25.12.2012

film tavsiye ediyorum



tepedeki film:

The Darjeeling Limited

 alttaki film :

The Royal Tenenbaums

yönetmen: Wes Anderson

film tavsiye ediyorum bitti.

15.12.2012

Genel ve Sessiz Samilemeler




Sami ile oturuyorduk elimizde içme sıcaklığı neredeyse kaçmakta olan kahveler vardı,
ben kahveleri seviyordum Sami pek sevmiyordu buna rağmen 4. kahvemizdeydik.
kahve içerdiği kafein miktarı ile kafa açıcı bir içecek olduğundan dolayı kahve sayımız ile sohbet konularımızın düz orantıda devam etmesi gerekiyordu.
fakat ters orantılı olarak konuları bitirmiştik...

Sonra Sami durup dururken okuduğu dev kitabı gösterdi ve "gelirken trende bir teyze bana o kadar kalın kitap can sıkmıyor mu? diye sordu" dedi.
sakince ve ona bakmadan ''ee sen ne dedin? sıkıyor muymuş?'' dedim.
Sami: "sonuna doğru biteceğini düşünmek can sıkıyor dedim" dedi ve "geçen gün de vapurda birisi incelemek istemişti, büyük diye oluyor herhalde" diye ekledi.
Tam "ilişkilere de mi böyle yaklaşıyorsun.?" diyerek kendimce harlı bir konu açmaya kalkacakken,
vazgeçtim...
ve Sami'ye şunları söyledim:
"Samiciğim, biz Türkler şekilci ve meraklıyızdır.
Memeye de, Kitaba da, Futbol takımına da büyüklüğüne göre bakarız,
Memeyi sıkıp geçmek, Takımı seyretmek, kitabı da kurcalamak isteriz Samiciğim.
ha iş sahiplenmeye gelince, o iş bize uymuyor Samiciğim, Memelerimiz olsun, Futbol takımımız olsun, Kitabımız olsun istemiyoruz " dedim;
ve ne zamandır kullanmak istediğim "biz oturmayı seven bir milletiz" tespitimi de ardına ekledim.

Sami sessizce beni onayladı,
o kadar laf etmiştim ve Sami'den daha büyük bir coşku beklemiştim ama Sami tıpkı bir cool gibi sessizce onaylamıştı
"doğru diyorsun", "he dayı he" gibi bi'şeyler bile demesi yeterdi ama dememişti..
sakın bu Sami cool gibi yerine sinsi gibi çıkmasındı..
"gece gece ne entrika kurdum kendi kendime" diye düşündüm ve kahvemden son yudumumu aldım.
bir süre daha sustuk.

Sonra, bu sefer ben, dururp dururken Sami'ye ağır bir ses tonu ile "geçen seni sordu" dedim,
hemen "kim" diye sordu,
bu sefer ben sessizce onayladım ama galiba tam onaylayamadığım için Sami bana sessizce onaylamamı 3-5 kere daha tekrar ettirdi,
moralim bozulmak üzereydi, gecenin en kör saatinde bi' Sami beni maymun etmişti ama direnişim de sürüyordu..
neyse işte Sami beni 5.sessizce onaylamamda anladı ve "haaa" dedi.

ve Ona Sami hakkında neler anlattığımı samiye de anlattım:
"Ona Sami çok iyi dedim..hani o iyi olmadığın bir zaman vardı ya o zaman oluyor bunlar Samiciğim" dedim.
"Görüştünüz yani?" diye sordu..
son cümlemde "bak nasıl bir arkadaşım" dercesine sırıtıyordum,
fakat Sami bu soru ile gülümsememi ağzıma sokmuştu,
sessizce onaylayamamıştım,
bu sefer sessizce kalakalmıştım,
Sami zaten sessizdi,
hikayenin başındaki konu bitirmişliğin getirdiği gergin sessizlik devam ediyordu,
saat sabahın dörtbuçuğuydu kapı çaldı,
açtım,
açık markte arayan Ayça ve Kaan ellerinde kıymetli aburcuburlarla geldi,
2 haftadır çıkıyorlardı ve gördüğüm en gürültülü ikililerdi,
bizim için artık dünyadaki sessizlik ve konuştuğumuz son konu sonsuza dek bitmişti,
yahut da biz öyle sanıyorduk..

8.12.2012

Temaşa ve Karmaşa İlişkisi


Arkadaşlarının yanından ayrılıp sahnenin yanındaki masaya usulca geçti,
garsona bir tek rakı biraz da çerez söyledi,
sahnede bir gitarist adam ve dalgalı saçlarını tek omzundan sarkıtmış uzun etekli bir kadın vardı,
şarkılar da yavaş tempoluydu ama siz şarkıları siktiredin şimdi...
Rakısından bi'yudum çekti ve ağzına kavruklarından iki leblebi attı,
o sırada yanına elinde bi'tek rakısıyla arkadaşı geldi;
Bi'şey demeden ve gösterişsizce kadehlerini tokuşturdular,
hafifçe arkasına döndü ve masaya baktı, arkadaşları içeisinde bolca "çile" sözcüğü geçen şarkılarla eğleniyordu.
Bıyık altından şöyle bi' gülüp önüne döndü, arkadaşıyla sessizce kadını izlediler, kadın etkileyiciydi..

İki şarkı arasındaki boşlukta arkadaşı ona "yalnız içen yalnız ölür." diye takıldı.
o da durdu, sustu, gülümsedi ve arkadaşına "Sen kimle ölmek isterdin.?" diye sordu;
arkadaşı pek kitap okuyan bir insan olmadığı için önce soruyu anlamadı "nasıl yani.?" dedi.
o da "oğlum ölürken yanında kimin olmasını istersin işte" diyerek soruyu genişletti;
bu sefer arkadaşı çok emin bir ifadeyle "ailemle" yanıtını verdi.
o, "hah.!" dedi ;",işte bende onlardan yok, benim ailem olamayacaksanız siktiredin kasmayın, çok sevmeyelim birbirimizi" dedi;
arkadaşı anlamış gibi sakince "eyvallah" dedi ama anlamamıştı,

arkadaşı beyoğlunda bir barda 8.kadehindeydi ve iyi bir insandı ama siz böyle iyileri siktiredin şimdi.
o da öyle yaptı arkadaşını çok sallamadı.
arkadaşı, "hadi bekletme" diyerek masaya döndü,
arkadaşının arkasından masaya baktı güven dolu bir arkadaş ortamı ile oluşmuş masada, hatun kişilerin kalçaları ve gerdanları yükselen tempo ile kıvrılmaya başlamıştı,
bi' yirmi saniye kadar sevgilisine baktı "bu da benle uğraşıyor, ha benim kerizime" diye düşündü,
kadehini çok sevdiği sevgilisine söyleyemediklerine kaldırdı, yarım bardaktan biraz fazla kalan rakısını tek yudumda bitirdi,
boş kadehi masaya koyduğunda şarkıyı söyleyen kadının yavaş yavaş ona geldiğini gördü,
kadın galiba kadehi üzerine alınmıştı,
sevgilisinin ve arkadaşlarının olduğu masadan üzerine doğrultulan bakışları hissedebiliyordu,
sakin görünüşü bozulmuyordu fakat içinde fırtınalar kopmaya başlamıştı,
galiba fırtınaların etkisiyle alkolü kanına daha hızlı karışıyordu, hafif başının döndüğünü hissetti,
sonra birden bi'şey oldu: renkler gene vardı da sınırlar yok olmuştu..
"oh şimdi tamamım. diye düşündü"
gerisini hiç hatırlamadı ve rahat etti.

çizimler bana ait.



27.11.2012

The Field

  

*kısa gibi bir aranın ardından merhaba, 
aslında belli bir rutine sahip olmadığım için ara vermiş de sayılmam.. 
neyse zaten bloguma olan ilgi oldukça düşük,
 kitlelerin daha önemli dertleri vardır diye düşünüyorum.

*insan dediğimiz varlıkta nefret duygusunun onu dinç kıldığını modern tabirle: "nefretin insanda kafa açtığını düşünüyorum."
aşk ve sevgi türevi duyguların ise insanı sakinleştirdiğini ve bağladığını hatta duruma göre üretkenliğini kısıtladığını düşünüyorum,
tamam belki üretkenlik kısıtlanmayabilir fakat üretilen ürünler ve yaratılan değerlerin orijinalliği kesinlikle çok düşüyor..
bu güzel de bir şey galiba, 
hani, aşk-sevgi: biraz herkes gibi olabilmek, uyumsağlamak, icabında başka bir uyuma dönüşebilmek gibi kavramları da içeriyor ya..

*Bursaspor - Antalyaspor maçı için Bursaya gittik, Bursaya gidip İskender yemeyen insanlar olarak tarihe geçtik yetmedi otogarda "bari dönerken lavaş arası bir döner yiyelim" dedik hayatımızdaki en kötü döneri yedik.

*Bence felsefe tarihi "akşam ne yesem" sorusuna cevap aranırken başlamıştır.

*Şu hayatta işitilen azarların en beteri yavaş konuşulan bir kişiden işitilen azardır ve o kadar gergin ve sıkıcıdır ki genelde popüler medya yayınlarında (örneğin dizilerde) bu azar türü yer almaz, 
onun yerine çok da duygusal bir şiddeti olmayan, hatta zaman zaman sadece kulak tırmalamaktan öteye geçmeyen seri ve cırtlak bir bağrınma yer alır.

*Pijama üstüne palto giymişse, ya mahallelidir ya deli, yahut da hem mahalleli hem deli..

*"Bana sorman gereken adresi başkalarına sorarsan, ben artık senin mahallenin muhtarı olmam.Verimsiz tarife kanıp kaybolursan polisi ara, 155."
Kübra S. (arkadaşım)

*Kışın saçını yeni kestirmiş kişi dikkat çeker hele de erkekse.

*Nazım Hikmet Ran, "Çok Yorgunum"u memlekete dönemeden öleceğini anlayınca yazmış.
Bunu buraya yazdım mı bilmiyorum da düşündükçe garip oluyorum.

*Babanemin yıllar yılığı yaptığı ve halen yapmakta olduğu "panjurlarım bozulmasın aman dikkat" tititzliği yüzünden panjur sevebilmiş bir insan değilim ve üzerine çok fırtınalı bir Antalya gününde kuzenim Sait S. ile dersanemize gitmeye çalışırken önümüzden bir "katana" edası ile geçen panjurun korkusunu da yaşadım.
Babanemin titizliğine dönecek olursak farkettirmeden zaten içinde potansiyeli olan halamı, babamı ve beni etkilemiş olmalı, bunu Antalya gidince bir konuşayım.

*Kan, ter ve gözyaşı..
hayatta bunlardan en az birini akıtıyorsun.. 
vergi niyetine.

*"Şimdiki aklım olsa öyle yapmazdım ama öyle yapmasam şimdiki aklım olmazdı." 
-Emrah Serbes

*Bu arada E.Serbes'in yeni romanı çıkmış, 
İstiklal Caddesi D&R'da bulamadım da aynı cadde üzerindeki Mephisto'da buldum.
kitabın adı: Hikayem Paramparça ince bir roman, 14 liraya satıyorlardı, 
param yoktu almadım, 
internet fiyatı 11 lira 20 kuruşmuş.

*"Hayat kaçık bir uykudur." ise ölüm: 
kaçakların toplu iadesidir

*Kapalı kapıların ardı kadar evveliyatı da vardır bir yerde denk gelirsen yahut yüzüne kapanırsa bir düşün bunu.

*Antidepresan satışları son 9senede %160 artmış,
medeniyetin de yepisyeni dünyanında *mna koymuşuz, 
piii..

*Dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış, ben bir "of" çeksem nafile.
özetle sevmiyorum seni büyük şehir, taşın toprağın altın ya, 
o altını da sevmiyorum, 
altını üstüne getirsen de sevmiyorum.

*Bizim güzel ülkemizde "sofraya bi' tabak daha" şeklinde bağrılmaz ayıptır.

*istersem kitap gibi bir cümle kurar, istersem de bir cümlelik kitap yazarım. ilk başta ikisi de aynı şeymiş gibi gelebilir; 
fakat öyle değil.

*Hayatını kaybeden ünlüler hep tanıdıklarınız, hatta beraber büyüdükleriniz ise: 
-yaşlanıyosunuzdur-.

*Çok yapılan bir hata: 
grip ile nezleyi karıştırmak, 
olan güzelim gribe oluyor babalar gibi hastalık ağırlığı "amaaan grip yaaa" diyerek hiç oluyor.

