26.04.2015

Zeplin

Merhaba,
1 kuruşluk madeni paralar gibi varlığını bildiğimiz ama "ha" deyince ıspatlayamadığımız şeyler var.
Bunlar küçükşeyler bunları mesele etmemek lazım, sağda solda bir tane 1 kuruş bulunca saklayıp torunları şaşırtmak lazım ama gün geliyor o bir kuruş sana paraüstü olarak verilemiyor, durduk yere 1 kuruş için kazıklanmış oluyorsun, hadi onu geçtim hakkını arasan 1 kuruş için olay çıkartan pis bir adam olacaksın çünkü: o 1 kuruşun markette olmadığını marketteki herkes biliyor, herkes kabullenmiş ama hepimiz birlik olsak da o bir kuruşlarımızı istesek, hiç olmadı bikirktirin 10 kuruş olunca birimize verin, o da olmadıysa "o 10 kuruşu yere atın kaybedin" desek, "o para bi şekilde size geçmesin" diyerek isyan çıkarırsak, çakma kola reyonunu dağıtırsak bence bu marketlerin çılgın kârını önleyebiliriz.
Yani demem o ki bi'şeyi herkes yahut çoğunluk kabullenirse o şey var olur, çoğunluk olarak kabullendiğimiz şeylere dikkat edelim, aklımıza yatmayanlara çomak sokalım.

Gazeteyi paylaşamayan hiç bi'şeyi paylaşamaz.

Denize yüzerken rüzgar yüzünden kaybettiğimiz deniz toplarımız da bizim onlara baktığımız hüzünle bize bakıyorlar mıdır?
Bu durumlarda kalan mıdır terkeden?

Kadınların erkek çocuk sevgisini, kıçlarından ayrılmayan ve sözlerinden hiç çıkmayan bir aşık erkek bulmuş olmalarına bağlıyorum.

Eğitim almamış bir yetenek, öğrenilmiş kurallara ve disiplinlere sahip olmayacağı için ötedeki sanata doğru ilerleyebilir.
Sanat, Felsefe vb. "bilim ötesi" alanlar üniversitelerde öğretilemez.

Para bozdurmak için dev para ile az ücretli ürün almaya çalışan adamı bozmak için adamın aldığını ücretsiz ikram etmiş biriyim.
Varın gerisini siz düşünün.

Kardeşimin ödevi varmış el işi kağıtları ile hayvan hücresi çizilecekmiş, kardeşim benim de gittiğim liseye gidiyor, aynı biyoloji hocası varmış halen, ödevi ben yaptım.
Hoca beğenmiş de kendine saklamış hücreyi.
12 yıl sonra kadının gözüne girdim.
Dersinden de kopya ile geçtiydim zaten.

Yoğurtlu pilav ve sütlaç bence aynı şey.

Köksüz gayet başarılı bir Türk Filmi olmuş, zaten ödülleri de almış, yönetmeni Deniz Akçay ile www.altyazi.net bir söyleşi yapmış. Yönetmen söyleşide zamanında yazdığı bir dizi senaryosunun çekim görüşmeleri için henüz 19 yaşında İstanbula gideceğinden bahsediyor, annesi "Beraber gideceğiz" demiş.
Bunun üzerine Yönetmen annesine "Görüşmeye seninle gitmem, ben de gitmiyorum o zaman" deyince annesi ağlamaya başlamış ve çantasından bir kutu kola çıkarmış ve "bi'şey iç derlerse içmeyeceksin, ısrar ederlerse Teşekkür ederim efendim benim kolam var dersin" demiş.
  Film ile ilgili bir detay daha; film ilk olarak İstanbul Film Festivalinde gösterilmiş ve ilk defa verilen ve aynı zamanda da 35 yaşında trafik kazasında hayatını kaybeden Yönetmen Seyfi Teoman anısına verilen "En İyi İlk Film" Ödlünü almış.
Törende evlatsız bir baba ve babasız bir evlat bir araya gelmiş.
Son olarak film müzikleri 123'den

"Pazartesi sendromu" kabullenilmemiş yaşamların uydurduğu şımarıklıktan başka bir şey değil.

"Şeytan keleği" diye bir bitki varmış, yol kenarlarında çıkarmış bunun 4 damlası 20 damla su ile karışınca sinüzite iyi geliyormuş.
Yalnız dört damlayı aşmamak gerekirmiş. "Aşınca doğrudan imamı çağırın cenazeyi kaldırın" dedi anlatan abi.

Çalıştığım kurumun sponsoru olan bir su firmasının kamyonuna bindim, şöförün aracın içini deniz kabukları ile süslediğini görünce "adamlar suyun içinde çalışıyor tabii" diye patlattım şakayı.

Ürün geliştirir gibi çocuklarına benzer isimleri koyan var.
Yakında sünnetten sonra "Berke S3 Mini" adını alan çocuk da olur.

Antimilitaristlerin paintball ile ilişkisi nasıl acaba.

Atatürk Parkı diye Karaoğlan Parkına geleni de gördü bı gözler, Hey gidi Antalya be!

Eskiden IQ testi yoktu,
solo test vardı.

Bütün yerli kötü oyuncuları aynı yerli adam seslendiriyor gibi geliyor.

"Evde giymelik tişört"" diye bir şey satın alınmaz, dışarı giydiğin ve sevdiğin tişört eskir evde öyle giyersin.
Giymek ama ne giymek, aşırı eskir eskidikçe alışırsın ve daha rahat olur öyle giyersin.
Her insanda bunlardan en az iki tane olmalı.
Biri yıkanırken öteki coşmalı.

