcisi benim.
babam da onun babası da iyi çizer.
anne sülalesinde de böyle bir yetenek var mı
bilmiyorum
ama kuzenim mimar sinan resim öğrencisi olduğuna göre çiziyor baya.
onun annesinin de bir zamanlar yastık üzerine çizdiği desenler aklımda
ve 7 sülalemin de matematiğe kafası pek basmaz.
unutmadan ananem güzel ve içten şarkı söyler.
aslında fena değilmişiz.
neyse,

kendimi bildim bileli çekiniyorum...
ama çekinmeyeyim mi dedeye bak :
elektrikli eşyalar bozulmuş,
gitmiş saçma kafiyelerle şiir yazıyor.

kendimi bildim bileli tandığım arkadaşlarım var sayıları oldukça az
gerçi bir tanesi evlendi.
diğerleriyle de pek görüşmüyorum.
sonradan edindiklerim sayısı da çok az.
onlarla dönüyor şu sıra hayatım.

yeni bir sınıfın ilk gününü bilirsiniz ,
berbattır.
birbirini tanıyan 2-3 kişi dışında pek konuşan olmaz .
o 2-3 kişi muhabbeti genişletir ve bir anda popüler olur sonra işler değişir tabii.,

işte o ilk günlerin gerginiğini s.keyim ben
ilk günler böyle herkes bir ağır oturaklı
sonradan uzun eşşek oynuyorlar

çocukken daha kolaydı.
adam ve kadın taklidi yapmıyordu arkadaşlarımız.
pasta ve kola gelirdi,yerdik.
koridorda koşuşturmayı halen severim.

günaydın,merhaba,iyi günler,çok yaşa falan pek demiyorum insanlara
bazen garipsiyorlar beni.
ama benim günaydın dememle gününüzün aydın geçeceğini sanmam
ki günüzün aydın olup olmamasını etkilemek istemem
öyle de bir yetkim yok.
diyorsam böyle şeyleri yalandan diyorum.
ama bazılarının çok yaşamasını isterim.

popüler kültürün marjinal kostümlerini giyinmiş insanlar
daha klasik setler giyen bana farklı birisiymişim gibi bakıyorlar.
demokrasi öyle bir şey galiba.

''erkeğin ağzı laf yapanı makbulmüş''
''erkek adam az konuşur'' var bir de
kadın denilen milleti anlamıyorum
böyle de bir klişe laf ettim.
ama anlama çabalarım var.
ikinci klişem de geldi.
dünyayı yönetiyorlar onu biliyorum

sanırım canım sıkılmış benim
özlemişim de biraz
arkadaşım lubnatsi'ye mesaj attım
sende kalıcam başka yerim yok diye
gel tabii başımla beraber dedi
az kaldı

Kendimle Ben Arasında Bir Elektriklenme


fena halde sinirlendim.
dün adı verilen zaman zarfı içerisinde.
anlatayım isterseniz ben de sizlere.

''pof'' dedi gitti elektrikler.
anladım seslerden,
aşşığıda çalışmakta elektrikçiler.

hasibe aradı,
tak dedi, dolabın fişini.
olur dedim,
sonraya bıraktım işimi.

''bafırlop'' dedi geldi ve gitti elektrikler.
''cızır güm'' dedi fişli eşyalar,..hey!
''cızır güm'' dedi fişli eşyalar,..hey!

eve geçtim,
nedir bakayım diye.
bir de ne göreyim,
her yan duman,her yan beyhude.

aman dedim açayım kapıyı,bacayı,
dışarı atayım kokuyu,dumanı.
yokladım burnumu ,
neleri yakmışız diye.
bir de ne göreyim,
elektrikli süpürgenin külleri yerlerde... hey!
külleri yerlerde... hey!

koklayayım dedim,
az daha hafiyelik edeyim.
sümüklü burnum izin vermedi.
yanıksı kokuyu tespit eyleyemedim.

aradım kemali dedim böyle böyle.
dedi ''ben geliyorum az bekle''.

kemal yetti geldi,
evi bir güzel kontrol etti.
o an farkettik televizyonlar açılmıyor.
oz hemen bilgisayarına koşuyor...

abandım open yazan düğmeye.
fakat etmedi yek faide
üzerime biniverdi gam,keder,tasa,vesaire

dedim elektrikçi bu böyle böyle,
dedi güç kaynağı yanmış toptancısı var.
dedim al hallet beni sinirlendirme.
aldık gittik bilgisayarcıya.
tey,tey,teh...

computer adam dedi yanmış ana kart
kaldırırız ayağa. eylemez dert
döndüm baktım elektrik adama,
abanıyordu bir kilo ayçekirdağa.

fena halde sinirlendim,
dün adı verilen zaman zarfı içerisinde.
verdim kendimi derse,teste.
takıldığınız konu olursa gençler.
anlatayım isterseniz ben de sizlere.