*Başbakan bence dizi yorumuyla "ileride benim muhteşem 10 yılımı doğru düzgün çekeceksiniz.!" diyor. 
"Tayyip T." de olurmuş.

*Geçen akşam Ankara'da öylesine dolanmak istedim birden.. 
Herhalde Ankara'ya hiç gitmediğimden.
Vega'nın Ankara diye bir şarkısı var onu açtım dinledim de mesela "Tunalı" diye bir yer var ben bilmiyorum bunları hiç.

"Okula gideyim" dedim, sonra "yok ula gitmeyim" dedim.

*Benim için sosyal medya'nın anlamı: "aynı halıdan bizde de var." demek. 
ikidir denk geliyor facebook'da.
yukarıda bahsettiğim "yavaş konuşulan bir kişiden işitilen azar"ı yediysen unutmazsın zaten halıyı.

Antalya'dan telefon geldi: "Antalyaspor için bayrak projemiz var" dediler bazı klasik bayrak şablonlarını Antalyaspor'a uygulamamı istediler.
tabii ben durunamadım, tasarımlara bir güneş bir de çapraz parçalı daha ekledim. 
damalı hariç diğerlerini de boşverip onları yaptırmışlar çok da güzel olmuş.





Şarkı tavsiyesi: Milo Greene - What's The Matter

Çizimler Bana Aittir.!

20.10.2012

...Çok Güzelsin




Size elimden ve dilimden geldiğince Taksim metro çıkışını betimlemeye çalışacağım,
Takim metro çıkışı (tabii ki taksim meydanı çıkışından bahsediyoruz.) uzun ve meşakatli yolların sonunda çeşitli teknolojik yolları (yürüyen yol var.) ve nice kalabalıkları aşarak vardığımız bir noktadır ve galiba bu sebeptendir ki oradan çıkanların aklında bir resim olarak yer almaktadır.
az önceki cümlemde belirttiğim ve bilhare belertmek istediğim bu nice kalabalıkların en niceleri  17:00 ile 18:30 saatlari arası karşılaşabileceğiniz türüdür. İşte bu kalabalık ve kalabalığın temposu ile birlikte çıkmaya çalıştığınız metro yolunda size bir de füniküler yolcuları katılırsa o zaman titanların savaşı başlar.
zor ulaştığınız metro çıkışında son merdivende inenler ve çıkanlar olarak yer alırsınız,
genelde herkesin acelesi vardır yani tempo yüksek seviyede ilerler.

Aydınlık kısmının büyük bir bölümünü uyayarak geçirdiğim günlerden birinin daha galiba sonuna gelmekteydik.
Az önce anlattığım gibi bir taksim metrosu maceramı bitirmiş; meydandan çıkmak üzereydim.
İstanbuda çok fazla yakın ve yüksek bina vardır, insana bazen pek gökyüzü pek gözükmüyor fakat taksim meydanı çıkışından o an güzel gözüküyordu ve çıkarken seyrettim.
az önce günün ''galiba sonuna gelmekteydik'' yazdım ya, o an anladım ki tam da o dakikalarda günün sonuna gelmekteymişiz, yahut gelmekteymişim, bilemiyorum.
gökyüzü güzeldi,
mavinin son demi laciverte yer açıyordı,
güneş varlığını bir bulut uçağının izine şeftali rengini bırakarak gösteriyordu,
zamanında belediye başkanlığı yapmış uzak bir akrabam anlatmıştı, ''Gurup Havası'' mı ne deniyormuş bu akşam kızıllığına, Ahmet Haşim Şiirinde geçiyormuş galiba merak eden araştırsın.

Ben az evvel bahsettiğim kendimce romantik fikirlerle İstiklal Caddesinden aşşağı doğru yürüşüme başladım,
yolumu benden hafifçe kısa bir şey kesti sonraki saniyelerde onun dergi-gazete satan yarı sivil toplum örgütü yarı insan olan kızlardan biri olduğunu anladım ki sonraki saniyelerde de kızın çok güzel olduğunu farkettim.
Dikkatli okurlarım farketmişlerdir benim taksim civarında gördüğüm bu dergi-gazete satan, yarı sivil toplum örgütü yarı insan olan kızlar zaten hali hazırda güzel kızlardan "seçilmiş" oluyor ve ben bu duruma kıl oluyorum,
fakat bu sefer başkaydı normalde çok hızla geri çevirebildiğim teklifi bu sefer dinliyordum,
aslında dinlemiyordum da sadece karışmdaki esmer güzeli kızın dudaklarının kıvrımlarına bakıyordum konuşması bitip ses kesilince aniden ayıldım ve kızın sattığı dergiyi almamı bekleyen "kara boncuk" diye tabir ettiğimiz gözlerine "sen çok güzelsin" diyebildim.

Şaşırdı ama çok da şaşırmadı binlerce insanın geçtiği bir caddede onun güzelliğini farkeden yahut farketmese de ona iltifat ile asılan ilk kişi olmadığımı o da, ben de iyi biliyorduk gerçi o benim bildiğimi muhtemelen bilmiyordu, bu yüzden bir fark yaratmalyım diye düşündüm ve kızın yeni bir konuşmaya başlamak için aldığı nefesini keserek kendi cümlelerime başladım.
"bak" dedim,
"sen" dedim,
"bir gün bu işleri saçma bulup gülerek hatırlayan 30larında çok güzel bir kadın olduğunda, ben senin yanında pazar gazetemi okuyor ve magazin ekini sana bırakmış olmak istiyorum" dedim.

bir kaç saniye durdu, sonra sustu, sonra gülümsedi "hah" diyerek gözlerini kapadı,  "bugün çok yoruldum" der gibi sıkıca kapadı gözlerini yahut bana öyle geldi.
sattığı dergiden, faydalarından, inandığı değerlerden bahsetti.
sözü bittiğinde garip bir uyuşukluk vardı üzerimde, konuşmasından sonra filmlerde görebileceğimiz bir es verip: ''ve sen hala çok güzelsin'' dedim.
oflayarak uzaklaştı kalabalığa inatla ve itina ile karışmayışını seyrettim biraz,
sonra ben de oflayarak yoluma devam ettim.

sonraki gün inceden yağmur atıştırıyordu,
gene aynı saatlerde karşılaştık,
güldüm o da güldü,
yanıma geldi,
dergiyi anlatır gibi yaptı,
hemen uyum sağlayıp dinliyormuş gibi yaptım,
kulağıma iyice yaklaştı,heyecanlandım,
"aynı gazeteden iki tane alırsan biribirimize de zaman kalır" dedi.
"paylaşmayı seviyorum" diye cevap verdim.
"ben de seviyorum paylaşmayı, sadece iki insanın bir gazeteyi değil de biribirlerini paylaşmaları daha iyi olur diye düşünmüştüm" dedi ve bu sefer o benim cevabımı kesti (aslında iyi de oldu galiba fena saçmalayacaktım)
"sen sürekli yarını düşünmekten bugünden yarına hiç bir şey taşıyamayacaksın." dedi.
kaybetmeyi kabullenmiş bir ifadeyle "yarında bir gün karşılaşalım o zaman" dedim,
"olur" dedi.

şakı tavsiyesi: Flört - Sen Hala Çok Güzelsin

17.10.2012

Hatıralarıma Artistlik Yapmıştı



İstanbul, geç kalmak istemediğiniz bir yere ya geç kaldığınız yahut da çok erken gittiğiniz bir şehir.
Bir çarşamba günü, salı günü geç kalmış olmanın verdiği bilinçle ortaköydeki kursa geç kalmamak için çok erken gitmiştim yada gitmişim işte bilemiyorum.
vakit geçirmek için hemen ortaköydeki camii'nin arkasında kalan güzel seyirlik alana gittim banklara baktım,
Ortaköy,çocukken istanbula annemle geldiğimde gezdiğim ve anısını dün gibi hatırladığım bir yer (wendy's'e gidip Beyazıt Öztürk'ü görmüştük çizburger istemişti). Annemle bir banka oturmuştuk, aynı bank mıdır? Bilemem ama halen tam orada bir bank duruyordu,
banka baktım iki kişi oturuyordu
zaten o bankı bir kere boş bulabilmiştim o da bambaşka bir hikayedir..
 neyse bankları süzmeye devam ettim, bana en yakın bankta yaşlı bir hanımefendi oturuyordu, normalde o banka oturulur ama oturmadım... oturmak istemedim, otursam ''anlat bakalım genç adam'' diye başlayan senaryosal bir diyalog yaşayacakmışız gibi geldi,
aslında severim öyle şeyleri de o an istemedim işte.

Ortaköyü bilenler bilir bankların arkasında da ağaçların etrafında yuvarlak nizamda oturulacak yerler vardır, oraya oturdum yüzümü denize döndüm ve içimden ''bu ne lan'' dedim.
''deniz var, karşıda gene şehir var; hani bunu uçsuz bucaksız özgürlüğü..'' diye de devam ettim.
sesli de konuşurdum da yanımda yaşlı bir beyefendi vardı beni deli sanabiliridi.
o sırada küçücük bir kız çocuğu belirdi, elinde şu ucu küçük tekerlekli bastonsu oyuncaklardan vardı, çocuğa gülümsedim o da bana bir gülümsedi sonra gülümsemeyi bıraktı ve elini havaya kaldırdı annesi yetişti elinden tuttu,
ulan ''bıngacık'' çocuk annem yanımda diye hatıralarıma artistlik yapmıştı ama çocuk sonuçta diye çok umursamadım,
o esnada yaşlı beyefendi yavaşça doğruldu,
ayağa kalktı ama bunu o kadar yavaş yaptı ki kelimelerle ifade etmem çok zor..
beyefendiyi gözümle takip ettim, gitti yaşlı hanımefendinin yanına oturdu. ''vay babey, vaylar babey'' diye şaşırdım,
demek o yaşlı beyefendi benim yaşlılığımmış dedim,
fotoğraflarda filmlerde falan arkadan çekilmiş banka oturan insanların görüntüsünü çok severim.
bir süre yaşlı çiftimizi izledim, kadın bir şeyler anlattı adam arada onayladı arada bir şeyler ekledi; güzel güzel konuştular.
bir ara çiftimizin önüne orta yaşlı bir çift geldi benim bakış açıma göre de genç çiftin kadın ve adamı yaşlı çiftin kadın ve adamı ile aynı hizaya denk geldi ve o an kaderim değişti de sanki geleceğimden ortaköyde oturduğum o anlar silindi ve başka bir şuandaki yaşlı adamın gençliğini yaşıyormuş gibi hissettim.
Bu hissimi de sizlerle paylaşmak istedim.

durumun fotoğrafını da çekmeye çalıştım da güzel olmadı galiba.

şarkı tavsiyesi: Lana del Rey - Video Games (Live At The Premises)

2.10.2012

Son Eylül Akşamı


dinleyerek okuyabilenler için: Pilli Bebek - Eylül Akşamı

Uyandım, daha doğrusu uyanmışım, bazen öyle uyanıyorum ben..
Sami uyanıktı biraz da kıpırkıpırdı ''Esinden (pastane) bi'şey istiyor musun? diye sordu,
'yok' dedim.
kahve içip internete baktım,
Sami geldi,
kendine poğaça almış ''seni düşünerek sigara böreği de aldım'' dedi,
'nasıl beni düşünerek?' diyecektim, gereksiz gerginlik olur diye sadece 'teşekkür ederim Samiciğim birazdan yerim herhalde' dedim.