Aşırı duygusal durumlarda derdimi anlatırken bazen hikayeyi kanal kanal kendi içinde bölmeye başlıyorum ama bunu önce aklımda yaptığım ve dile aktarırken saçmaladığım için mutsuz durumlarda "çaresiz",
mutlu durumlarda ise "aptal" gözüküyorum.

Ortamlarda masaya cüzdan koyan erkekler için, yıllardır kullandığı aynı cüzdana romantik hislerle  bağlı olan erkekleri üzmeyin.

Yaz gelse de "nem çok nem" diye harlasak klişeyi.

Hamburgercilerde aynı et ve farklı salata kombinasyonları ile yapılan hamburgerlerin fiyat farkını görünce ucuz olan hamburgere ücretsiz biçimde salata ekletip sisteme çomak sokabilirsiniz.

Vücudun en sıcak bölgesi iç organlarımızın bulunduğu bölgeymiş, hatta soğuk yerlerde yaşayanların zamanla elleri kolları kısalma yönünde evrilmiş, buna rağmen o çirkin kolsuz pofuduk yelekler büyük şehirlerde çok satıyormuş.

Sayılar bir araya gelince en iyi ihtimalle "çok" olur.
Harfler ise kelimere, kelimeler de cümlelere...
Kahrolsun Matematik!

Hayattan zevk almayı bilen herkes, hayattan zevk almayı öğrendiği andan itibaren kocaman ve çirkin mutsuzluklara doğru yuvarlanıyor, gücü olan ayağa kalkıp ters istikamete koşmaya başlıyor, yürüyen merdiveni tersten çıkmaya çalışanlar gibi.
Belki sonuca varıyor ama garip bir aşşağılanmışlık hissi ve zamansızlıkla gelen yersiz bir yorgunluk kalıyor.

Arkadaşım Ezgi Zorba'nın yeni bir youtube kanalı var, kanalın adı Ezgi'nin Kanalı ömrümde duyduğumen net kanal ismi, Ezgi  filmler ile ilgili bilgileri ve haberleri eğlenceli bir anlatım ile bizzat kendisi sunuyor.
Tavsiye etmiyorum doğrudan deli gibi övüyorum, (tavsiyeyi siz kendi içinizde yaratırsınız zaten)
Gmail hesabın ile gir youtube'a yüklen abone ol butonuna!!
Not: Ne demek Gmail hesabım yok! (Ne demek şakirrrr tonu ile)


7.03.2015

Hastane


Benim lise çağımın erkek modası incecik kaş ile gezmekti, sik gibi modaya denk geldim, okul hayatım Kuşum Aydın suratlı Polat Alemdarlarla doluydu.

Geçenlerde hastanedeydim, oda arkadaşımın refakatçisi hemşire ile lafa girmek için "e sizin de işiniz zor"  dedi.
Zaten sessiz ve ketum bir karakter olan hemşire de sırtı dönük bir şekilde iğne hazırlarken, "kolay ekmek var mı? Diyerek beni bir Zeki Demirkubuz filminin ortasına soktu zaten sonra da iğneyi tüm kolay ekmeklilere saplarcasına kıçıma soktu.

Suyun/sütün kaynayınca mikropsuz olduğuna inanmak istemiyorum.
Steril cesetleri içmek istemiyorum.

Şimdi, "Shirt" gömlek demek.
"Tshirt" T Gömlek demek olsa
Gömleğin şekli de T harfini andırdığı için bu işte başlı başına bir saçmalık var.
Bakın şu yaşıma geldim "The"nın anlamını "Who Kalıbını" öğrendim ama ingilizcem şu tshirt meselesi yüzünden ilerleyrmedi.

Bazı şeyleri zerre anlamıyorum.
Daha az anlamış olanların da yaşadığını anlıyorum.
Sanıyorum doyumsuzluğu kabullenememek anlamak konusunda çok zor bir durum.

Hep aynı adresi tarif eden insanda da bir uzmanlaşma oluyor adresin kendince mükemmel tarifini en az kelime ile yapabiliyor.

"Yaprak sıkılmıştı ağaçtan, bahaneydi sonbahar."
-Necip Fazıl Kısakürek

"Dal rüzgarı affeder ama kırılmıştır bir kere."
-Tuna Kiremitçi

"Yaşamak bir orman gibi kardeşçesine ve bir orman gibi kardeşçesine."
-Nazım Hikmet Ran

"Ağaca bir taş attım
Düşmedi taşım
Düşmedi taşım
Taşımı ağaç yedi
Taşımı isterim,
Taşımı isterim!"
-Oktay Rıfat
(15 Eylül 1937 - Varlık)
Bu Şiirin hikayesi şudur: Bir şiirini Necip Fazıl Kısakürek'in yönettiği Ağaç dergisine göndermiş, fakat şiir dergide bir türlü çıkmamış, bunun üzerine şiiri geri istemiş, istemesine rağmen de geri alamamıştır. 
Yazılan bu Ağaç şiirinde atılan taş yerini bulmuş ve yıllar sonra Mehmet Selim tarafından yazılan bir şiirde de bu belgelenmiştir.
"Ağaca taşlar atılır
kimi düşer
kimi takılır
düşmeyen taşlar
daha sonra ağacın başını ağrıtır."

Yağmur ne acayip şey halkımızın 3/2'si ya promosyon yahut da emanet şemsiye kullanıyor.
Ben flamingo desenli şemsiye ile yürüyen orta yaşlı adam gördüm.

Başörtüsü ile uyumlu renkte kitap okuyan kız gördüm otobüste.

Cep telefonlarına zil sesi olarak şarkı seçilen dönemi geride bırakıyoruz.