22.05.2008

gel bum söğüt ayık mon


uzun zaman sayılmayacak bir süredir yazdığım bu yazıları şöyle gözden geçirince ortaya genelde konu bütünlüğünden uzak,çok konulu yazılar yazdığım çıkıyor.
sanırım bunun kaynağı bu blog mlog mevzularına hiç bir edebi kaygı gütmeden sadece kafama takılan şeyleri anlatma aracı olarak bakmam.
''gütmek dedi ayol''
bu sefer size konu bütünlüğünden uzak olmayı konu bütünlüğü içerisinde bir yazı içerisinde anlatayım
demeyceğim

yaptığım şeyler pek içime sinmiyor benim
sürekli değiştiriyorum.
örnek vermek gerekirse
ki buna da ben karar veririm
bu blogun görünümünü bile ince ince birkaç kez değiştirdim
galiba garip bir mükemmele ulaşma çabası
başak burcu insanlarında oluyor öyle

başak burcu demişken tahmin ettiğim üzere başak burcu arkadaşım ömer topluluğun süper insanı çıktı.

yıllar evvelinde kuzenim ile keşif eylediğimiz üzere kütahya çok tepkisel bir ilimiz
küt!
ah !!
ya!!!
bamya vardı birde böyle
nasıl eğlenmişiz sıkıcı anane evinde

soyismi anlamsız bir kelime olan insana bir farklı yaklaşırız memleketçe

gevende adlı topluluğun nayu adlı şarkısı tersten okunarak söylenmiş bir şarkıymış.
bunu öğrendikten sonra şarkı editleyebildiğim bir programda bu şarkıyı tıpkı bir umutlu gibi, tıpkı bir akşam uyumadan önce aklına süper fikir gelmiş gibi ters çevirdim bi bok anlamadım.
bir tek uyan kısmını anlıyorum.

kafanız dağılsın diye yazıyorum bunları buraya
vallahi herşey sizin için sevgili okur.

''bize gelişi şu kadar'' diyen esnaf biraz muhabbet arayan esnaftır.

toprak kurdu yerde sürünüyor
çirkin karga gülüp eğleniyor
zavallı kurtçuk dönüp baksana
bir toz bulutu bile yok ardında

ayyuka adlı topluluğun toz bulutu şarkısının yukarıdaki dizeleri inanılmaz bir hiciv taşıyor gibime geliyor.
alakası yok büyük ihtimal.

arananlara şarkı tavsiyesi
mor ve ötesi - Canlı yayın

doğan veletlere isimler
erkek:ömür
kız:törpüsü

aranlara şiir tavsiyesi
o.veli-davet

not:geçen yazıda festivalde bana baktığını söylediğim kız pınar kiraz değilmiş
kızın tekiymiş

20.05.2008

taramalı efekt


ne kaçınıcam lan gereksiz taramalardan,
zaten arkadaş olmuşum iyice onlarla.
gerçi çizgi insanları yusufhan doğan ve anıl çelikkaya çizim tekniğim için,
''çizgi arama yöntemi''
yorumunu yapmışlardı
neyse

resimden anlaşılacağı üzere müzik festivali bahanesiyle olymposa gittim.
(gerçi resimden bu anlaşılmıyor ama olsun)
şimdi sizlere ilk gün şunlar oldu ikinci gün böyle böyle oldu diye anlatamayacağım.
zaman zaman pek sıkıldım
bunun suçunu bu sefer kendimde bulmak yerine dünyaya atmayayım bari
genelde süper eğlendim
gülerken çirkin oldum o derece
güzelmişim gibi sanki
buradan gökçe tüfekçi başta olmak üzere tüm arkadaşlara sağolunuzlar göndereyim

önceleri aklımdan geçirdiğim ''mat yerine mut alsaydık mutlu olurduk bari'' söylemi bir anda ömer şahin gültekin'in ağzından döküldü çoşkulu cümleleride ben kustum üzerine