Sami'nin sevdiceği olacak bi' seveceği var, yakışıyor gibiler de ne bileyim, görüşeceklermiş,
poğaçasını hüplettikten sonra gitti Sami,
Anılın kedisi Parlay, savunmasız kalan Sigara Böreğime dadandı,
bir kedi nasıl ses ile çağırılır biliyorum
ama bir kedi nasıl bir ses ile kovulur bilmediğimden 'gel pisi pisi'nin kendimce tersine çevrilmiş bir yorumu olan 'git isip isip' demeliyim diye düşündüm,
gereksiz gerginlik olur diye sadece 'kışt mışt' diyerek öteledim hayvanı,
aç hissedince de sigara böreğimi yemeğe başladım.
bir süre sonra Anıl da uyandı kaç sabahtır çok mutsuz sinirli uyanıyordu,
bu sabah sakin ama mutlu gibiydi, iş buldu herhalde ondan diye düşündüm ve düşüncelerimi kendime saklayıp 'Günaydınssslarrs' gibi şakalı bir mesaj verdim, aynen cevap aldım.

telefonum çaldı çiğdem arıyordu sesinde herzamanki neşe yoktu, mutsuz da değildi galiba yorgundu.
''Taksimde buluşalım mı?'' dedi,
'olur' dedim,
''1 saate gelirim'' dedi
'tamam' dedim.
Anıla durumu anlattım, 'istersen sen de gel' dedim,
''napçağnız'' dedi,
 bi'yere oturur bi'şeyler içeriz dedim..
cevap vermedi..
benim çıkmama yakın üzerini değiştirdi, Parlay'a mamasını verdi, kıtır kıtır da yedi hayvan.
beraber çıktık,bi'süre sessizce yürüdük...
''geçen pazar şinitzelci kapalıydı değil mi'' dedi,
'evet tadilat vardı belki bu hafta açmıştır.' dedim.
yürümeye devam ettik,
ben bir ara 'orası da iyi yahu' diyerek şinitzelciyi övdüm, bu konuya çok odaklanmadık,
sokağın köşesine geldik,
şinitzelci kapalıydı,
karşıdan Anıl'ın sevdiceği ve komşusu olan Ezgi geliyordu, Anıl'ın gözleri bozuktur, gözlük de kullanamaz,
gözlerini kısarak Ezgiye baktı ve bana 'gülüyor mu o' dedi,
''evet beşlik simit adeta'' dedim.
Ezgi, taksimdeki yürüyüşten taksimin kalabalıklığından ve ne kadar çok ünlü gördüğünden bahsetti,
ben o sırada 'bu ikisi de şanslılar ha ülkemizin batıya dönük aydınlık ilişkisini yaşıyorlar adeta' diye düşündüm.
Ezgiye de 'evet hayvan sever ünlüler oradaymış galiba başka bir yürüyüş daha varmış sabah inernetten okudum' dedim,
daha sonra Anıla 'haftaiçi uğrayabilirim ' dedim,
''olur olur'' dedi.
Ezginin poşetindeki ekmeğe bakarak 'doyur bari bu Anılı' dedim ve ardından da ikiliye veda edip bir pazar günü öğlesonrası Mecidiyeköy sokaklarında yürümeye devam ettim.

Metro ile Taksime gitmeyi planlamıştım, metroya yürürken Cevahir Alışveriş ve Eğlence Merkezinin yanındaki beton boş alanda çocukları oyunlar oynamaya çalışan bazıları babalı, bazıları babasız aileler gördüm,
'Mecidiyeköyde çocuk büyütülmez.' fikrimi bir kez daha onaylayıp Antalyanın harika park ve bahçelerinde fazla aksiyona girmeden geçirdiğim sakin ama mutlu çocukluğumu düşündüm...
özlemişim.

metroya bindim, Taksim Meydanı'nın mevcut vaziyeti ve Kadıköylü Çiğdem'in genelde meydan tarafından değil de istiklal caddesinin sonu kabul edilen tünel tarafından geldiğini düşünerek şişhane metrosuna aktarma yaparak doğrudan oraya çıkmayı planladım.
planıma da harfiyen uydum ki bir başak burcu erkeğine de bu yakışırdı diye düşünüyorum,
tünel tarafından istiklal caddesine ulaştım Tarık Zafer Tunya Kültür Merkezinin önündeki eskiden Gloria Jean's olan şimdilerde kapalı olan dükkanın yanında Çiğdemi aradım,
sitem edercesine ''neredesin?'' dedi,
yok şişhane, vay aktarma derken gene geç kaldığımı fakettim 'tünelin oradayım, sen neredesin' dedim,
''meydan tarafındayım'' dedi
'ben tünelden gelirsin diye düşünmüştüm' dedim.
''mesaj attım ya'' dedi,
'gelmedi mesajların' dedim..ve o an farkettim ki klasik bir metro ile gelinen tam kesinleşmemiş buluşma faciası yaşıyorduk.
''tamam, ortada buluşalım madem.'' diyerek anlaştık ve Galatasaray Lisesi'nin önünde buluştuk.

Kahvecinin oğlu Starbucks'da farklı çeşitlerde birer çay almış iki çok eski arkadaş olarak oturduk,
canı sıkkındı anlattı, dinledim ve konular hakkındaki fikirlerimi söyledim, katıldıkları oldu katılmadıkları oldu.
biraz da ben anlattım o da fikirlerini söyledi...
onunla geçen aylardan birinde gene aynı kahvecide otururken farketmiştim,
biribirimizi iyi biliyoruz bu da birbirimize bir şeyler anlatırken daha hızlıca derine inmemizi sağlıyor,
galiba yakın olmanın en büyük avantajlarından birisi de bu.

otur otur sıkıldık ve kalktık,
güneşe doğru yürüdük,
güneşi ne kadar sevdiğimizden bahsettik,
ben bir ara güneşe olan sevgimi yaşam kaynağı falan diye bilimsel dayanaklara da dayandırdım,
o da ''kızın olursa adını koyarsın'' dedi,
ben de 'kızımın adı belli' dedim
ya duymadı, ya da merak etmedi,
merak etse ne güzel söylemeyecektim.

sallana sallana Galata Kulesine indik,
kesmedi Karaköy'e indik,
o da kesmedi Eminönüne geçtik.
acıkmış, canı da çekmiş ''balık-ekmek yiyelim mi?'' dedi, 'olur' dedim,
ben Eminönündekileri sevmem, almadım ama o turşu suyu da aldı,
gerçi eminönündeki balıkekmekleri de sevmiyorum ama bi'şey demedim, yedim öyle..
turşu suyunun son yudumunu masaları temizleyen adam çöpe atınca isyan etti, o son yudumunu ekmeğinin son lokmasına saklıyormuş,
çok güzel isyan etti karışmadım,
adama şöyle bir bakmaktan öte bir şey demedim,
adam da bi'şey demeden ona bir turşu suyu daha getirdi,
bir ara cihangirdekinden de içersin dedim..
cihangiri sevmediğinden bahsetti bir de oraya her gittiğinde Işın Karaca'yı çocuğunu gezdirirken görüyormuş,
''babalı mı babasız mı?'' diye soracak oldum da sormadım.

Süleymaniye'nin ardında batan güneşle birlikte akşam çökmüştü,
akşam ile birlikte, yemeğin üzerine biz de biraz çökmüştük,
denize baktı,Galata kulesine baktı ''ben buraları seviyorum'' dedi,
''evet, tam bir teyze ve amcayız eminönüne geliyoruz halen'' diyecektim, demedim.
onun yerine nostaljik ve mimari değerlerden gem vurdum.
ayaklandık, koşmadan seri adımlarla Eminönündeki Kadıköy vapur iskelesine yöneldik,
vapurun beklediğini gören Çiğdem koşmaya başladı, Çiğdem daha önce de benzer bir durumda koşmaya başlamıştı ve bu iki olmuştu ama ben gene şaşırıyordum,
hem şaşırıyor hem de peşinden koşuyordum,
bir ara sakallı gencin biriyle hızlıca selamlaştı, ben genci sallamadım, sözlüktenmiymiş neymiş..
bu arada ikimiz de uçurulmuş ekşi sözlük yazarlayız ..kaydolurken de haberimiz yoktu uçurulurken de haberimiz yoktu sadece yazarken biliyorduk birbirimizi,
neyse vapura yetişti, 'daha sık görüşelim' dedim ''
olur'' dedi.

geri yürürken 'Şu Çiğdem de bana diyor da az hesapçı-plancı değil; zaten bazen ondan darlanıyor galiba,şu vapuru kaçırsa üzülürdü herhalde..
gerçi: ,ben herşeye rağmen mutlu olabilirim, demiş birisi de kendisi..' diye düşündüm.
Eylül bitmek üzereydi,
çok ileride bir gün pazar günlerini sevme ihtimalim vardı,
2012 Ekiminin ilk günü geliyordu,
2012'nin de bitmesine 3ay vardı.
gene bir halt anlamadan geçen Eylülün bitmesi yetmiyormuş gibi ayların en gereksizi Ekim'in de tıpkı bir inek öğrenci gibi pazartesi başlayacak olması, içimi çok bunalttı,
gün içerisinde çok yakınlarımı görmeme rağmen galiba kendimi çok yalnız hissediyordum,
ve yine galiba tek başına yaşamak bana yaramıyordu.

Arkadaşım Güneş ''Soğuk biradan alınan ilk yudum insana can verir.'' gibi bir söz söylemişti, o aklıma geldi
'her zamanki biramdan içeyim bari' diye düşünerek Galatakulesine yöneldim.
Karaköyde az önce kalabalık olan ara sokaklar bomboştu,
çevre esnafı ve halkı galiba güneş enerjisi ile çalışıyordu.

Galatakulesi'nin oradaki Diasa'dan herzamanki gibi Bomonti biramı aldım,
alkole gene zam gelmiş,
kendikendime gerekli mercilere Anadolunun bira ve şarap tarihinden başlayan ve sonu çok kültürsüz sözlere varan çeşitli laflar ettim.
Biramı içe içe Tünel Meydanına doğru tırmanmaya başladım,
biram herzamanki gibi tam odakulenin orada bitti, çöpe attım,

yürümeye devam ettim.
yürüyerek eve giderken erken yedim gece acıkırım diye düşündüm,
bir de Ekimde Annemin doğumgünü var diye düşündüm,
özlemişim.

Çizim Bana Ait.

5.09.2012

Same day & Fame pay



N'abıyonuz len okur kısmısı?
Aslında çoğunuzun blogger olduğunu düşünürsek hem okur hem yazarsınız ve bu güzel.

Benim için yaz, koltuk örtüsü demek.

Arkadaşım Onur E. Adidastan ayakkabı almış defter ile defter çantası gibi bir şey hediye etmişler, aklınızda bulunsun.

Denizde ayağınızı balık ısırmamışsa o tatil biraz eksik kalmıştır ama gene de güzeldir.. Tatil sonuçta.

Kardeşimin fil'e ''hil'' diyebildiği zamanlar iyiydi.

Öyle bir geçer zaman ki dizisinde baktım geçen, mete karakteri yeni imajı ile inceden George Harrison olmuş.
Dükkanına da asmış zaten The Beatles'ın resmini başka bir duvarda da Mavi Işıklar.
Bu arada o dizi de dönem seksenlere gelmiş ve TRT'de yayınlanan seksenler dizisi ile dizi aynı zamanda yayınlanmış..
Ben düzenli olarak izlemiyorum zaten, şimdi onlar düşünsün.

Şu son cümlemde de ''ben zaten televizyon izlemiyorum hı hayt '' artizliği yapmışım gibi oldu
ama öyle değil İstanbul'daki küçük evimde televizyonum yok,
gerek de duymadım.

Bu arada ev arkadaşım bir takım hayati eşyalarını da alıp evimizi terketti .
Kendisini çeşitli hakarete varan söylemlerle itham edebilirdim ama yapmayacağım.
gidip ev düzeceğim,
az eşyalı film evi yaparım belki.
Gerçi onun için de karyolasız, yerde duran ama temiz çift kişilik yatak  falan lazım..

Çocukluğumdan sonra ilk defa Almanya'dan gelen çikolata yemem Çiğdem S. sayesinde oldu..
Gerçi üzeri kuş yemi gibi bir şeyle kaplı bir çikolataydı ama olsun..
En azından bana aldırdığı ve benim hatır için içtiğim o tarçınlı çayı bastırdı.

Hollanda, Küba ve Jameika birleşsin ergenlere de vize versin..
Ulaşım şirketleri de beklentilere girmeyi bıraksın..
Gitmiyor o ergenler oralara sadece muhabbetini yapıyorlar.
Anne babalarından izin alabilirlerse olimposa gidebiliyorlar; Kendilerini fakir göstermeye çalışıp ''olimpos bozdu yeaa'' diyorlar.

Tüm fişlerini saklayan insana hiç göstermek istemediğim büyük saygı ve sevgim var.

Bazı kızların bikinisi yaklaşık 5 karış mayo kumaşından üretilebiliyor..
Fazlası zarar zaten.
(Elimle ölçüp ölçmediğim ise merak konusu.)

Geçen gün parkta bir spor aletinin altında cüzdan buldum,
alete binen çocuğa ''bu senden mi düştü len'' diye sordum.
''Yok amca bilmiyorum'' dedi,
''amca ne lan?'' diye düşünürken cüzdanın potansiyel sahibine gidip sordum,
teşekkür ede ede bi' hal oldu.
AMCA NE LAN ? AMCA NE ?

Vedat Milör'ün oynadığı reklam olmamış..
Gerçi oyunculuklar Arka Sokaklar'dan iyi.

Eylül ayı da ne övüldü gene..
Olsun yakışır..

Kıvırcık-dalgalı saçlı kızların 2010 senesinden sonra bariz popüler olmaları diye bir gerçek var.

