10.06.2010

Dondurma:bal,süt,yumurta gibi üçlemenin bir parçası


içeri girmeden listeye bakıyorum,listede ''karışık dondurma'' yazıyor çocuklar gibi şen oluyorum,direk dalıyorum yemekhaneye.
sıra yok, akıyorum koridorda ve tabldotumu alıyorum tabldotumdaki iki adet ''algida cup'' var daha da çocuklar gibi şen oluyorum
ancak hiç belli etmiyorum zira: tek başımayım,
tek başına yapılan sevinç gösterileri eğer spor müsabakası esnasında bir sporcu tarafından yapılmıyorsa,
yapan kişiyi deliymiş gibi gösterir.
yemek aldığım bölümün hemen ardındaki masanın uzak ucuna oturuyorum.masanın başında karşılıklı iki kız var.
biri türbanlı ve güleç yüzlü diğeri 90'larda pop albümü çıkarmış kadın rokçulara benziyor ayrıca bu kızın küçük memelerine eklediği büyük bir dekoltesi var,
e gözüm kayıyor halinde ve bir geleneğin bozulmadığına şahit oluyorum.
her büyük dekolteli küçük memede olduğu gibi onunda memesinde beni var.
hemen aklıma Karacoğlan'ın ''beyaz gerdanına bir ben gerek'' söylemi geliyor üzerine çok da düşünmüyorum.
oturup yemeğimi yiyorum sıra dondurmaya gelsin diye bir telaşım var,kızlar konuşuyorlar kulak kesiliyorum ''kader,din,evlilik(olmazsa olmaz gibi bişey bu) ,şeriat,bir adamın bir kitabı,evrim,varoğluş,hücre'' gibi terim olmaya çok yakıştırdıkları kelimeleri peşin sıra kullanıyorlar.
yüzlerindeki ifadede şu var:''üniversiteliyiz o halde böyle şeyler konuşmalıyız çünkü bu bizi bize zeki hissettiriyor.''
bu kelimeleri (evlilik hariç) kullandığım yaşlarımı düşünerek biraz hak veriyorum kızlara derken sıra dondurmama geliyor.
gözlemci bir kişilik olduğumdan kızların dondurmalarına bakıyorum ve dondurmalarından 1'ini bıraktıklarını görüyorum,bu arada kelimeler de giderek çeşitleniyor.
duruyorum,susuyorum,gülümsüyorum.
''ne yapıyorsunuz lan? yemekhanede dondurma çıkmış konuştuğunuz şeye bak,sizi gibi üniversiteliler ah ah ah'' diye düşünüp ağzımdaki plastik dondurma kaşığı ile bu yazımı yazmaya başlıyorum.

not:anıl,fatih ve ben istiklal caddesinde elimizde bir bas gitar ve amfisi ile kafamız biraz güzel dolanırken Vedat Özdemiroğlu ile selamlaştık o da bambaşka bir hikaye oldu.
ne zaman ve nasıl geldik o hale bilemedim?

5 yorum:

Turist dedi ki...

bizde niye hiç dondurma çıkmıyor acaba?? kıskanmış olabilirim..

The Oz dedi ki...

ısmarlayayım ben sana dondurmanın en yanığını.

Hayal Meyal dedi ki...

ahahha üniversiteli kızlara bak! geçenlerde hocanın verdiği ve okumak zorunda olduğumuz kitaplar hakkında konuşurken ki durumumuz aklıma geldi de, sorsan hiç bi bok bilmeyen tipler, neler geveliyodu. dışardan bakan da adam sanırdı onları. rezillik, !

bossa nova dedi ki...

bang bang lucky luke!
telefonum da böyle çalıyor ben de oturup almancasını ispanyolcasını falan dinliyorum eğleniyorum.. fransızcasını aynı gibi söylemeye çalışıyorum kendi çapımda güzel oluyo. Hititçe çevirisi olsa bence çok güzel olurdu B)

The Oz dedi ki...

Hayal Meyal:
bence normal ya işte koşullar oralara gelme ilk defa öyle şeylere karşılaşma falan olur öyle şeyler.

bossa nova: güzel bi melodiymiş ipspanyolcasını da merak ettim yahu hititçesi olmaz onun kesin.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...