çadırda yatmanın inceliklerini tecrübe edindim
altımdan ayıklamayı unuttuğum taşlar yüzünden s harfi şekilinde uyudum
ama dönerken 8 güzel insanın sığdığı palio model arabada bu s şekli pek işe yaradı
antalyada inince olduğum yerde zıplayarak belimi düzelttim

ilngiç bir şey yaptım denize girdim
huzursuz oldum
deniz cezamı verdi
üzerine bastığım bir kaya ile sol ayağımın arka köşesini yardı
murat kocakaplan titizlikle pansuman yaptı
süper oldu ayağım
insanlar ''canın acıyor mu'' dediler
dedim ''yok acımıyor. nasıra gelmiş herhalde... hissetmiyorum bile heh heh''
canım acıyordu,
sonra geçti.
sonuç olarak ben o deniz'in ta .mna koyayım.
dudaklarımı bükebüke kendisine götçocuğu diyorum burdan.
tuzundan yararlandık güzel insanlar olduk diye böyle de yapılmaz ki.
ipnetor,şımarık,godoş,karaktersiz

eve döndüm ve festival esnasında zaman zaman bana bakan kıvırcık saçlı kızın pınar kiraz adlı ilkokul servis arkadaşım olduğunu kafama dank ettirdim

içerlemek başka anlamlarda dahi kullanılabilen bir kelime olsa ya

sürekli yok ya diyen insanlar bundan sonra slovakya desinler

x-bu ne biçim insanlar sarı falan
y-abi o adam slovak ya ondandır

huysuz çok hatalı anlamda kullanılan bir kelime huysuz diye tabir edilen insanlar huylu diye tabir edilen insanlardan daha çok huya sahipler.
sadece huyları genele uyumsuz

beyazıt öztürk şöyle demişti
''belki biz r'leri doğru söylüyoruz. azınlıktayız diye niye eziyorsunuz?''
öyle felsefi bir laf değildi ancak komedyenler zeki insanlar.

ortaçgil de şöyle demişti de kalmıştım ekranın başında
''mutsuz olduğum anlarda beste yapıyorum
mutlu olduğum anlar genelde yaşamaya çalıştığım anlar oluyor''

aranlara şarkı tavsiyesi
nil - parçalı bulutlu indiribilibilibili

aranlara şiir tavsiyesi
atilla ilhan-aysel git başımdan


doğan veletlere isimler
kız-sabuha
erkek-kara

sevdicekle kalın efendim...

not marsilya futbol takımın yeni formasını umut sarıkaya tasarlamış galiba ha?

15.05.2008

mutluluğuma diyecek yoktu,mesaj attı

pek sinirli bir girizgaz eyleyeyim sevgili okur.
dirseğimi dayadığım dizimin azıcık üst kısmı kızarmış ama acımıyor.
kan falan gitmiyor ya oluyor öyle herhalde...
''pek sinirli bir girizgah olmadı ki bu'' der gibisiniz
farkettim.
sinirimden ismini vermek istemediğim (ismi lazım değil) bir giyim firması düzenlemiş olduğu yarışmada benim tasarladığım tişörtleri beğenmemiş de bunları beğenmiş.
tamam belki çok şahane espirili tişörtler tasarlamadım,
tamam,üzerinde pek düşünmeden tasarladım hatta şu anda hatırlamıyorum ne olduklarını
ama kesinlikle onlardan daha güzel şeylerdi
buradan o firmaya better olması yönünde dualar ediyorum
bende better olayım

şu günlerde mutluluğuma diyecek yok. ne biçim bir cümle oldu bu.. neyse artık.
bu kadar

''of aman denizleri aşta gel kurbanın olam
kurtar beni buralardan ne olur''
evet şimdi yavaş yavaş aklınıza takılıyor şarkı...


fairuz derinbulut ve the doors'dan fena halde klavye solo dinliyorum şu sıralar.

bence karışınızdan gelirken bir anda sizi farkedip sert sert bakan teyzeler bir gün çok fena takılıp düşecekler.

deniz ismi ile
''denize kafamı soktum,ayaklarımı soktum'' şeklinde dalga geçen insanların derste bir hevesle verdikleri cevap yanlış çıksın.

o değil de esmer ama renkli gözlü ne biçimdir.