Albert Einstein zamanında ülkemize gelebilseydi muhtemelen bu kadar bilinmeyecekti.
''Almancı fizikçi'' olarak kalacaktı.

Kış, Ankaralı rock topluluklarının mevsimidir.

Antalya'ya yolu düşenlere Castle'ı tavsiye ederim.
Hem fiyat performansı gayet yerinde hem de manzarası şahane.
Umarım bu kış banyo lifi bereli kız görmem.

Bomonti bira'nın kutusu çıkmış.

Whatsapp'a geçenler sanki dünyanın en harika şeyiymişçesine beni çağırıyor,
onu da anlamadım gitti.

Oturma odası olmayan eve garip bi' sempatim var.

Lelya ile Mecnun'daki Yavuz'un şarkısını da ezbere söylerim.

Deniz ve Mehtap sormuyorlar artık seni,
zaten Erasmusa gittikten sonra ikisi de tırto oldular.
Facebookta hemen okudukları okulları yabancı okul yaptılar.

''Şüphesiz ki cehennem Antalyalıların ayakları altındadır.'' dedi arkadaşım Fahrettin A.

Batesmotelpro'nun Gerzomat isimli filmini izledim, hiç beğenmedim.

Rana isminde tanıdığım olsa olabilirmiş bak.

''Bu sene eurovision'a Demet Akalın gitsin geri dönmesin'' Vedat Özdemiroğlu.

Benim şöyle bir fotoğrafçıda çekilmiş kepli fotoğrafım yok.
Ortaokulda kep atmıştık da lisede kep atmamıştık,
zaten ikisi de gereksiz..

Ölen bir dinozor, onun leşini yiyenlere aylarca yetebiliyormuş.

Şimdilik benden bu kadar.

afiş: Hotel Chevalier

22.08.2012

Rakamlarla Aram Fenadır.

bir insan neden/nasıl çay sevmez anlamam, hadi sevmezsin de çaktırma AYIP DİYE BİRŞEY VAR !

iki kişinin bildiği bence sır olabilir sorun yok, ayrıca paylaşmak iyidir...bence yalnızlık da paylaşılr, paylaştım.

üç kardeş hep garip geliyor bana. insanın ortanca evladı mı olur yahu? hayır bir de  ortancalar süperkulade kişiler oluyor hep.

dört rakamı da iki türlü yazılıyor ya.. aslında biri ötekinin üşenilmişi yahut tam tersi..ikisini de sevemedim gitti.

beş tek başına güzel bir rakam ama yanına başkası gelince hiç güzel olmuyor...
her yemeğe kaşar koyan kafe  gibi oluyor..

altı senedir blog yazıyorum, iyi bok yiyorum..peh..

yedi mi? yemedi mi? diye düşünen tek canlı annedir.

sekiz'i çok hızlı söylersek seks olur..seksi çok hızlı yaparsak sekiz olur..(hey yavrum hey..)

dokuz ile domuz benim için aynı şey.. ikisini de sevip sevemediğimden emin değilim...
 domuzu bilhare tadmak lazım.

on ve off ne kadar da pratik sözcüklerdir öyle.


 Fotoğrafı memleketim Kaş'dayken ben çektim.


14.08.2012

Derleme - Mai Dönem

trt fm gibi kadındı,her daim bir şekilde çekiyordu.
Bir de trt 2 gibisi vardı, kültürü sanatı bol.

Öyle öte böyle yaprak, Öyle muhalefete böyle hükümet.

Çirkince kıza instagram ne çare, photoshoptur ilacı, aranma nafile.

"Go, go johnny go"-Chuck Berry.(1957)
 "Allah'ından bulasın emi cane." -Cengiz İmren.(2000)

Aslında tam olarak öyle değildi de anlatıp sıkıcı olan ben olmak istemedim.
Dinlemeye devam ettim, bilmeye değil paylaşmaya ihtiyacı varmış.

Aptal, hep aptaldı da Deli bir zamanlar çok zeki idi bundan eminim.

ercüment ç.: bana mutsuzluğun resmini çizebilir misin?
behzat ç.: *mına bile korum.

Şaka maka milletçe atletizmde bile geri dönüş yaptık.

Apartman önünü kara kedi mesken tutmuş, beni görünce saygıdan ayaklanıyor, "yat ulen

deyus" diyorum yatıyor, bir gün dile gelirse şaşırmam.

Hiç benzemeyen iki insanı birbirine benzetiyorsanız birini özlemiş olma ihtimaliniz vardır

yahut bu işten hiç anlamıyorsunuzdur.

2006 yapımı İngiliz filmi: Starter for 10 tavsiye edilir.

Acı yedikten sonra çayın lezzeti daha güzel geliyor.

"Mutlu edemeyeceksen, meşgul de etmeyeceksin.." - Özdemir Asaf
''Ben Seninle Mutsuzluğa da Varım.'' -Savcı Esra (Behzat Ç.)

''Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam.'' -C.SıtkıTarancı
''Akşam oldu hüzünlendim ben yine.'' Ahmet Cengizoğlu.

Sertap Erener'in ''Dım dım'' şarkısı ve şarkının klibi bir tek bana mı aşırı tiksinç geliyor?

Sokakta oynayan çocuklardan biri diğerine ''oğlum ben 2005'liyim.'' diye hava attı..
vay gidi vaylar gidi.

Barmene değil ama berbere ''herzamankinden'' diyebiliyorum.

Bazı arkadaşlarımla ilişkilerim askıya alıyorum uzun süre de orada bırakıyorum,
enselerinde askı izi kalsın da görsünler.

'' Nothing's gonna change my world, '' -John Lennon
''Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir '' -Herakleitos

Ben sana yaşama demiyorum, hobi olarak gene yaşa.

Neşeli Hayat filminde ''Tutarsız insanların çayı içilmez'' diye bir söz söylenir,
onu çok severim.

''Bülbülü altın kafese koymuşlar,ille de vatanım, demiş.'' =Türk Atasözü
''Bize her yer Trabzon'' =Trabzonspor Taraftarı Sloganı

Yeterince derine in, bulutların üstünü göreceksin.

Ananeme ,yabancı dillerde eşyanın cinsiyeti var dedim,
"benim büfe kesin erkek, öylece duruyor." dedi.

Terkettiğiniz bankamatik sırası daha hızlı ilerler.

''Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım ?'' - Nihat Aşar
''Saatim yok tam olarak bilemem Biraz bira biraz şarap önceydi'' -Teoman

Şu gece yatmayan sabah kalkmayan gececillerin yarısı aptal fare, yarısı bilge baykuş.

Şarkının ortasında neden pıslı sesinle ''caz diyorsun arkadaşım sen?,
biz anlıyoruz zaten caz o.
hiç ''türküğğğ'' diyen Neşet Ertaş gördün mü?

Ülkemizde siyaset: ''Göğsüme vura vura çürüttüm SOL yanım ey.''

''Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı insan ise yalnız zamanında.'' -B. SHAW
''Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle'' -Cem KARACA

Her şeye "o kafası ,bu kafası".. bi' at kafası vardır bildiniz mi?

Her ''gözün aydın'' diyene yapıştırıyordu ''kulağın manisa'' cevabını.
kötü bir şaka olsa da gelenek bozulmuyordu.

''Hesretene vermeeğğğee beheren yereneeeeğğğğ'' -Popstar Bayhan

Şekilli kızların hepsi mi koca kafalı olur?

Terörü değil vatandaşı bitiren bir hükümet var.

''Her şey sevgiyle başlar.'' -Bülent Ortaçgil
''Allah create everything inşallah'' -Adnan Oktar

"çirkin şansı" da ne ola?
Çirkininki şans değil rahatlık,
ayrıca iyi başka güzel başka..buluşursa ne âlâ.

''how i wet your mother'' : the simpsons'ın 502. bölümünün adı.

''Her şey birdenbire oldu. birdenbire vurdu gün ışığı yere;'' -Orhan Veli Kanık

''Everything is something happened'' -Fatih Terim

Uyanık gibi değil gibi:ramazanda tadilata geçen lokanta.

O hikayedeki hapşuran benim.

''burada kaş boyası yok'' dedi,
bizde ''kara kaşlara söylenmiş türküler vardır.'' dedim.

Renee Zellweger 1969 doğumluymuş.

Antalya otobüslerinde yazan "slayf" kelimesi "sea life otel" anlamına gelmektedir.

'' Hararet '' Goes To The Other Side With Turkish Breakfast Tea !

Operadır,senfonidir bunlarara hep gitmek lazımdır.

Veledin teki yanındakine "adamın A harfisin " dedi.

En güzel mevsim: akşamüstü.

Fotoğraf bana ait mavi Antalyaya

twitter'a yazdıklarımı şöyle bir derledim.
iyi tatiller.

5.08.2012

Mim & Röportaj

                                                 temsili röportaj fotoğrafım.

memento mori  beni mimlemiş.
bilmeyenler için izah etmek gerekirse: çeşitli sorulara cevap vermem isteniyor.
bu arada bu memento mori tarafından gelen ikinci mim ilkini yapamamıştım ama bu sefer çok severek yaptım.

1-Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?
_Öncelikle tıp dünyasına ''afedersiniz ama sizin yapacağınız işin ta *mna koyayım'' derdim.
sonuçta çaresi olmayan hastalık nedir yani? ben buna yakalanmışım bir de..
neyse efendim 1 sene çaresi olmayan hastalıklar için güzel süre,
belki çaresi bulunur bilemiyorum ama ben bu 1 senenin ilk bölümünde beni sonsuzluğa taşıyacak yazılı ve görsel sanat eserleri kaydederdim..
kayıt teknolojileri iyice gelişiyor gelecek nesillere taşınmak lazım.
kalan kısmında da önce cennet vatanımızın sonra da dünyanın geri kalan tüm güzel lokantalarında bulunurdum arada güzelim şarapların etkisi ile yapacağım çapkınlıklarım sonuçlarına da benden geriye kalan ailem çok sevinecektir herhalde.

2-Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?
_Fobi olma seviyesine gelmese de hamamböceğine ve türlü gelişkin haşerata aşırı saygım var.
Çocukken biraz yüksekten bir de spiral merdivenlerden korkardım.
Ayakkabı numaram büyüdükçe aştım.(o ayakkabılarla pek çok hamamböceğini de katlettiğimi belirtmeliyim)
Son olarak gene fobi sınıfına sokamadığım dişe sürtülen peçete'den tiksindiğimi de bu vesile ile belirtmek isterim.
Takıntı konusuna gelirsek, bir başak burcu erkeği olarak sınırsız takıntılarım vardır ve artarak çoğalıyorlar..İlginç olanlardan biri herhalde tişörtlerimi renk skalasına göre asmam ve aynı nizamda katlayıp dolaba yerleştirmem.
bir de tarçınlı,vanilyalı şeylerden uzak duruyorum..aklıma gelmişken kırmızı giymem..düne kadar şapka takmıyordum onu aştım.

3-Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?
_Bu bir kere başıma gelmişti ancak insanlığa olan inancımı kaybetmedim,
''nasıl oldu?'' derseniz anlatayım:
2009 öss sonuçları açıklandığı o sıcak pazar günü puanım düşündüğüm ''iyi'' bölümlere yetmiyordu, yine de bir yerlere gitmeye kararlıydım babamla ufak bir kavga ettikten sonra evden dersaneme doğru yürüdüm ve yol boyunca tek bir insan bile görmedim tek başıma olmayı seven bir insan olduğum için sorun etmedim ,zaten insanlardan kurtulabileceğime de hiç inanmamıştım, dersaneme gittim; rehberlik işlerine yardımcı olan Elif hocayı buldum, ne güzel kadındı, o da o gün de çok güzeldi..
4-Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?
_Aklımdaki dünyayı dolaşma planı yakın olması sebebi ile Yunanistan,İtalya,İspanya gibi Akdeniz ülkelerinden başlıyor sonra pek sevmediğim Fransa üzerinden Almanya,Belçika, Hollanda yapıp Büyük Britanya'da çokça zaman geçirdikten sonra Güney Amerika topraklarını gezerim diye düşünüyorum, turun sonu herhalde Asya ve Hindistanda biter.