Geçen arkadaşım Murat'ın yanına giderken 10 senedir tanıdığım Lise arkadaşım Yiğit ile karşılaştım, Yiğit özel bir insandır ve tipi de öyledir, İstanbula balkanlardan göçmüş bir aileden geliyor çok sıskaydı biraz toparlamış, 2 metre civarında boyu var, tabii ki sapsarı bir insan Yiğit, işsiz gezerken bana "atla gel ilçelere gidelim ürün pazarlayalım." dediydi de gitmediydim. 
Kırtasiye dükkanlarına logo yapmıştım en son.. Kartvizitini halen saklarım, onlar da logoyu halen kullanıyorlar galiba.. 
Yiğit yıllar içerisinde gözlük yapmış, Ticareti çok seviyor, bir de diksiyonu çok düzgündür.
Kocaelinde mis gibi sinema tv kazanmıştı o da dahil hepimiz şaşırmıştık, bıraktı galiba okulu o zaman şaşırmadıydık, askere gitmiş izne gelmiş, yanında lise birden beri yanında olan arkadaşı vardı, ne güzel muhafaza etmişler, 
Tokattaymış askerliği,
sordum "Rahat" dedi, 
biraz görüşemediğimizden bahsettik, 
ben en son "herkes hayatından memnunsa görüşmesek de olur." dedim.
O da onayladı.
"Yine yolda karşılaşırız." dedik ve ayrıldık.

Runatolia 2015'de "Su" diye bağırarak su isteyen koşucuları " Bi' de 35'lik Rakı " diye bağırarak şakalayan adam vardı.

Aynı perspektifte palmiye, çam, kauçuk, maymun çıkmaz ve okaliptus ağaçlarını görebildiğiniz garip bir yer Antalya.

Ohooooo oo ben daha askere gideceğim.

"Bu kapı düğmeyi açıyormuş" diye cümle işittim.

"Sen gidince bak neler oldu?" Temalı bir şarkının içerisindeki saçma neşeye dayanamıyorum.
Bir de "Zeytinyağlı yiyemem aman" var böyle. Onun hikayesi de iğrenç, sırf margarin satıp köylüyü bitirmek için Atatürk karşıtlığına yükseliyor şarkı. 
"Ben efendim diyemem aman.."

Bence sahte kürk de gerçek kürk kadar tiksinç bir şey.

"Kendi için mücadele edeni takdir etmeli. Sadece kendi için mücadele edenden korkmalı. Mücadele etmekten meşrulaştırmalarla kaçanı kovmalı." -Kübra S.

Rakıyı rakı, çayı çay yapan şelerden biri de cam sesi, 
belki de bu yüzden kahve üzerine bu kadar titrenmiyor, 
hatta kahve ayıltıcı olarak görülüyor ve kahvenin bizim köpeğimiz olması sağlanıyor.
zaten Türk Kahvesi dahil pek de doğru dürüst kahve bilincine sahip olan bir toplum değiliz çözülebilir kahve aromaları halen en popüler kahveler.
Not: Antalyaya Gloria Jean's açılıyormuş.

Yoktan sebepler ile Boktan sebepler,
çoktandır aynı şeyler.
Kaybedişin de bir kafiyesi var.

Pazar günleri sosyal medyada şarkı paylaşıyorum, tabii sosyal medyada şarkı paylaşmanın yaklaşık 4-5 sene önce bittiğini çok iyi biliyorum ama paylaşıyorum, halen şarkı paylaşan bir iki kişinin açıklama bölümüne yazdığı gibi "şu da dursun şurada" diye de düşnüyorum.
 Ben, şarkı paylaşmanın bittiğini bilen kendime rağmen o şarkıların biri tarafından dinlendiğine inanıyorum. 
Bunun sebebi de yine kendimim, çünkü ben öyle yapıyorum,
sosyal medyada az tanıdığım birisi bi'şey (özellikle de şarkı) paylaşmışsa ilk fırsatta bakıyorum, kendimce çıkarımımı yapıyorum, sonra da ne like ne yorum ne de tekrar paylaşım.. 
Hepimizin hayallerinde yatan evi dağıtmayan hırsız titizliği ile çıkıyorum o paylaşımdan.
Hırsızlık öyle bir şeydir çünkü, kabullenilmiş acıların bir seferlik daha az acı vermesi insan aciziyetinde zafer kabuledilebilir.
Bakın işte kendimle çelişmekten öteye böyle geçiyorum.
Zaten kendimin en kabul edilmiş acısı da benim. (aslında hepimiz öyleyiz.) 
 Böyle şeyler farketmekle başlar, çizgi filmlerde havada durduğunu farkedince düşen karakterler gibi.