yarın sabah olympos müzik festivaline gidiyorum efendim
sizin yerinize felan eğlenemem
olur mu öyle şey?
''çadırı kurduk'' esprileri havada uçuşuyor zaten
bir koşu gelip kuramadığımız çadırı kuran Ömer Şahin Gültekindir.
buradan kensine bir kez daha teşşekür etmenin alemi yoktur.
blogunu az biraz takip ettiğim
yağmur adlı bir insanevladı ile tanışacağım
böyle de yazınca kendisinden bahsedeyim de azıcık reklam olsun gibi oldu ama...

huysuz birisiyim efendim.
huylandırıyor bu dünya beni.
hani okuyorsunuz da kafanızda huylu birisi şekillenmiştir.
huylu deyin bi bakayım.
abartmayın dudağınız ağrır.

eski yazılarımda persapolis yazdığımı ve yaptığım hatadan dolayı duyduğum utancı sevdiceğime anlatmam
ve sevdiceğimin
''bece persapolis daha güzel bir kelime'' diyerek utancımı vileda temizlik bezi ile silip atması ne güzeldir.
bu arada evet persepolisi izledim
tanıdık bir hikaye anlatıyor gibi geldi
etkileyiciydi
izleyin

bu arada dünyanın beni huylandırması ile gurur duyarım

Je T'aime kelime gurubunuda hatalı yazmıştım geçenlerde hatalıydı ama anlamlı gibiydi

7.05.2008

''dut diye dutturmayın''



video
dut adlı cıvık meyveyi, sadece ahududu yahut böğürtlen olduğu zaman seviyorum.
dut sevmiyorum çünkü: basketbol oynadığım yavuz selim lisesinde, potaya çok yakın bir yerlerde ağacı bulunuyor. öğrencilerin çabası dutları bitiremediğinden de bazı dutlar yere dökülüyor.
seke seke sahadan dışarı çıkan basketbol topunun,bir adet dutun üzerine düşmemesi için verdiğimiz çabayı anlatamam.
sahanın kenarında ahududu yahut böğürtlen ağacı olsaydı derseniz
onların ağaç değil çalı tibi ufak ağaç meyvesi olduğunu hatırlatırım

kahveyi çok sevmeme rağmen çok çeşit kahveler ile zerre alakam yok ''bi sade neskafe'' içenlerdenim
bir gideyim de sıtarbaksa bonibon aromalı,zenvai kremalı,moskiyutolu moka içeyim
gerçi benim uydurduğum bu kahveyi, sipariş edince nasıl bir tepki alacağım şahsım tarafından merak konusu

bacak bacak üzerine atan bir insan olarak, bir yerde çok fazla oturunca kıçım hafiften en ucuna doğru yanaşıyor ve ortaya dünyanın en yavşak oturan ikinci insanı çıkıyor (birinci kuzenim anıl)

efes dark brown halen içmediğim bir içki
oysa uzaktan tam benlik gibi duruyor

bazen oluyor öyle
uzaktan tam sizlik gibi duran şeylere karışı bir önsezi

''eskiden bütün burlar bizimdi verdik belediyeye gitti''
Beş Şehitler parkının hikayesi bizim sülale için böyle özetleniyor.
tepedeki vidyo da parkın açıldığı günün akşamı
muratpaşa belediye başkanı geliyor diye
parkı teleşlı teleşlı elden geçiren belediye görevlilerinin komikliği
yandı söndü ışıklar öyle sabaha kadar
sabaha kadar bunu izlemedim tabii

annanem şamdan bir tatlı getirmiş
hani çocukken kağıt koparırız da yuvarlarız ağzımıza sigara şekli yaparız ya
işte şekil itibari ile öyle
ince bir hamurun incecik sarılmış hali
fıstıklı gösterişli artist tatlıdan çok daha süperdi
üstelik yoruma da açık
(kahveli mi yapsak?)

nü jazzıdı,acid jazzıdı bunlardan zerre anlamıyordum
gittim kutsal bilgi kaynağına sordum
hala pek bir şey anlamıyorum
ama güzel bi kaç topluluk keşvettim

direc-t'nin olympos adlı şarkısı olympos müzik festivali marşı gibi olsa ya
bu arada çadır olan varsa ille de vereyim kullanın derse hayır demem yani
çekinmeyin

geçenlerde antalyaya gelen yusufhan doğan adlı arkadaşıma
1-yanıksı dondurma ısmarlamayı
2-kardeşinin halini vaktini sormayı
unuttum
tişört girişimi heycanındandır.