5-İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?
_Öpmedim, diye düşünüyorum ama henüz kendim de farkında olmamış olabilirim çünkü: tanıdğım insanların potansiyellerini de farketmeye çalışan biriyim,  fakat şunu söylemem gerekiyor ki kadınlara prenses gibi davranılması önemli bir şey olsa da ,kadınlar prenses olmasınlar görüşündeyim.
neden derseniz?
prenses dediğimiz şeyin anası babası kral-kraliçe falan oluyor yani bu prenses hayatın gerçeklerini bilemiyor; mesela siz hiç çok güzel pilav yapan prenses gördünüz mü?
Normal kadın çok güzel pilav yapar. İşte o kadına prenses gibi davranılır.
Kendi küçük dünyamızın prensesi olur.. hatta uygun romantiklikte yemekler yenmeye devam ederse direkt Cumhuriyete kadar gelebiliriz.

6-En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?
_En son yaşadığım küçük düşürücü olay, sanıyorum bir sarhoşluk anımdı, sanıyorum diyorum zira sarhoştum pek hatırlamıyorum fakat sarhoşken dönüştüğüm kişiyi hele de istanbulda
dönüştüğüm kişiyi sevmiyorum Antalya sarhoşluğu biraz daha aklımdakine yakın ve sevecenlikle geçiyor; sanıyorum aradaki nüans metropol ve Akdeniz kenti arasındaki nüans.

7-Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?
_Asla yanımdan ayırmadığım 3 şey sorusuna karizmatik cevap vermek isterdim ama şöyle düşününce 3 numara miyoplar için olan gözlüğüm, cüzdanım ve anahtarım sonuçlarına ulaşıyorum ama soruya ''fikirlerim, özgürlüğüm ve karakterim'' cevabını da verebilirdim.

8-Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ?
_Açıkçası var olan bir yapım olmasını istemezdim zira bu tip yapımlarda gerçekçi kurgu karakterleri çok severim ama Fatih Akın, Wes Anderson, Ezel Akay gibi isimlerin yapımlarında hayatımdan akılda kalıcı bir yan rol olarak bahsedilmesini isterdim yahut bir Orhan Veli şiirinde ki bahsedilmek hoş olurdu o şerefe ulaşmış babamın amcası vardır, o da bambaşka bir hikaye.
bir de ünsüz bir ressam olan kuzenimin çizdiği bir iki portrem var onlar sayılmaz herhalde.  (Gülüşmeler)

9-En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?
_Öncelikle en yakın arkadaş konusunda eksikleri olan bir insanım o yüzden soruyu en yakın arkadaşlarım olarak değerlendirip uzaylı sayısını da katlıyorum.
En yakın arkadaşlarımın uzaylı olduklarını düşündüğüm zamanlar zaten çokça olmuştur, denek olarak da beni götüreceklerse çok sesimi çıkarmam herhalde zira onlar benim ''uzay tarihine adım geçsin'' gibi olası cins isteklerimi zaten öngörmüşlerdir.

10-İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?
_Benzer bir konuda fikrimi bir sözlükteki ''görünmez olunca yapılacaklar'' başlığına yazmıştım, fikirlerim aynen devam ediyor.
görünmez olan kişilerce önce sosyal, psikolojik, cinsel vb. tatminlerin sağlanacağını ve daha sonra da görünür kılınmaya çalışılacağını düşünüyorum, günümüzün dünyasında son 25 senedir bir görsel imaj olmak, var olmakla neredeyse eşit tutuluyor.
Gözü gönlü ne denli tok bir insanlar da olsak toplum tarafından fark edilip değerlendirmeye hepimizin ihtiyacı var.

şarkı

2.08.2012

İnsan Olan Nallar

Öğleden sonra gelen telefon ile akşam için plan yapmıştı aslında böyle ''günübirlik''planları sevmiyordu ama cafelerimizin ve barlarımızın gelir kapısı olan hoşlanılan kişi ile temiz temiz giyinip bakkalda satılan şeylerin daha pahalıya satıldığı bir takım müzikli binalarda sosyalleşme ihtiyacına onun da sahip olduğunu düşündü.

geçmiş tercübelerine dayanarak ''keriz gibi tam vaktinde gitmeyeyim'' diye planlamış ve gidilecek olan bara geç gitmeye kararvermişti ancak o kadar geç gitmişti ki siparişler verilmiş tanışılanlar tanışılmış ve en önemlisi oturma planı herkese bir tanıdık düşecek şekilde ayarlanmıştı.
insanlar ile tokalaşmaya varmayan el temasları kurup birbirlerine anlamadıkları isimlerin söylendiği tanışma merasiminin ardından yancılık makamına yaklaşan kötülükte bir sandalyeye oturmuştu.
hoşlandığı kız henüz ortalarda yoktu, garson boşları alırken bir açılış birası söyledi, birasını içerken şekilli içkileri gözüyle süzdü,
''ee sen n'aptın, aynı ya işte..''gibi gereksiz diyaloglara girerken etrafındaki insanların konuşmalarına kulak misafiri olup içkilerin içeriğini, adını falan öğrenmeye çalıştı..
fakat olmadı, yine enerji vodka söyledi.

garson enerji vodkasını masaya bıraktığında kız gelmişti,
su yeşili rengi olduğunu daha önce ona bahsettiği ojeli elleriyle enerji vodkasını masadan geri aldı ve enerji vodkadan bir yudum aldı,
gelen o idi ve ne kadar güzel samimi giriş yapmıştı.
hatta ikilinin dudakları aynı bardakta buluşmuştu bile..
kız, hızlıca yanıdaki sandalyeye oturdu,
adam ''orada bir kız oturuyordu sigaraya çıktı adı cılımzıca gibi bir şey, tanışırken hiç anlamadım'' diye itiraz etti.
Kız da ''aman bırak Cansuece orospusunu başka yere otursun kaltak, esas sen ne n'apıyorsun ?'' cevabını verdi.
adam herkese verdiği ''aynı işte'' cevabını vermek istemememişti ancak yaptıklarını da burada hakkıyla anlatacak durumda görmedi. ve ''burada olmaz anlatırım sonra kahve falan içeriz'' dedi.
Kız da sigarasını yakarken gözleriyle onaylar biçimde ''tamam tatlım'' gibi birşey dedi.
sigarayı görünce ''sigara yasakmış Cansuece orospusunun yanına git istersen'' dedi.
kız da ''du bakayım şu sürtüğe'' diye kalktı,
adamın oturduğu yerden kapı gözüküyordu ve kız ile Cansuece (orospusu) birbirilerini çok özlemişcesine birbirlerine pışpışlı sarılıyorlardı,
duruma çok takılmadı, içkisini bitirdi garsona bardağı göstererek içkisini tazeletti.
Cansuece ile kız geri geldiler.
bu sefer Cansuece adamın karşısına oturdu kız da yanına oturdu.
3lü olarak topluluktan ayrı sohbet etmeye başladılar, gülüyor eğleniyorlardı.



O sırada kızın omzunu kıllı mı kıllı bi el sardı.
kız da ''aşkım canım bebüşüm'' gibi bir takım vıcık laflarlarla sevgilisi Okana sarıldı..
3lü bozulmuş 4lü olmuşlardı.. onlara baktıktan sonra Cansuece ile gözgöze geldiler ve nefretlerini paylaştılar ama bizim adam şaşırmıştı da onu paylaşamadı..
Okan ile tüm masa tek tek tanıştı, hatta bazıları ''meşhur Okan'' diye takıldı.
ama nedense ''ee sen n'apıyorsun birader'' kısmı adamımıza düştü.
dünyanın en yüzeysel ve boş konuşmaları Okan ile de tekrar yaptıktan sonra Okan hakkında ''aha işte gece klüplerinde kızların yanındaki kirli sakal - beyaz gömlek bu'' diye düşündü,
sonra da ''beyaz sakal - kirli gömlek olduğun günler de gelecek okan efendi'' diye homurdandı.
Okan gaza gelip 4lüye rakı söyleyince ''heheh hadi bakalım'' samimiyetsizliğinde rakılar içildi.
içtikçe içe kapanıldı,
kız Okan'a, Okan kız'a sardı,
Cansuece'nin Okan'a ''enişte hoyt hadi bakalım'' deyip adamımıza geri sardığı rakılı rock müzik muhabbeti adamımızı pek sarmadı.
masadan kalkmaya kararverdi ''ama önce bir takım düzgün çiftler erken kalkar, onlardan sonra kalkayım da ilk kalkan olmayım.'' diyerek bekledi.
bekledikçe rakıya abanıldı,
bekledikçe Okanla samimi gibi olundu..
zamanı gelince masaya 50lira bırakıp kalktı.

normalde otobüs vardı ama temiz hava uğruna yürümeyi tercih etti, barın çıkışında gül satan cüce bir teyzeye denk geldi.
teyze ''e anam sen sapsın, sana nası gül satcez bakem, o zaman sana nasihat: şu saçını sakalını kes pırıl pırıl gencecik yüzün çıksın meydane'' dedi.
teyzeye bakıp ''yahu teyze ne yapıcan benim pırıl yüzümü'' diye cevap verdi.
teyze ''bak çocuğum benim anam babam cahil insalardı, akrabaymışlar, ondan ben böyleyim,Allahımdan umudumu kesmedim ama çocuğum olmuyor işte, şimdiki gençler benim anam babam gibi değil.. onlar birolsunlar diye de gül satıyom ben. onlar birolsunlar da pırılpırıl evlatlar yetiştirsinler diye.'' cevabını verdi.
teyze anlatırken aklına topraktaki annesi geldi..
bir ara gözü dolar gibi oldu ama başparmağını kırarcasına yumruk yaptığı için kendini tutabildi.
teyzeden birtane gül aldı,berbere gideceğine de söz verdi.
bardan içeri kafasını uzattı, kız Okana tırnaklarını cilveli bir sarhoşlukla gösteriyordu. Cansueceye de Okan'ın bir değişiği eşlik ediyordu,
yoluna devam etti.

içtiği içkilerin sarhoşluğu yolda başlamıştı.
kısayoldan eve varmak için arasokağı tercihetti,
hiç beklemediği bir saatte önünden bol ışıklı bir fayton geçti,
faytonun süsüne ve atların nallarına bakıp ''yazık atlara'' diye düşünürken sokağın köşesindeki orospuya gözü takıldı,
iki motorsikelete 7 kişi binmiş ergenler küçümser bir tavırla pazarlık ediyorlardı,
ergenlerin gitmesini bekledi,
kadına yanaştı fiyatını sordu,
kadın gülü kastederek ''elindeki yeter'' dedi,
''tamam'' deyip anlaştılar.
işlerini yaptıktan sonra kadın , ''niye bukadar sertsin? aslında sakin birine benziyorsun'' dedi.
adam ''bu sayede sakin kalıyorumdur belki, çok mu gelen oldu bugün ? yoruldun mu ?'' diye sordu.
kadın: ''sanane be, ayol o gülü vücudumu satın alman için aldım ben, diğerlerini arkadaşlarıma anlatırım, olabilecek misin bakalım bir orospuyla arkadaş?'' diye sordu
adam: ''yok canım, bu gece öğrendim olamıyormuşum.'' dedi.
oradan çıktı,

kızların babalarına benzeyen erkeklerden hoşlandığı teorisi üzerine Okan ile tanıdığı kadarı ile kızın babasını karşılaştırdı
''ulan zerre benzemiyorlar'' diye düşündü.
erkelerin de annelerine benzeyen kızlardan hoşlandığını düşündü sonra annesini tanıyamadığına içlendi.
eve girdi, hiç bir şey düşünmediği anlardan birinde sızdı.
sabah telefonunda kızdan gelen mesajı gördü mesajda, ''okn sni çk svmiş ne gsl yha.. bu arada cnsece sni sordu kips ;)'' yazıyordu.

3.07.2012

Good Kisser & Food Washer


merabayın.

Kemal Sunal'ın ölümünün 12.senesi münasebeti ile sosyal medyada paylaşılan imajlara  şöyle bir baktım da büyük çoğunluğu Kemal Sunal'ın şahane performanslarını içeren kayıtlar.
halbuki bir de oyunculuğunun ötesinde harika bir adam olan Kemal Sunal vardır ve hepimizin onu anması gerekmektedir diye düşünüyorum.
Link!

''Bu ismin yanına lakap da yeni nesil ergenlerde moda herhal.'' diyerek verdi tespiti Esra Y.
şöyle de bir blogu var kendisinin: http://ballisutseverimben.blogspot.com/ 
aynı zamanda Honey Bean Milk Salad adlı blogda bana ortaklık yapıyor: http://honeybeanmilksalad.blogspot.com/

Katılamadığı düğüne maketini gönderen adamlar yaşıyor ülkemizde.
Bence ülkemiz asyadan avrupaya uzanan bir mizah görevi görüyor.

yıllar önce bir kopyala yapıştır yazı yazmıştım da o zamanki okurlarım ağzıma s*çmıştı.