14.02.2015

Sessizlik Oldu


"ne bileyim oğlum işte.." diye uzatmamayı seçtim ve bir yudum da ben aldım
ama onun lafı uzatası varmış,
"seninki can sıkıntısı değil bir şey yapmama isteği, bu da apaçık bir şekilde tembellik işte" dedi.
"bazen bir şeyler deniyorum aslında" dedim;
Lafımı balla kesti "Yaparsın yada yapmazsın denemek diye bir şey yoktur." dedi.
"Senin de amına korum, üçüncü halin imkansızlığının da amına korum" diye çıkıştım. 
"Yok lan, Star Wars filmindeki yeşil cüce söylemiş instagramda gördüm" dedi.
bu sefer de "instagramına da korum" diye çıkıştım, gülüştük.
(samimi arkadaşlıklar kötü esprilerle sağlamlaşır.)
   Sonra bir sessizlik oldu, 
Erkek olduğumuzdan ötürü basit yaratıklarız, öyle çok derinlere gitmemişizdir, 
muhtemelen ikimiz de az önce konuştuğumuz şeyleri düşündük, 
en azından ben öyle yaptım, zaten pek bir çıkarımda da bulunmadık.
   Bu sefer ben biradan bir yudum alırken o lafa girdi, "Sen bir ara her seferinde farklı bira içiyordun o ne oldu ?" diye sordu.
"Şu ara aynı şarkıyı üst üste milyon kere dinleyen birisiyim var gerisini sen düşün" dedim.
"Şarkı uzun mu kısa mı?" diye sordu. 
"Orta amına koyayım orta ulan.!" diye çıkıştım.
"Olamaz" dedi ve "Bir şarkı defalarca dinleniyorsa ya kısa oluğu için anlaşılamıyor  yada anlaşılamayacak kadar uzundur." diye ekledi.
"Bunu da mı yeşil cüce söylemiş" dedim. 
"Hayır, bunu ben düşünmüştüm bir ara" dedi.
"İzledin mi sen o filmi?" diye sordum.
"İzledim de anlamadım" dedi.
"Ya neyini anlayacaksın oğlum izle" işte dedim. 
"O değilde altın bikini giyen bir kadın vardı, o güzel mi değil mi onu hiç anlamadım." dedi.
"Senin ben hayattaki keskin sınırlarını sikeyim" diye çıkıştım ve "Seni adam yerine koyduk da derdimizi söyledik, bir saattir yok yeşil cüce, vay uzun şarkı diye bana tırıvırı yaptın yavşak herif" diye de ekledim.
Sonra bir süre sessizlik oldu,
"Oğlum yok lan benim de bazen çok canım sıkılıyor." dedi.
"Kuş vuralım istersen" diyerek bir şiire gönderme yaptım.
"Sen de ne pis, ne zalim bir insanmışsın ne istedin kuş kadar kuştan?" dedi.
"Cidden lan..." diye onayladım ve bir süre sessizce biralarımızı içtik.

25.12.2014

Dinazor


Böyle giderse, böyle gitmez.
böylelik, tarihsel olmayan yani tekkerrür etmeyen bir süreçtir.
Bir şey gerçekse rutine giremez muhakkak değişir.
Bu yüzden muhafaza ve muhafazakarlık gerçek üstü bir eylem ve durumdur.

"Çok tökezledim hayatta,
Hiç düşmedim
Yakardım çok kez ayakta
Hiç küsmedim."
  Çağdaş Türkçe pop şarkısı sözü yazabilir miyim diye denedim oluyormuş.

Yılan balıkları çiftleşmek için 6000 km yol gidiyorlarmış.
Yılan balıkları "elektrikli" oldukları için çok yakmıyorlardır herhalde.

Sanki bütün düğünlerde aynı gevşek adam şarkı söylüyormuş gibime geliyor.
Ha bir de her düğünde kitle ile alakasız olarak aşırı mini giymiş biri oluyor.

Ben de bimden aldığım gofretli Hollanda tatlısını a101'den aldığım latteye banıyorum.
Aynı kombinasyom starbucks'da da mevcutmuş.
Kârda mıyım zararda mıyım anlamıyorum.

Çizer adamın direnişi iki rengin dışına çıkmama çabasıdır. 
(Masraf oluyor)

Adım Nebile olsa sürekli "ahh ne bileyim ben" diye şarkı söylerdim.

Mutsuz olmak ile mutlu olmak arasında incecik bir çizgi yok, dağlar var.
O dağlarda yaşan güzel kadınlar, çalışkan adamlar, uslu çocuklar var.
Mutsuz olmamak mutlu olmak demek değildir.
3.halin imkansızlığı çoğu zaman geçerli değildir.

Dışarıda tek başına olduğum zamanlarda yüzeysel arkadaş topluluklarını gözlemlemekten keyif alıyorum, cümle başına 2.1 "kanka" ve  3.2 de "yaa" düşüyor.
Gerçekten konuşacak hiç bir şeyleri yok,
 var olan internet geyiklerini yansıtıyorlar sadece.. 
Bu kadar kötü özelliklerinin yanında çok da gereksiz para harcıyorlar böylece ekonomi dönüyor (dönüyor dönüyor ve gene yandaşın cebine dahil oluyor)

"Kötüleri yenmek zamanı yenmekten daha kolay"mış.

Bunu daha öncede yazdım ve söyledim: ilkokulumdaki tüm kızlar birbirine benzeyen adamlarla evlendi, sosyal medyanın gözüme gözüme soktuğu bu durumlarda "ben de o adamların tipinden hiç yok lan." hissi insana farklılıklarından ötürürü zor bir hayat yaşayacağnı farkettriyor, 
eğer siz de ben gibiyseniz sizin ben ta *mınıza korum, faklılığımda gözünüz vardı demek.
Zaten matematiği anladığım ilkokul 3.sınıfta 30 soruluk bir testten 30 aldığımı söylediğimde bana inanmayan kızlar da gene bu kızlardı, onları çok düşünmedim matematiği de zirvede bıraktım.

"Acaba ilham perini ilhan peynir diye sattılar mı?" diye soru duydum.

Çarşıda tuvaletler paralı olunca avmlerin yükselişi başladı, avmler yüksek fiyatları ile bizlerden o tuvaletin parasını alıyorlar o ayrı.

" Ünlülerin gerçek isimleri " adlı resim galerisini, 
" Ünlülerin instagram fotoğrafları " adlı resim galerisine tercih ederim.
ki " Ünlülerin gerçek isimleri "nin bir resim galerisi olarak sunulması  düpedüz saçmalık.

Geleceğe inancı olmayan adamlar Türk Kahvesini çay bardağı ile içerler.

"Hayatımın erkeği", "hayatımın kadını" vb kararları alabilen herkesin bir zamanlar kaybettiği büyük bir şeylerin getirdiği farkındalıktan bahsediyorum.