arananlara şarkı tavsiyesi
St Germaine - Sure Thing (indiribiliniteniz yüksek bir ihtimal)

doğan veletlere isimler
kız:acidiye
erkek:nüanser

4.05.2008

Terlik

bazen akşama doğru kararan hava değil,içim oluyor.
ifadesel arazlar meydana geliyor.
yine de mut denen şeye sahibim sevgili okur. (mutlu)
kendimi bile seviyorum.
akşam yemeğe çağırdım .
kesin aceleyle, erken gelecek.
tam saatinde yetişmek için,
yaklaşınca biraz yavaşlayacak.
terlik vericem giy diye,
istemeyecek ama giyecek.
normali tuzlu yemeğe yine çok tuz atıcak.
son domates kalacak tabakta,düşünecek.
çay kahve sorucam.
çok iseyecek ama,
e olur varsa içerim diyecek.
derin hissiyatlı bir insan olduğu her halinden belli bu zat-ı muhterem ile
yumuşak konulardan konuşacağız
espri olmayan espriler yapacak çok gülücez
bilirim,
belli etmez.
ifadesel arazları vardır.
beş dakika boyunca
bok varmış gibi
ben gideyim diyecek
erkenden kalkacak gidecek.
balkondan,bakacağım.
binmeyecek gelen dolmuşa inatla otobüs bekleyecek.

Yeni Başlayanlar İçin Antalya


-hemen antalya şivesi öğrenin
-evet çok yeşil bir şehir şaşırmayın
-bol bol narenciye meyveleri ve domates yiyin pek lezizdir
-parkların yerini öğrenin çok işinize yarayacaktır
-pop kültürü hakimdir sinir yapmayın
-güllük,yüzüncü yıl tarafından bir ev bulun her yere kolay ulaşın
-güzel bir şort alın çünkü aşırı sıcak havalarda pantolonla bacaklarınız eriyebilir-gün batımına karşı ne bulursanız için
-bir güneş gözlüğü edinin
-her yerden tanıdık çıkabilir unutmayın
-1 hazirandan sonra inşaat yapılmaz, sevinin
-yazın yapılan her davranışı normal karşılayın insanların başına güneş geçmiştir
-futbol veya basketbol oynuyorsanız unutun tenise ve yüzmeye başlayın
-kendinize bir cafe bar bulun ve sürekli oraya gidin bir süre sonra oranın tayfası olacak güzel arkadaşlar edineceksiniz
-kapalı yol denen caddeyi kullanın kestirmedir
-dolmuşta ''şu durak ne kadar?'' falan diye sorular sormayın sabit ücret geçerlidir unutmayın-istediğiniz yerden karşıdan karşıya geçin trafikte boşluklar oluşuyor ancak karşıya geçerken motosikletli gerizekalı veletlere ve gazetecilere dikkat edin. zira ‘’iki adım ilerde üst geçit var’’ başlıklı habere fotoğraf kişisi olmak istemezsiniz
-hemen paso çıkartın yol masrafınız yarıya insin ama öğrenci olduğunuzu belli etmeyin bazen dolmuşcular almaz arabaya
-yayalar için yaratılmış bir şehirdir unutmayın bir yere araba ile gitmek için çok dolaşırsınız park yeri bulamayabilirsiniz
-sakın taksiye binmeyin kazık yersiniz. Binseniz de işler nasıl diye sormayın başınız ağrır.
-belediye kendi reklamına çok yatırım yapıyor. Şaşırmayın
-dala kuş konsa elektrik kesilir. temkinli olun
-iki damla yağmur yağarsa trafik sıkışır ve şehri sel götürebilir.alışın-burası sürekli bir yenilenme içerisindedir. unutmayın
-şehir lise öğrencileri ile doludur ya onlardan birisi olun yada onlar için çalışın yada hiç bulaşmayın
-ışıklar caddesinde laf atan gereksiz tiplere takılmayın. onlar orada sabit oturulyorlar
-antalyalıya rastladığınızda onu korumaya alın kolay bulunmaz çok işinize yarar
-tecavüzcü çoşkun bu şehirdedir. unutmayın,şaşırmayın
-üniversite öğrencilerinden pek kültürel aktivite beklemeyin
-çakma punklara sık rastlarsınız kanmayın
- pop kültürne adapte olun. yazları cukka cukka coşun
-erkenden yazı getirip ilk t-shirtü siz giymeyin manyak adam bakışları atıyorlar
-sıcaktan okul tatil olur diye beklemeyin. 40 derecede ders işlenir-banyo yaparken bile terleyeceksiniz. şaşırmayın
-siyah t-shirtü unutun yoksa o t-shirtle beraber sizde solarsınız
-kimseye bahar mevsiminde giymesi için bir şey almayın. burada iki mevsim vardır yaz ve kış
-kış ayları bitmeden hava güzel deyip sokağa laylaylom çıkmayın yanınıza şemsiye ve hırka alın diğer şemsiye ve hırkalılara bakın ve “işte bunlar da antalyalı” diyin-yazın rüzgarlı havalarda rüzgar gayet sıcak eser. ortama uyun ve en az bir kere ''alev esiyor be'' diyin
-fırtınada şemsiye açmayın açar açmaz dağılır o şemsiye zira bu şehrin içinde yapı planlamasından kaynaklanan rüzgar koridorları vardır ve rüzgar sağlam eser
-köfte piyazcılara kanmayın sadece antalya usulü piyaz satan yerlerden piyaz yiyin köfteyi piyaza meze olarak yersiniz
-yat limanında tura çıkmayın çıkmak isterseniz de bol pazarlık edin en dolu tekneyi seçin
-tophanede çay için ve yakıp yıkmak yerine burada çay içen italyanları düşünmeyin. başka bi konu bulun
-gazetelerin akdeniz eklerinden tanıdık arayın
-aile olun karaoğlan parkında bir semaver sefası çekin. denize nazır- kaleiçine gidin huzur bulacaksınız
-az çok ingilizce bilin bakarsınız turizm aşkı yaşarsınız
-döner gazino cidden dönüyor şaşırmayın
-depresif bir yapınız varsa kışın mutlaka burada olun
-bursalı olmayın