''şunu da yaptık-bunu da ettik'' diye konuşuyorsam biliniz ki şaka ile karışık anlarımdan birini yaşıyorum.

İstanbul akşam da simit satılan garip bir yer,
yedim mi? yemedim,
yer miyim? yemem.

''Abi bir yanlışınız olmasın ?''
ile
''Memur Bey büyük bir hata yapıyorsunuz.''
arasında
dağlar
var.

Uzak Doğu'da ismi ''Fuk Yu'' olan binlerce insan varmış.

Bourbon ile Viski'nin farkını öğrendim şöylemyiş:
Bourbon: Mısırın damıtılması ile elde edilen bir Amerikan içkisidir,
tadı viskiye göre biraz daha tatlıdır ve vanilya aroması içerir.
ABD'nin güneşli eyaleti Kentucky'de dinlendirme işlemi İskoçya ve İrlandaya göre daha kısa sürdüğü için Bourbonlar genelde 5 senede de hazır hale gelebilmektedirler.
Viski (Fiski de derler) :Maltın iki kez damıtılması ile elde edilen bir kelt içkisidir.
 (iskoç viskisi genelde 3 kez damıtılır) ve viski kelt dilinde ''yaşam suyu'' anlamına gelen bir kelimedir.
 viski'nin tadı bourbon'a göre daha acıdır.
İskoçya ve İrlandaya Amerikaya göre daha güneşten uzak diyarlar olduğu için Viski'nin dinlendirme süre en az 8 sene sürmekte ve tercih edileni 12 senelik olanı olmaktadır.

yaz mevsimi ile birlikte kızların dekoltelerinden kesilmiş fotoğrafları sosyal paylaşım sitelerindeki yerini aldı.


eskiden ismin sonuna spor ekleyip bireysel spor takımı kurmaca vardı ve galiba dayılar falan çok sevdiler böyle konuşmayı.
örneğin adımız şebnem ise şebnemspor.

bir lokantada o lokantanın adına yapılmış bir yemek varsa,
ben onu yerim arkadaşım, cebimdeki para hariç  kimse beni bundan alıkoyamaz.

Oyunculuk insanın kendine yakışmayanı da giyebilmesidir.

Amy Winehouse 14 eylül doğumlu bir başak burcu kadınıdır.

Fare yakalamak için kullanılan tekniklerden birisi de yapışkanlı kağıt tekniğidir
şöyle oluyor: yapışkanlı kağıdımızın yapışkan kısmı faremizin tahmini geçiş güzergazına bırakılır (genelde kapı eşikleri) ve ev halkıa yapışkanlı kağıda dikkat etmeleri söylenir derken bir akşam sessizliğinde farenin çığlıkları işitilir, işte bu nokta önemli zira eve giren fareler genelde fındık faresidir ve bazı insanlar evlerine giren bu misafirle tanışınca ona bir semptai besleyebilirler zira kendisi dişlek bıyıklı bir canlı öhöm ne diyorduk hah işte bu noktadan itibaren en soğukkanlı birey en uygun şekilde Fareyi etkisiz hale getirmekle yükümlüdür.
tabii diğer bir yöntem de kedi sahibi olmak.
fareler kediler hariç tüm canlıların eklem seslerini duyabiliyorlarmış.

Modern dünya yalanı: ''birlikte bir şeyler yapalım bir ara.''

Kesin olmamakla birlikte yaz sıkıntısı diye bir olay var.

bu arada Rahmetli Kemal Sunal Marmara İletişim Fakültesi mezunudur ve o zamanlar da görevde olan Yarımcı Doçent Doktor teyzemin öğrencisidir,
kuzenimle benim resme olan ilgimizi duyunca imzalı fotoğrafının yanında bize birer de resim defteri göndermiştir.
şimdi benim başıma böyle bir olay gelmişken fotoğrafa resim diyen insana nasıl kızmayayım.

efendim ayıptır söylemesi kıç çatalı dediğimiz şey en çok baharda gözüküyor.

Ben : Biliyorsun Samiciğim İmaj değiştirmek, benim karakterimdir.
Sami Ö. : hadi len öyle karakter mi olur?

efendim bazı genç kızlarımız hayallerindeki kocadan bahsederken coşuyorlar:
''müzik zevki olacak, edebiyattan anlayacak,  sinemaya tutkusu olacak,  tiyatroya saygı duyacak, resim heykel galerisi gezecek, modern sanatla dansla baleyle ilginecek.''
şimdi sevgili koca meraklısı kızlarımız soruyorum size bu adam ne ara para kazanacak ?
ha über kültürlü zengin çocuğu arıyorsanız biraz da kendinize bakınız bakalım denk misiniz?
bir kere siz kafadan böyle bir listeye sahip olduğunuz için çıkarcısınız.
ayrıca müzik zevkiniz fettah can (tek kişi mi bunlar ?),
edebiyatınız facebook'un arabesk özlü sözleri,
sinemanız aşk tesadüfleri sever ile adını feriha koydum arasında,
tiyatronuz zaten yok galiba..
neyse devam: resimden heykelden anladığınız ''tablolar koltuklara uysun, heykeller de biblo'' olsun,
modern sanatta bienallerde de gördüğünüz ilk çıplaklıkta ''ıyh'' der kaçarsınız,
danstan anladığınız da koltuk altı bol terli düğünler.
ve bu saydıklarım benim için hiç de garipsenecek, ayıplanacak şeyler değil olabilir.. normaldir.
Lakin iki yüzlülüğe ve kendikendine çok değer biçmeye çalışan insana tahamülüm yok.

türkçe fonolojisinde (ses bilimi) r'nin üç farklı telaffuzu varmış.
-kelime ve hece e sonlarında olan r: bir,dar ve bazı insanlar bunu j olarak algılayabiliyormuş.
buyrun deneyin: pınar, pınar, pınar, pınar, pınar, pınar, pınar, pınar, pınar, pınar, pınar,
-intervocalic denilen iki ünlü ses arasında olan r: ara, sıra,yara
kelime ve hece başlarında olan r: renk, rende, ramak, bayrak

Yaz parfümü diye bir şey varmış,
 daha ferah kokularmış.

çocukların artık sokakta oyun oynamamasına bir tek arabasıgüzeller sevindi.
arabasıgüzellerin arabalarına artık beton zemine yapılan maçta gelişe muhteşem bir kafa vuruşu sonucu gol olan top gelmiyor.
hayatımda bir tane düzgün arabasıgüzel tanıdım o da mahallemizden ali amca,
önceleri ''burada oynamayın, size dondurma ısmarlayım, şurada oynayın.'' diyordu biz de kabul ediyorduk sonra ağzımızda Max lekeleri ile maç yapıyorduk.
 sonra iş ''ali amca biz halısahaya gideceğiz yol paramız çıkışmadı''ya kadar geldi.
ali amca da hepimizi arabasına doldurup halısahaya bıraktıydı..
gerçi çok farklı acı bir mağlubiyet almıştık o gün.. ama konumuz bu değil.

arkadaşım Berlusconi hastaymış dedi nedense aklıma ilk olarak HIV geldi.

 Savaş diye insan ismi olmasın.

'' sometimes i feel i've got to'' (es) (tak-tak) (es) ''runaway..''
bilin bakalım hangi şarkı bu?

İsveçte Hayat mücadelesi ve hırsı olmayan bir bireyin yaşadığı çıkmazlara saplanıp intihar yolunu seçen insanlar varmış.
bir insan derdi yokken bile kendine dert  bir uğraş bulamıyorsa ölür,normaldir.
sevgili İsveçliler ikea'nız ve H&M'iniz olabilir ancak basketbolda çok kötüsünüz oğlum,
alın size uğraş işte artık sosyal devletiniz sahanızı falan yapar zaten..
gerisi size kalmış..

şinitzelin iyisi iyidir,
kötüsü kötüdü.
bu kadar basit.

Pamukkale Turizm  adlı seyahat şirketi araçlarına ekşisözlük diye bir playlist yapmış ve şarkıları ekşisözlükteki 'ilk dinleyişte aşık olunan şarkılar' başlığından seçmiş.
ben de başlığa 2 şarkı yazmıştım acaba listeye girmişmidir diye fena merak ediyorum:
şarkılarım: barış manço - trip ve brazzaville - bosphorus
başlık:http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ilk+dinleyi%C5%9Fte+a%C5%9F%C4%B1k+olunan+%C5%9Fark%C4%B1lar
Pamukkale Turizm  adlı seyahat şirketi Sosyal Medya birimi diye de bir birim kurmuş, ucuz uçak bileti bulabildiğim için yaklaşık bir senedir tercih etmediğim eski şirketim Pamukkale Turizm  adlı seyahat şirketi'ni buradan tebrik ediyorum.

twitter'ın güzel yanlarından birisi ''bugün birinin doğumgünü'' gerginliği vermemesi.

birini yahut bir şeyi korumak, onu çevresine dahil etmekle ve etmemekle olmaz.
birini yahut bir şeyi korumak, onunla çevresinde yer alarak olur.

''kız dediğin yaratığın her cinsinden zarar gelir.'' dedi arkadaşım geçen yazımdaki ''babası  çok kahraman olan kızdan ve hiç kahraman olmayan kızdan korkarım.'' cümlem üzerine konuşurken, arkadaşımın adını vermiyorum  ama bir kız olduğunu belirteyim.

sizinde armudun iyisini yerken içinize bir pişmanlık hasıl olmuyor mu?

arkadaşım Onur E. ilginç biri sevgilisinin facebook'a yazdığı ''hadi film önerin'' isteğine ''Ayrılamam 1986 Küçük Emrah Filmi Tek parça Full izle'' bağlantısı ile yanıt verebiliyor.

Kadın: Benden öğreneceğin daha çok şey var.
Adam: Farkındaysan hayatım boyunca kadınlardan bir şeyler öğreniyorum daha da öğrenirim.
Kadın: Ben de erkeklerden.. hayatı öğrenmek yorucu oluyor.
Adam: Bilginin gücüne inanmakla ilgili havalı gibi bir söz bulamadım şimdi uydurasım da gelmedi de bilginin gücü candır canandır diyeyim ama kadınlar hakkında çok şey bilmek sıkıcı
Bazı şeyleri az bilince çekciliği korunuyor.
Kadın: ne kadar öğrensen de kadınları hiç bir zaman çözemezsiniz.
Adam: Evet, bu da kadınlara hasta olmamım 47563246792472394792 sebebinden biri.

İnstagram'ın sahibi Ahmet İnstagram, şirketi kapattığını açıkladı.
Hipsterler yasta.

Aydın ilimize sebebini çözemediğim bir sempatim var.

geçen ahir ömrümde ilk defa bir üniversite mezuniyetinde bulundum..
az eğlenceli, bol düşünceli ve şık bir durum..böyle organizasyonlarda günlük sıradan konuşmalara hakim olmak gerek.
klasik yaz organizasyonu güneş kararmadan hemen önce başlar gece yarısına kadar sürebilir bir hali vardı. bir de yaşlı bir kadına i-pad'de video çekmek konulu çok bir ders verdim öyle ki al beni oradan koy teknoloji markete yol yemek ssk devam ederim..
ayrıca: arkadaşıma ''gelemiyorum, otogardayım, otobüse biniyorum, antalyaya gidiyorum'' diye yalan söyleyip
herkesten sonra orada göründüm böylece anıya anı katmış oldum.
bildiğin harikayım lan.

tatile gidiyorum ben.
uzun uzun yazmaya çalıştım,
hatta arada akşam yemeği yemeyi de unutmuşum ,neyse saat zaten yarım olmuş. s*ktir et yarın erkenden kalkar çalışırım yok yerim.
 tatilde de yazı yazarım tabii ancak ne zaman olur ne olur bilinemez.
 o zamana kadar elimize yeni düşen müzik topluluklarından örnekler vereyim yazlık dinlersiniz:
Kimbra : http://www.youtube.com/artist/Kimbra?feature=watch_video_title
Sóley : http://www.youtube.com/watch?v=9ClhKpPBzr4&feature=related
Bebe: http://www.youtube.com/artist/Bebe?feature=watch_video_title
Lykke Li: http://www.youtube.com/watch?v=0LETadzDGOs&feature=related
Lamb: http://www.youtube.com/artist/Lamb?feature=watch_video_title
Tristeza: http://www.youtube.com/watch?v=y_3b4NlZWlw&feature=related

Tepedeki fotoğraf bana ait Mercan Dede ve Carlito Dalceggio'nun ''Revolution Revelation'' isimli sergilerinden.