Ne senden önce ısıtılmış bir eve girebilirsin, ne de ellerin doluyken kapı ziline basabilirsin.
Yalnız yaşayanları sevin.

Sezen Aksu pilavı çok severmiş. Bir gün Antalya konserinden sonra 7 Mehmet'e gelmiş. Özel bulgur pilavı olduğunu görüp tadınca, mekanın sahibi Hakkı Akdağ'ı çağırmış. "Bu pilavı sen yaptıysan benimle evlenir misin?" demiş. Hakkı Akdağ da "ben zaten evliyim" deyince, Sezen Aksu da "o zaman beni dost olarak al" demiş.. Hakkı Bey bu kez de "benim dostum da var" deyince gülüşmeler olmuş ve o günden sonra özel bulgur pilavının adı "Sezen Aksu Pilavı" olarak kalmış.

Bu kış da bol bol banyo lifi modeli bereye maruz kaldık çok şükür, bahar gelse de buralar hep iyice gerilmiş tayt olsa.

Bugün yürüyen merdivenlerde özledim seni
Akşam olurken çimlere bakarken özledim
Eksik dörtlükler gibi özledim
İşte böyle üreyen duygularla özledim seni.

Doksanlı yılların Popüler bir şekilde uzun süre saçma nostaljisi yapıldı fakat bu yılların gerçek simgesi dinazordu, dinazor dönemin az ama yeni teknolojisini ifade etmek için oldukça uygundu, bilinen bir şeye eklenmiş teknolojilere sahip olduğu için de bu teknolojik yenilikler rahatça farkediliyordu.
Konuyu köpürttüğümüz Kuzenim Anıl da " Ulan Jurassic park, senin oyuncak robot dinozorlar, 3D dinazor gözlükleri, dergiler, trex iskelet maketleri, Dino'yu da saymıyorum... 
Ne cok dinazora maruz kalmışız lan. Diyorum her şeyin cevabı orada bi yerde, çocuklara bu kadar dinozor yüklemesi neden yapılır ya?" Dedi
Ben de çaresizliğimi bir de Dinazor Salam ile Power Rangers'ın dinazorları vardı diyerek bastırdım.

İnstagramda hediye gelsin diye sürekli makyaj malzemesi reklam fotoğrafı paylaşan arkadaşım var. 
Evli barklı kimyager insansın, hadi kocan almıyo ve senin de para veresin yok. Oturup kimyasalları mı birleştire miyorsun?
O da değil işte düz bedavacılık.

Vedat Milör: - sizin bu fırın da eski efsunlu bir fırın yani
Konyalı Pideci: - vallahi eski tabii de bi'şeyi varsa yaptırabiliriz yani, sonuçta tuğladan.
Vedat Milör: - yok yok o anlamda değil..

"Bir şey mi unuttum acaba" hissi insanı yer bitirir ve hayatınızın en monotonlaşmaya başlayan zamanında ortaya çıkar.

Beyoğlunda oturduğum ve istanbuldan gitmeyi kesin kafaya koyduğum zamanlardı taksim civarındaki bir kargocuda sıradayım bir şey sorup kaçacağım, 
bir şey sorup kaçmak için sıraya girmekten nefret ediyorum ama başkasının işi ile meşgul olan bir çalışana da soru sormayı sevmiyorum. 
Galiba ben her mağazada, her resmi dairede bir danışma olsun istiyorum; hele bir de eski prinç levhada times yazı karakteri ile "danışma" yazıyorsa uf demeyin keyfime.. 
Neyse işte sırada beklerken Sn. Gülşen Bubikoğlu'na gidecek bir paket gördüm adresini hayırlamıyorum ama anadolu yakasında sakin bir yerdi, "koskoca Bubiğe de ancak bu yakışırdı." dedim, sorumu sordum görmeden bişey diyemeyiz dediler. Bir kaç gün boyunca herkese Bubiğin adresini anlattım, bir tek okul arkadaşım, devrem Mehmet ciddiye aldı. Kargocuyu da kullanmadım, dev bilgisayar kasamı otobüsle Antalyaya taşıdım.
İstanbula bir daha hiç taşınmadım.

Çizim: bu blogun yeni çizeri olan bir arkadaşa aittir.

26.11.2014

illüstür Bakalım


Eğer paranla rezil oluyorsan gerçekten az paran vardır.

Babam benim yaşındayken mesleği bu olmamasına rağmen 10 yıldır zeytin yapan bir adammış, evliymiş çocuk sabiymiş.

Gürlük diye bir yer olsa da 
Öz Gürlüklüler diye dernek kursalar ya.

Türk Kahvesi "Rio Minas Gr 5 Arabica" isimli bir çekirdekten yapılıyormuş, bu çekirden adından da anlaşılacağı gibi Brezilyadan geliyormuş ve oldukça ucuzmuş hatta New York'taki Vasat Kahveler Borsasında bile sıralamaya giremezmiş.
Rio Minas, toprağımsı ve iyotun bol olduğu bir tada sahipmiş.
Bizim kahvemiz aslında kahveyi üretme şeklimizmiş.
Biz kahveyi fazla kavurup acı bir kahve içiyormuşuz.
Mehmet Gürs kahvemizin kalitesini yükseltmek için bir laboratuvar kurmuş.

"Yetim kalasan Ömer
Bize gelesen Ömer."
Şarkı sözlerinin hikayesi ne olabilir?

Batman şehrimizin vergiden muaf olduğunu ve Medicalpark hastanelerinin merkezinin Batmanda olduğunu biliyor muydunuz?

"Falan filan" varken "Bla bla" batının kötü yönüdür, 
kötü yanıdır, 
kötü huyudur.