not:bir internet sözlüğüne aylar,yıllar önce yazılmış bir yazımdı
editörün katkıları ile tozlarını aldık
satışa hazır hale geldi

Editör:Gökçe Tüfekçi

2.05.2008

Keep your smile

''salla,salla gül memeler çağlasın.
salla,salla yer yerinden oynasın.''
diyor, bir Sezen Aksu şarkısında

bir kadının, gül memelerinin çağlamasını boşverin iki dakika da,
bir kadının gülmemelerin ağlaması ne fenadır arkadaş.
böyle, birikip birikip, beklenmeyen bir anda,
basketboldaki fastbreak sayıları gibi.

bu söylem de kelime oyunlu romantik laflar gibi oldu;
pek içime sinmedi ya neyse.

eğer soğan keserken ağlamamak istiyorsanız
1-soğan ile içli dışlı olmayın
2-soğanı su dolu bir kabın içerisinde kesin

ilginç kelime oyunlu tespit ve faydalı gibi bilgiyi verdikten sonra utanmadan bu yazıyı burada sonlandırırken, merak edenlerinize yeni başlayanlar için antalya yazısına az kaldı diyorum.

1.05.2008

Manta

hava, gerçekten de ''battaniye gibi'' oluyor akşam üstleri:
geceye gelen misafire hazırlanır gibi.
battaniye çıkartıyor,
odayı havalandırıyor.
tatli bir meltem esiyor.
rahat ev kıyafeti giyiyor
ve bir nevi rahatlatıyor insanı.

çiçekler daha bir portakal-limon kokuyor akşam üstleri.
gelen misafir de önemli hani.
sonuçta bizler misafiriz geceye.
eğer baykuş değilsek;
hani o arada sırada evimize gelen önemli misafir var ya,
işte ondanız.

sıcak havalarda çaktırmadan,
soğuk mevsimlerde çabucak geliyor esas kişi.
karanlık ve örtücü görüntüsünün altında,
işler,oluşlar,olaylar,düşünler daha bir yoğun yaşanıyor gibi.
uykusuzlukla beraber.
hafiften afallama halleri,
belki sinirlilik,
bazen aşırı gevşemek,

yatıya kalmıyor insan bazen,
uzun uzun konuşuyor akşam ile.
anlatıyor,anlatıyor.
bazen de mesaisi bitmiş memur gibi,
kapanıveriyor göz kapakları.

sonra dünyanın diğer yarısı akşamı çağırıyor.
ve gündüz geliyor.
elinde o pek ısıtmayan yorganlarla,
tıpkı bir sinsi gibi karanlığa saklanan yalancı suratı,
aydın bir günün içerisinde kabak gibi ortaya çıkıyor.
insan sinir oluyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...