28.06.2012

Golden Tooth and Neighbourhood



Merhaba sevgili okur, nassın iyisin ?,
iyisin iyisin.

bence insanın aklı sadece kaçarken ve sıçarken değil örneğin spor sonrası da çalışıyor.
en azından benim ki öyle,
 birazcık günlük spor hareketlerimi yapayım, birazcık kaslarıma kas katayım..hemen aklıma çok zekice fikirler geliyor..
 (tabii şu an hem çok kaslıyım hem de çok zeki bir erkeğim mesajı veriyorum farkındayım.)
he ne diyorduk, tabii bence bu durumun sadece kan dolaşımı ile alakası var.
 Zira modern insanlar olarak bütün gün o  nadide popolarımızı bir yere sabitleyip bekliyoruz böylece beynimize gitmesi gereken o kan kıçımıza gidiyor ki o kanın bazılarımızın poposuna da gitmediğini selülit adlı portakal kabuklarından anlıyoruz.

bu arada selülit  yazlık bir kavramken portakal kabuğu dibine kadar kışlık bir kavram.

geçen gün gene çay içmeyen bir insanı tanıdım ve gene dedim ''çay içmeyen insan mı olur ?''.
midesi bulanıyormuş, her türlü çayı içemiyormuş.
anında gözümden düşürdüm kendisini.
ki gözüm yükseklerde olmadığı için pek acımamıştır diye umuyorum.

Doğuş tam Dj ismi değil mi ?

herşeye rağmen edebiyat fakültesinde okumayı çok seviyorum,
 geçen gün 'acı patlıcanın kırağı çalmaz' şeklindeki atasözümüzdeki kırağı ve acı patlıcan kelimelerini konuştuk bahçede.
bu arada acı patlıcan dedikleri de bizim közlemelik diye adlandırdığımız patlıcanlar, kırağı  ise bir çeşit yağışmış. aslında tam olarak yağış değil de havaolayı.

''varınca çaldır'' hayatımızdan hiç eksilmesin hatta sevişmelere de dahil olsun.

bahçedeyim yerine baccedeyim  diye mesaj yazan bir arkadaşım var.
ismini veremediğim bu arkadaşıma cevabım hep aynı: Aysu Bacceoğlu.

tamam espri yaparken zamanla çok çok önemlidir ancak herşey zamanlama demek değildir öyle olsa Sayın Tag Heuer espricinin kralı olurdu.

eskiden hayat bilgisi derslerinde genel kültür kuralları da öğretilidi şimdi var mıdır acaba?
bir ara sınıf öğretmeni arkadaşıma sorayım, unutturmayın.

arada bakıyorum facebook timeline bazı vatandaşlarımızı çok zorlamış;
özellikle de kapak fotoğrafı durumu iyice sarsmış bünyeyi.

uçak olsun, otobüs olsun bunların biletleri çok çirkin şeyler.
kaybetmemek zorunda olduğun bir şeyin çok çirkin bir şey olması daha çirkin bir şey.

düzenli olarak düzenlediğim bir evim var, sanıyorum yakın gelecekte daha düz bir ev olarak yaşamına devam edecek zira ev arkadaşı durumları karışık ev düzmek gerekebilir.

babası çok kahraman olan kızdan ve hiç kahraman olmayan kızdan korkarım.

Türkler turnuvaya katılamayınca Almanlar da yenik sayıldı.

lütfen uçuş personellerine garson muamelesi yapılmasın, ülkece en büyük sorunumuzun işe saygı duymak olduğu anlaşılsın ve işine saygısı olanlar alkışlansın, artık bazı şeyler aşılsın.

çok renkli iç çamaşırı mağazasında çok özgüvenli davranan erkekten korkarım.

mahallede altın dişli genç kız gördüm,
bazı şeyler ölümsüzdür.

twitter'da dikkat ediyorum, ünlülerin çok çok çok çok çok gereksiz gönderilerini RETWEET etmeye yemin etmiş bir kitle var tarihe nasıl seçicilikle not düşüyorlar bilemiyorum da gereksizin  tekrarı daha bir gereksiz oluyor.

halen ünlü görünce şaşıran biriyim,
gerçi şaşma süremi yarım saniyeye kadar indirebildim..

çok çok koyu ama siyah değil kahverengi
işte o renk mobilya da bir kışlık hava var..
bir risk almamazlık var.

''bekarlığın yakıştığı adam'' diye bir tabir var: bildiğin saplığa övgü.

damadı facebooktan eklemek tamam da peki ya: facebookta gelin-kaynana?

peki ya burnunu yaptırmış bir kızı çat diye farkettiğini belli etme telaşı içerisindeki kızların burnu?

Antalya: Karpuz Kabuğundan Reçeller Yapmak.
https://twitter.com/piyaztheoz/status/218138738054795264

Zampara'nın Ölümü ve Zampara'nın Ölümü 2 adlı şarkıları Teoman yazmamış ama tam Teoman şarkısı olmuş.

hikayeye göre diyarların birinde krala sunulacak bir şarab'ın şişesi eğri üretilmiş..ne yapsak diye düşünen yetkililer krala demişler : ''kralım sizin önünüzde saygı ile eğilen şişeler ürettik'' kral da hadi bakalım demiş ve şişeler bugün bile eğri üretilmiş.

birbirlerine ''bebüş gibisinnn'' yazan sevgililer de görüyor bu gözler.

*'' Zaten bir kadın sevmiyorsa ''seviyorum'' demez; Sevdiği zaman ''sevmiyorum'' dediği olmuştur ama o konuyu kafana takma sen ''
Behzat Ç.

*''Beni taşıyabilecek erkek arıyorum''
Türk Kızı

Kitchenette diye bir yer var belki görenininiz gideniniz vardır efendim,
 yurdumuz sınırları dahilinde olan bu lokanta  fırında kaşarlı simiti 16 Türk Lirasına satmaya kararvermiş.
Susamı insan etinden üretsen o fiyat çıkmaz.
bir de simit bazı şeylerin sembolüdür simite bu yapılmasın.
http://www.kitchenette.com.tr/documents/Kahvalti.pdf


İkinci Yenicilerin Sloganıdır: ''Laleli'den dünyaya giden tramvay'' ve her fakülteye gidişimde aklıma gelmektedir.

ölmesini bilmeyen hiç gelmesin.

Coca Cola ve Pepsi'de alkol çıkması haber olmuş,
haberin ardına pek bakılmamış.
çıkan alkol oranı muhtemelen bindebir  oran ve o kadar alkol atıyorum.. şeftalide de vardır.

Dinlere inanmayan tamam da 'Dillere inanmayan' ne olacak ona ne diyeceğiz.

en çirkin halidir bir dayak yemenin yerde tekmelenme ve bu sebeptendir ki ne zaman bir filmde ucuz bir dayak sahnesi çekilse, mutlaka yerde tekmelenme yer almaktadır.

Rahmetli Aysel Gürel de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunuymuş,
Denizlide doğmuş Trabzonda büyümüş Trabzonda yüzen bazı arkadaşlarının Vurgun yemesi şarkı sözlerine de sıkça yansımış.
bir de şöyle demiş: ''Kültür: Türkiye’de tamamen dibe vurdu. Alfabeyi okuyana, internetin başına oturup yazan çizene ne kültürlü diyorlar. Kültür sonsuza kadar okumaktan geçer.''

arada hatırlatmakta fayda var, sigara içen insanlar olarak ağzınız kokuyor.
Orta Çağda faşist yönetimler yüzünden fakir fukara kalmış çilekeşlerin ağzı kokardı.
hatta Karanfil çiğnemek o zaman da varmış.

itina ile avm xrayleri tarafından saygıya maruz kalan biriyim.
yakalyamıyorlar efendim..
hayır üzerimde öyle çok fazla kanunsuz bir şeyle girmiyorum ama üzerimdeki metal eşyaları da çıkarmadan geçiyorum.

eğer Antalyada yaşıyorsanız koyu renk penye bir ürün kullanamazsınız.
SOLAR.
koyu renk naylon ürün solmaz ama
YAKAR.

anahtardan büyük anahtarlığı kimse sevdiremez bana.
ayakkabının ayakkabılıktan büyük olması gibi saçma sapan bir durumdur o.

koyu sarı demek yerine tok sarı demek de ayrı...

çoğu zaman şüpheci gibi dursam da içimdeki pragmalar kölesi ölmek bilmiyor.
'hasretinden pragmalar eskittim'

çay zaten tartışılmaz  mevsim içilir de sıcak kahveyi sıcakta içen insan kahveye gönül vermiş insandır..
yoksa artık heryerde satılıyor soğuk kahve karışımları muzlusu falan da var maşallah.

geçen gün ilk defa balık avlamayı denedim ve başardım gerçi genlerimde zaten böyle bir yetenek olduğu beni tanıyanlarca bilinen bir gerçekti.
neyse efendim balığı avlamak falan bunlar da güzel şeyler tabii ancak denizin rüzgarın verdği sonsuzluk hissine dahil olup balık beklemek cidden çok huzur veren bir olaydır tavsiye edilir.

tepedeki fotoğraf avladığım balığın fotoğrafı.
balığın akıbetini belki daha sonra anlatırım.

bu yazı burada biterce.

17.06.2012

AMA-GI


Merhaba,

Lana Del Rey'i detaylıca dinlememiştim, daha yeni dinleyebildim.
ağır mağır şarkılar, nağmeler falan iyi  güzel hoş da peçeteye yazılı şu dizelerle karşılaşınca ne yapacak?
''hoppala yarim yaz geldi,
çarşıya kiraz geldi,
aldım beş okka kiraz,
 o da yâre az geldi''
buradan anlıyoruz ki sevgili Lana Del Rey: dudaklar falan maşallah ama bir Hatice değilsin.
flash tv'ye selamlarla izliyoruz:
not:bu arada bunu okuyorsan Lanacığım bil ki kahve içme teklifim halen geçerli.

ellerimdeki kesif pril kokusu kesildiği gün dünyayı yeniden yaratacağım;
ve cehennem yağmur olup yağmaya başlayana kadar da koruyacağım.

'beni öldürmeyen şey'i ben öldüresiye döverim.

internetten toplanan imzaların nasıl bir geçerliliği vardır acaba?
bir hukukçu olsa da sorsak.
hukukçular nefret eder gerçi böyle bedava danışmanlıktan.
a bir de doktorlar.

''gerçeği mi söyleyim yoksa uydurduğum yalanı mı ?'' dedim.
ikisini de duymak istedi.

Ankaralı şarkıcı ekolü nereye kadar acaba?
mesela sene 3027 olduğunda da Ankaralı Yasemin Feat Ankaralı Turgut videolarını görecek miyiz youtube'da.?

kart geçmeyen tekelcinin havası hiç birinde yok.

iphone'da Hugo oyunu gördüm baya Türkçe falan konuşuyordu.
kafam karıştı.

The Clash'in vokalisti ve gitaristi Joe Strummer'ın babası  dönemin Türkiye büyükelçisi olduğundan Joe Strummer Ankarada Doğmuş.

a101 adı bir dersin adı gibi geliyor bana.

arada bir uzun saçını yeni kestirmiş erkek görmek lazım.

bir Çiğdem S. vardı o ne oldu o?

Gece acıkmalarına adanmış ömürlere selam ederim.
gerçi yaz vakti sıcakta öğlen yemediğin yemeğin intikamını gece yarısı serinliğinde alırsın güzel olur.

İstanbulun yalnızlığı büyük çirkinlik,
 bazen sanki herkesin birsi varmış gibi.

''Derin vadileri ara,
Mavi Dalgaları ara.''
Hitit metinlerinden Telepinu metninde yazıyor.

güzel bir pizza da saatlerce övülüyor.

''benim icin ah mutluluk, şarkılardaki dümbelek''
-Fergan Mirkelâm-

geçen sabah  "tövbe Allahım tövbe"  adlı ilahiyle uyandım.
aha dedim tamam ölmüşüm..ayılınca farkettim: yan dairedeki teyzeler evde toplanmışlar canlı söylüyorlardı

çay bardağında rakıyı küçümseyip limonata bardağını rakı bardağı olarak bellemiş insana da zerre saygım yok.

bazı insanların suratları çok aşşağıda oluyor yani bir nevi alınları uzun oluyor,
fotoşopla düzeltmek istiyorum hepsini.

Buzdolabında beklemiş lavaş kadar çekilmez ne var bu hayatta?

''ayyaaa ay ayyyaa yoo'' diye bağırıp sempatik olmanın tek yolu şarkı söylemek.

bir şey paylaşmak elimizdekileri ortaya döküp herkesin kendi payına düşenleri alması değildir.
paylaşmak elimizdekileri karıştırıp daha yeni ve daha çok edip yapacağımız bir iştir.

içip içip kendini aramak, içip içip başkasını aramaktan iyi ve ekonomiktir.