Acunun tişört markası Acuna bile tişört satamadı.

Çoğulcu demokrasi de çoğula göre değişiyor. Aklımda şöyle bir Modern Aristokrat Demokrasisi var: Çalışmayan, okumayan, üretmeyen ve tüm gün parklarda 2,5 litrelik kola içenler oy vermesin. Olsun bitsin.

Başarı kendini kasmadan dengeni koruyabilmektir.

Zeytinliklerin 3 kilometre yakınına zeytin ile ilgisi olmayan bir sanayii kurulamaz. 
Bunun kanunu böyle diye termik santralin  3 kilometre yakınına Zeytinlik dikilemez mi?
Zeytinliğin kıymeti termik santral kapattırabilir mi?

ODTÜ'nün bazı bölümlerinde gelenekmiş, bölüme 80 kişi alınsa da ilk derse bölüm başkanı girermiş ve "arkadaşlar bu sene 80 kişi aldık ancak içinizden sadece 10 kişi zamanında mezun olabilecek." dermiş.
Şaka da değilmiş.

Mecnun: Sen mi çaldın cüzdanımı?
Arda: Ne çalacağım ben senin boş cüzdanını be fakir
Mecnun: boş mu? Bırak şimdi ya boş moş diyorsun çalmasaydın nereden bileceksin boş olduğunu?

"sen ve yağmur.
başa dönemezsiniz.
öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın..."
-İsmet Özel (of not being a jew)

Beyaz saçını fersiz bir maviye boyamış yaşlı kadın gördüm ve "kadın saçını renklilerle yıkamış" dedim.
Üniversitede saçını sarıya boyamış mal bir erkek görünce "insanlar renklerini değiştirebilmeli." Demiştim, özgürlükçü bir zamanıma denk gelmiş demek.

Dinlemeyi bilemezsen anlamazsın, anlamadığın işi tekrar tekrar yaparsın, yorulursun dinlenemezsin.

Cinsellik yaşamayan kadınlar daha iyi keskin nişancı olurlarmış ayrıca keskin nişancı kadınların en az bir memesi alınırmış.
Kadınların daha merhametsiz olabildiklerini zaten biliyoruz.
Yine de onları çok seviyoruz.

Alışveriş merkezine girer girmez H&M'den katalog aldın ergen,
Çıkarken alsan olma mı ergen?

Doğa kendine kötü davranandan intikamını alırsa her türlü şiddeti desteklerim.
Ters bir durum olursa doğaya da karşı gelirim: fırtınaların üzerine yürür, yağmurları yumruklarım, depremlere çomak sokarım..
Bunlar doğa ile benim aramda tabii şeyler.

Bizler pablo picasso olamayacaksak olayımız olmayan diğer alanlarda da iyi olmamız gerekiyor, örneğin Picasso'nun çocuğu olmasa da olur ancak bizlerin insanlık ve uygarlık adına iyi çocuklar yetiştirmemiz gerek.

Güce değil güçlü olana tapanların ülkesinde yaşıyoruz,
"kazanır" diyerek her kupa brezilyayı desteklemekten dünya kupasına katılamıyoruz.

Antalya Zerdalilikteki okuldaydık ilkokulu da aynı sınıfta okuduğumuz arkadaşım Barış bir defter kapağının iç tarafına basılmış bir fotoğrafı gösterdi, fotoğrafta Mustafa Kemal Atatürk, Barışı yanına oturtmuş Barış'ın başını okşuyordu.
O yaşta zaten çok ilgimi çeken ve hiç bilgi sahibi olmadığım bir şey olduğu için bu fotomontaja aklım çıktı, defterin kapağına basıvermelerine de ayrı aklım çıktı.
"Bizimkiler bu işlerle uğraşıyor ya" demişti Barış.. 
Sonraki ders Beden Eğitimiydi erkekler olarak sınıfta üstümüzü değiştik, Barış bana teyzesinin aile büyüklerinden birisine sigara içerken yakalanmasını aşırı ciddi bir olaymış gibi anlattı ve ben de mal gibi etkilendim, 
zaten galiba Barış için bugün benim aklımı alma günüydü.. Konuyu sigaraya ne kadar karşı olduğuma getirdim ve üzerinde yeşilay kolu yazan sikindirik rozeti Barışa gösterdim, o da bana "lc wakıvak" yazan tişörtünü gülerek gösterdi, le ce vakıvak olarak okuduk, bilkte güldük.
Aradan yıllar geçti okul bitince görüşmedik, yolda bile karşılaşmadık, ikimizin de biraz boyu uzadı, ikimiz de bir ara saçlarımızı uzattık ve dev top sakal bıraktık, ben dijital fotomontaj üzerine kendimi geliştirdim, hiç sigara içmedim, LC Waikiki de artık maymunlu yabancı bir marka değil "elsiva" denilen yerli bir marka, Barış bir kere "piyaz yiyelim bir ar"a demişti onun dışında nerede ne yapar bilmiyorum ama ne zaman bir waikiki mağazası görsem içimdrn "le ce wakıvak" diyorum.

İllüstrasyon: İsmini Vermek İstemeyen Bir Arkadaş


5.11.2014

Kiliseli Genç Umut



Üzerinde "i love baba parası" yazan stickerlı bir taksi gördüm.
Şu yazdığım yazıya da "sadece bir taksi mi gördün iki görmedin mi?" Şeklinde gibi bir gıcıklık var gıcıklıkların en olmaz olası.

Kumlar erir cam olur, 
Camlar erirse yazık olur 
ve muhtemelen çok sıcak olmuştur, oluyordur, olacaktır.

Doğa fotoğrafçılığı en iyi ressamın tablolarını keşif etmek gibi.