Disket artık sadece ''kaydet'' butonunda yaşyan bir nostalji bizim için.
ve devrik gibi cümleler kurunca oluyor daha anlamlı gibi.
çok da değil aslında.

göz yaşının bir damla olanı makbûl ''Fışkiyeyle'' ağlayan japonlar anlamadı bunu.

ilkokul beden eğitimi öğretmenimiz Ali K. çok kral adamdı akordeonu vardı bizim yürüyüş tempomuzla birlikte şarkı çalardı.
düşünsenize eşofman takımlı, kızıl fırça bıyıklı, boynunda düdüklü bir akordeonlu adam.
daha sonraları küçük kuzenim ilkokula başlayacaktı ve Ali K. da sınıf öğretmeni olmuştu
''ona  gitsin'' dedim.. gitti iyi oldu.

''bir insana ceza vermek istiyorsanız bakkal yapın'' demişler bir abime o da bana dediydi.
üzerine konuşup ''s*çmaya gidemezsin çok zor'' kararına varmıştık.

çocuk şansı bir başka:
kardeşim 5-6 yaşlarındayken yazlık yerde bir anda ağlamaya başladı, acıyan yerini gösterdi baktık biz arı soktu sanmıştık..
doktor baktı;
arı sokmamış ısırmış, kıyamamış mıdır nedir ?
bir de o tatlı olduğundan galiba ona sinek böcek çok geliyor,
bana hiç gelmez.

muhabbet bir yerde arap yermeye geliyor ya
o arada çok coşan insana da sempatim azalıyor.

nerede bir eğitimsiz ve güzel gibi bir ses var;
 orada nağmeye çok abanan bir insan var
ve o insanın karşısında çok etkilenen ''ayyy'' diyen teyzeler var.

Şöyle bir fransız gibi şekilli piknik yapmak nasip olmadı.
zaten hep birisi çıktı mangal dedi ve ben o üçgen sandviçleri hiç değişmedim ekmek arasına.
insan o üçgenle doyar mı allahsen?

''ne kadar çok tefferuatı varsa o kadar çabuk bozulur bu meret''
70'ini devirmiş dedemin  cep telefonları hakkındaki özlü sözüdür,
bir de duymayan kulağına telefonu tutup telefondaki bana ''gene ayarı bozulmuş bunun'' diye fırça atması vardır ki: cihana bedel.

''neyim kaldı'' yerine ''nem kaldı'' demenin samimiyetini hiç bir şeyde bulamadım.

kardeşim de büyünce acaba benim böyle şekilli fotoğraflarımı yapacak mı?
bazı blogger kızlar yapıyorlar ya aileden büyük erkek fotoğraflarını..
 bir de altına samimi övgü sözleri koyuyorlar.
tabii ben o zaman yaşlanırım ''heheh mehehehe ulen hayta'' falan derim
ve dünya döner gider...

google'ın sarı-kırmızı-yeşil imgesini sevmiyorum.

bakyorum sene 2012 hâlen doğumgünü tebriğini mutlu yıllar diye atan var.
insaf,
 haziranın ortasında yılbaşı atmosferi yaşattınız
insaf.

'' El Öpenlerin Çok Olsun, Samsung Galaxy S3 Kazan‏ '' diye spam mail almışım iyi mi ?

Antalya 50 dereceyi görmüş,
şikayet eden nasıl terkedileceğini az çok biliyordur.

Güzel olmaya çalışırken bir anda gözlüksüz gördüğümüz kız ne olacak peki?
o nasıl bir fedakarlık ola ki?

Behzat Ç.'nin Abisi Şevket Ç. : "kombi 2'de yansın... karın yanında olsun.. insan hiç üşümez ki.. işte evlilik bu!"

elektronik müziği aşırı aşırı aşırı sevmeyen insana mesafem var.

tepedeki çizim Özgürlüğün bilinen ilk yazılışı olan AMA-GI
Sümerce bir ideogramdır.

doğan çocuklara isimler
Erkek: Mobile
Kız: Cellphone

şarkı tavsiyesi Athena'nın 1993 tarihindeki One Last Breath albümünden Bazil:
Athena - Bazil

13.06.2012

Old Gods of the Tea


merhaba,

çayı, kahveyi ama özellikle de çayı övmek belli belirsiz bir kitlede moda oldu galiba.
tam da anlamadım sadece ön düşünceler bunlar..
benim  ''ben pek çay içmem'' diyen arkadaşım da var ve her seferinde yaşıyoruz aynı diyaloğu :
''ben pek çay içmem''
''nasıl? çay içilmez mi ulen ?''

sonra aklıma hep ufakken içilen paşa çaylarnı geliyor,
zaten ondan aldığım tadı başka şeyden alamadım.

çok şekilli gençte çok sinsilik var bence.
biribirimizi kandırmayalım:
 bir çocumuz annesinden, babasından, dayısından, halasından... harçlık alan insanlarız.
almıyorsanız da bu o kadar da gururlu bir olay değil.
 bunda bir mutsuzluk saklı,
dikkat edilmeli.

teyzelerin amcaların adres sormayı çok sediği biri olduğumdan bahsetmiş miydim ?
peki ya adres tarif etmeyi beceremeyen biri olmamdan ?.
gerçi,
 geçen hafta fakültede bir öğrenciye minimum ingilizceyle bir adres tarifi yaptım.
prehistorya ile protohistorya'nın yerini karıştırmış.
allahtan biliyorum aradaki meseleyi de, yerlerini de.
bilmeyen için şöyle anlatayım:
 prehistorya tarihin yazısız dönemidir,
 protohistorya ise yazısız bir toplumun yazıyı kullanan bir toplumun yazıtlarında bahsedildiği andan itibaren girdiği dönemdir.
 yani protohistorya ''bi dur sana yazı geliyor'' dönemidir, dedikodunun yazıldığı dönemdir.

yunanistan esnaflığı bilemedi.

normal koşulların ekseriyetle ve mütemadiyen hastasıyım;
krizi fırsata çevirmeyi de bilmeli erkişi.

devlet üniversitesi kazanılır, özele gidlir.

yalnız nostaljik doksanlar muhabbetlerinde kimse Atilla Taş'ın harika dizisi Zilyoner'den bahsetmiyor.
 demek ekemeğini yiyemeyeceğimizi düşündüğümüz nostaljik muhabbete giremiyoruz.
geçmişi artistlik yapmaya çalıştığımız sohbetinize meze yapmayınız, hakkı neyse veriniz.

Ukraynalı bir komşumun Fransada yaşayan kardeşi ''burada kitap okumayanın yüzüne bakmazlar'' demiş.
derdim Fransayı övmek değil,
ülkemde güzel insanların içerisinde okuyan da okumayan da vardır,
okusa daha güzeldir o başka ancak bizim ülke kocaman bir kitaptır. (klişe gibi söylem)
bir de aynı Ukraynalı arkadaşım  doğduğu şehir için ''buraların ankarası gibi'' dedi,
dedim sen tam bizden olmuşsun..
bizde de 8 tane falan 'doğunun parisi' var.

bir kere teoman'ın şarkısındaki gibi: ''bir telefon çığlığı ile yalnız bir güne uyandım.''
ve ''alo'' dedim.
karşıdaki ses: ''merbaha ben derya baykal..'' diye başladı..
 o arada seçimler vardı deniz baykal falan derken 2 saniye beynim ve ruhum ayrı yönlere dağılıp bedenimi terketmiş.
reklam olduğunu anlayınca ayıldıydım.

''samimiyet moda olunca cehalet meşrulaştı''
-Umut Sarıkaya-

fakültemiz'in giriş katında iki adet öğrenci tuvaleti var ve bunların ikisi de erkekler tuvaleti.
bahçede oturan kızların tuvalete gidişi biraz olay yani..
diyorum ''dilekçe verin  de birini size yapsınlar''
bir şey yapan eden de yok.
bunun üzerine iki tane kız geldi, kadın cinayetleri ile ilgili imza istediler attım imzayı diğer konuya hiç  girmedim.

kizir karsın bir köyüdür,
köroğlu köye hakim olmaya kalkmıştır,
kiziroğlu da onu suya tepmiştir,
köroğlu da övgü ile türkü yakmıştır
''kiziroğlu mustafa bey, bir beyin oğlu,
zor beyin oğlu.''

bir de şey var:
''bakın ben ingilizce kitap dergi bakıyorum'' deme ihtiyacı
e iyi aferim,
zaten ingilizce o kadar az kişinin bildiği bir dil ki yaptığın adeta bir mucize.
senin bu yaptığın brezilya'nın iyi futbol oynuyorum demesi gibi bir şey.
ben sümerce, hititçe falan okuyorum,
hiç senin gibi şekilli renklendirme yapıp da internete yüklemedim fotoğraflarını.

milkshake ve patates kızartması,
beklerler aynı tepside.
gariptir biribirlerine yakışması,
sonrası hep.. hadi neyse.

Ali Desidero'yu ezbere bilmeyenler şöyle bir ayrılsın.

ne olduğunu anlamadığımız ev böcekleri ne garip.
sinek desen değil, başka bir şey desen hiç değil.

gezegene büyük saygım var benim.
hele ki yaşam kaynağımız güneşe.

melike demirağ'ın twitterda 746 takipçisi var.
vay ''arkadaş''

risk alıp kaybetmek: harareti alır diyerek içilen çayın, sizi daha da harlaması.

kadınlar unutmaz,
filler unutmaz.
bir kadına fil dersen.
ölse de unutmaz.

bir de,
artık çay yok deseler ''Güneşte demlerim senin çayını.''
Cem Karaca düşünmüş söylemiş zamanında.

istanbul'un sıcağını yok sayıyorum,
pantolonla falan geziyorum  ki Antalyaya gidince şoka uğramayayım.

dikkat ettim: metalika kutalika türevi rok metal topluluklarının konserleri tam gaz devam ederken, abiler gitarları davulu ağlatırken..
seyrci şarkının bir bölümünde ''hey hey hey hey hey''lemeye başlıyor.
 işte o kısımı hiç sevmiyorum ben.

normalde ''ıyh keko'' falan diyecekleri insanın adının ''franco al perez'' olduğunu öğrenince g*tü başı oynayan kız da bir ayrılsın şöyle.
benim meselem bu kızla franco kardeşim.
 yoksa benim için senin bir alicandan bir mahmuttan farkın yok..
zaten bu kavruk teninle, bu kıvır sakalınla da farkın olamaz.
bir de bu kızların sarışın hayranı olanları var,
onların da rusçu hemcinslerimden pek farkı yok gibi.

fotoşoptan göz rengini ciddi amaçlar uğruna değiştirmek kadar çirkin bir şey var mıdır?
ülke olarak fotoşopa bakışımız zaten ''makyaj hilesi programı'' şeklinde.

Ümit Besen, ''Nikâhına beni çağır sevgilim'' derken erkek tarafının düğün yapmadığını da inceden vurguluyor galiba.

Kurt Cobain ölmeyeydi acaba solo kariyer yapıp indie müziğe kayar mıydı?
Foo Fighters gene olur muydu ?.
bu arada Dave Grohl'un Muppet's filmindeki rolü bu kadar güzel olabilirdi..
adam zaten davul dünyasının Animal'ıdır hatta Nirvana'nın Something şarkısının kaydı sırasında kendini zor tuttuğundan bir Nevermind belgeselinde bahsedilir.

yalnız, bu ilginçlikler insanı kıyafetlerinin fiyatlarına bakıyorum son zamanlarda:
hiç de öyle bohem yaşama uyumlu şekilde ekomomik kıyafetler değiller.
oğlum yazık günah paçalarınız falan hep yerlerde giyiyorsunuz zaten onları.
annenizi,ablanızı alın yanınıza da bir alışverişe çıkın.
mesela benim annem istiyor ki ben hep kargo pantolon giyeyim,astronot gibi gezeyim.
siz de bir dinleyin ananızın sözünü, efendi gibi bir traş olun.
kız vermezler lan adama.
oğlum bakın ne zaman görsem 8 sap 2 kız geziyorsunuz, demek içinizden 6 sap bu davadan rahat rahat dönebilir.
haydi gelin kendinizi bir avm'nin kollarına bırakın..
kısa ve geniş  kollu keten gömlek çirkinliği sizi bekliyor !

bulaşık süngerleri neden sarı-yeşil ?

tepedeki şarkı:
Paul McCartney - Michelle (Beyaz Sarayda Michelle Obama'ya itafen çalınıyor)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...