Yeni yerinde tutmayan dükkanlar, yeniliğe olan inancımızın katilleridirler.

Kalabalık rakı içmelerin hepsi ego savaşından başka bir şey değil.

Problem her gün aynı eve gitmekte değil, her gün aynı yoldan gitmekte.

Kırtasiyecilik sezonluk iş sayılıyor mu?

Antalya geç soğuduğu için kışın açılışı yağmur ile yapılıyor.
Öyle ince kutsal bir hava.
Öyle güzelce bir şehir. 

Bir ürün  "şöyle süper lezzet, vay böyle harika lezzet!" Diyerek reklam yaptıktan bir süre sonra "lezzeti yenilendi" diye reklam yapıyorsa bilin ki; o ürün dandik bir üründür.
Lezzetinin yenilendiğini reklamda değil ambalajda görüyorsanız o dapadandik bir üründür.

Kediler kediler,
geldiler yediler
ve gittiler yediler.

Yenmeyecek aburcuburlarımızın başında ketçaplı patates cipsi ve portakallı fruko gelir ki portakallı frukoyu artık satmıyorlar.. 
Tıpkı Cappy Gurme gibi.

Şimdi biri watsapp'a vatçap diyor ya, sonra o biri vatçap dendiğini bir başkasına,
o başkası da bir başkasına,
derken karanfil elden ele.

Bisiklete "velesbit" denmesinin sebebi "velesbit" kelimesinin rusçada bisiklet anlamına gelmesi olabilir.

Kararlar diğer kararlar ile değil uğruna feda edilen şeylerle kıyaslanır.

Yeni arabalar elekrik süpürgesi gibi dedim Özgür P.'de Sin City'de Marv diye bir karakterin "Modern arabalar elektrikli tıraş makinelerine benziyorlar." Dediğini hatırlattı.

Gelir gelmez telaşla tuvalete yetiştiğin yer evindir, evin oluyordur, evin olacaktır.

Ben haklı olmak istemiyorum; 
Ben mutlu olmak istiyorum.
Haklı olan insanlara dikkatli bakın haklarını alamamışlar ve bu yüzden mutsuzlar ayrıca bir de hak mücadelesi içinde yorulmak var.
Bu yüzden hem "anlamak çözmeye yetmez." hem de haklı olmak.

Bilgisayarımda internet kesikken bile facobooka girebildim, eskiden de televizyon yayını kesilince bir tek trt çıkıyordu..
Sonuçta yeni dönemin trt'si de facebook

Yapamadığınız, lafta kalan küçük yahut büyük bir projeniz mi var?
Olsun üzülmeyin,
demek ki siz halen gençsiniz.

Selüloz ile selülitin bağı var mı?
Bir de selülüte tedavi amaçlı türk kahvesi sürülen bir görsel gördüm, düşman başına.

Antalyalının deniz ile güneş ile işi olmaz Antalyalı bilir ve domates, biber, patlıcan, elma, ceviz,  turunçgiller, vb gibi ürünler yetiştirir

Kendini öldüren birinin gözlerinin içine baktım, (Mehmet Pişkin)
Kendi öldürdükten sonra baktım,
Aynı zamanda da kendini öldürmeden önce baktım,
Aslında gözlerine de bakmadım, Bilgisayar monitörüne baktım, Kendini öldürmeden önce facebook hesabında paylaştığı "veda videosu"na baktım,
En çok da şunu merak ettim videoyu kendini öldürmeden önce mi paylaşmış yoksa sosyal medyadaki "şu tarihte paylaş" özelliğini mi kullanmış.
Çünkü "ben gidiyorum" demek ile "ben gittim" demek arasında kocaman umut ve cesaret farkları var.
Paylaştığı şarkı iyiydi gerçi..

Tuvalet kağıdının rulosundan ayrıldığı o an... 
İşte o an insan kendi derdini unutur.

Keşke elektonik aletlerin monitörlerine yapabildiğimiz gibi baĞzı insanların da parlaklığını kısabilsek.

İstanbulu özlemedim,
Kadıköye gitmeyi özledim.
Ucuz vapur romantizmi değil,
Metrobüs geliyor çekil.

Ayakkabının mental olarak yüzde ellisi bağcıklarıdır.

İçinde bulunduğumuz ekonomik sistemde beraber yaşadığımız bireyler ister istemez yaşamımızda etken oluyorlar.
En mikro ekonomik örnek olarak insanlar maalesef tavuk pilava ketçap sıkıyorlar diye tavuk pilavcı o bim ketçabının parasını benden de alıyor.
Bu sebepten ben de tavuk pilava hakkını verip ketçap sıkmayan insanların yanında yaşamaya karar veriyorum, buna da "zengin mahallesi diyorlar.
Düzeltiyorum: "zengin semti"
Tekrar düzeltiyorum: Zengin muhiti.

"Kaldırımda yürürken sigara içerek arkaya tütenleri öldürecez."
Hadi gel de bunu duvara yaz.

İlişkisi olduğu halde "ilişkim yok" diyen bir erkekle,
İlişkisi olmadığı halde "ilişkim var" diyen bir kadının başlayan ilişkisinden bahsediyorum.
Kötülerin dünyasını merak ediyorum.

Kadınların bir yaşlanma ritüeli olarak saçlarını kısa kestirmelerini pek çok şeyden vazgeçmişlik olarak değerlendiriyorum.
Olumlu yahut olumsuzluğunu değerlendirmiyorum sadece vazgeçmekten bahsediyorum.

İstanbul gerçekten büyüleyici bir şehirdir. eğer 40 yaşında evde kalmış bir kadınsanız.

Bütün yargılarınız, yargının kesinlik kazandığı ana kadar geçerlidir. 
Hayatta yargılarımız mutfak tezgahından düşüp kırılan bir bardağa benzer, parçalar tekrar bir araya gelir ancak bir önceki düzeninden farkı ve de bir önceki düzenini hatırlatır bir şekilde.. 
Yine de çöpe giderler.

Vardiyaya "şift" denen tüm işletmeler acaba euro ile mi maaş ödüyor.

Beden Eğitimi dersi için bile süslü kıyafet bulan kız evlenebildi mi? Yoksa istanbul'un büyüleyici bir yer olduğunu mu düşünüyor.

Dört denilince "dön de götünü ört" diyen bir ülkede sosyolog olmaktan bahsediyorum, sözelciliğin sınırlarında gezmekten dem vuruyorum.

Lisede mantık dersi çok zevkli başlıyo da bir anda suratına sıçıyor ya, 
işte bizim milli takımlarınız spor dalı ayırt etmeksizin rakiplerine aynı sonu yapıyor.

Arkadaşlarım ile beraber en sevmediğim duvar yazısı olan "liseli genç umut"u Kiliseli genç umut"a çevirdik, bu yüzden de çok mutluyuz.

8.09.2014

"Abo Lafa Bak."



Jöleli saç ile spor yapan adamdan hiç bir yol olmaz.

İsmail Abi 
-oooo kamil gözlük yapmışın, miyop mu bu?
Kamil 
-yok İsmail Abi, dinlendirici bu.
İsmail Abi
- dinlendiriciyse ne takıyon?
kapat gözlerini dinlen.

Klima kumandasını duvara asmayı çok sevdik.

Biz aynı çocukluğu yaşyan farklı çocuklardık, şimdiki çocuklar farklı çocuklukları yaşamaya çalışan aynı çocuklar.

Şehrinin spor takımını desteklemeyen, yerine yöreseline hayran olmayan kişinin gözü evlense bile dışarda olur.

4+4+4+4...=1 işleminden bahsediyorum.
Dört mevsimin tek düzeliğe dönüşmesinden, 
Dünya yörüngesinin sıkıcılığından bahsediyorum.
Matematiğin anlamsızlığından bahsediyorum.

Her fırsatta "yeni yazı var mı?" Diye soran über insan Özgüre selam olsun.
En son mahallede rast geldik uzun saçını bağlamadan bisiklet sürüyordu, kaza riskini düşündüm ama mahalle baskısı olmasın diye uyarmadım.
O saçlar kesilecek.

Kadınların hem kadın hem erkek şarkıcılara hayran olma hakkı var ama erkek adam erkek sever.

Tanrı da bavulunu unutur.

Babam için bu blog: "internette yazıyo musun gene bakkal defteri gibi?"

Nesneleri değil, sıfatları farkedin, farkında olun.

Evladı olan ilkokul arkadaşlarımızdan bahsediyorum.

"Bir şeyin gerçek olmasına gerek yok, inandırıcı olması yeterli."
-Woody Allen

İkinci el iphone telefona bir önceki dandik samsungun kulaklığını takarak ortaya çıkan yoksulluktan bahsediyorum.

Bi tane medeniyeti yakından tanıdım o da eşşek siken hititliler çıktı.
Talihim yok bahtım kara.

"Şu sırtımda ne var ya kaşınıp duruyor" diyecek kimsenin olmadığı bir yalnızlıktan bahsediyorum.

Çocukluğumun bir kısmı Sarı sayfaları okuyarak geçti.

yumurtaya kimyonun yakıştığı gibi anti klişe bir güzellikten bahsediyorum.
Güzelliğe keşif yapma saadetinin eklenmesinden, 
özeli bulmaktan bahsediyorum.

Almanya 90 milyon insanmış, ancak ev doğalgazlı olduğu için bizim gibi tek odaya sıkışıp öbür odaları boş bırakmıyorlarmış.
Yani üç büyük kentleri o kadar da büyük değilmiş.
Köylü köyünde kalıyormuş ve biralık arpa ekiyormuş.

İnecek düğmesi kuşlu kapı zili ile çalan dolmuşa denk geldim.

Derdini anlatamayan insanların sürekli ama sürekli aynı şarkıyı dinlenesinden bahsediyorum.

Sabahları çok neşeliyim,
Kalemlerden keçeliyim.
Düştüm gurbet derdine,
Gari ben neyleyeyim?

"4 taneden fazla modele bakacaksanız karar veremezsiniz, hiç bakmayın, sonra gelirsiniz." diyen mağaza sahibi de duydum.

Gözüne bir toz kaçınca üfleyecek kimsesi olmayan birinin yalnızlığından bahsediyorum..
Göz yaşının hem duygusal hem de gözdeki tozdan ötürü akmasından bahsediyorum.

Kış vakti en ucuz şarapları içip derdini neşesini  duvarlara boyamış adamlardık ve adam olmaya direnir gibi evlenmiş eski sevgililerimizi hiç anmadık.

Formula 1 yarışında tüm yarışmacıları peşine takınca sonuncu olduğunun ortaya çıkmasından bahsediyorum.

"Tüp bitti" kadar hüzünlü çok az cümlemiz var.

Yeni doğan çocuğunun ilk defa yağmuru gördüğünü farketmeyecek kadar normalleşmiş mutluluklardan bahsediyorum.

Bizim ilkokul öğretmenimiz dahil (ilkokulda hoca olmaz) okulda poşet biriktiren insanlar vardı, bu işi "lazım olur" diye değil baya baya koleksiyon değeri için yapıyorlardı, sonra allahtan internet çıktı da bu iş tarih oldu.
(Tarih bile olamadı)

Behzat Ç.'yi hep özleyeceğiz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...