2.10.2012

Son Eylül Akşamı


dinleyerek okuyabilenler için: Pilli Bebek - Eylül Akşamı

Uyandım, daha doğrusu uyanmışım, bazen öyle uyanıyorum ben..
Sami uyanıktı biraz da kıpırkıpırdı ''Esinden (pastane) bi'şey istiyor musun? diye sordu,
'yok' dedim.
kahve içip internete baktım,
Sami geldi,
kendine poğaça almış ''seni düşünerek sigara böreği de aldım'' dedi,
'nasıl beni düşünerek?' diyecektim, gereksiz gerginlik olur diye sadece 'teşekkür ederim Samiciğim birazdan yerim herhalde' dedim.

Sami'nin sevdiceği olacak bi' seveceği var, yakışıyor gibiler de ne bileyim, görüşeceklermiş,
poğaçasını hüplettikten sonra gitti Sami,
Anılın kedisi Parlay, savunmasız kalan Sigara Böreğime dadandı,
bir kedi nasıl ses ile çağırılır biliyorum
ama bir kedi nasıl bir ses ile kovulur bilmediğimden 'gel pisi pisi'nin kendimce tersine çevrilmiş bir yorumu olan 'git isip isip' demeliyim diye düşündüm,
gereksiz gerginlik olur diye sadece 'kışt mışt' diyerek öteledim hayvanı,
aç hissedince de sigara böreğimi yemeğe başladım.
bir süre sonra Anıl da uyandı kaç sabahtır çok mutsuz sinirli uyanıyordu,
bu sabah sakin ama mutlu gibiydi, iş buldu herhalde ondan diye düşündüm ve düşüncelerimi kendime saklayıp 'Günaydınssslarrs' gibi şakalı bir mesaj verdim, aynen cevap aldım.

telefonum çaldı çiğdem arıyordu sesinde herzamanki neşe yoktu, mutsuz da değildi galiba yorgundu.
''Taksimde buluşalım mı?'' dedi,
'olur' dedim,
''1 saate gelirim'' dedi
'tamam' dedim.
Anıla durumu anlattım, 'istersen sen de gel' dedim,
''napçağnız'' dedi,
 bi'yere oturur bi'şeyler içeriz dedim..
cevap vermedi..
benim çıkmama yakın üzerini değiştirdi, Parlay'a mamasını verdi, kıtır kıtır da yedi hayvan.
beraber çıktık,bi'süre sessizce yürüdük...
''geçen pazar şinitzelci kapalıydı değil mi'' dedi,
'evet tadilat vardı belki bu hafta açmıştır.' dedim.
yürümeye devam ettik,
ben bir ara 'orası da iyi yahu' diyerek şinitzelciyi övdüm, bu konuya çok odaklanmadık,
sokağın köşesine geldik,
şinitzelci kapalıydı,
karşıdan Anıl'ın sevdiceği ve komşusu olan Ezgi geliyordu, Anıl'ın gözleri bozuktur, gözlük de kullanamaz,
gözlerini kısarak Ezgiye baktı ve bana 'gülüyor mu o' dedi,
''evet beşlik simit adeta'' dedim.
Ezgi, taksimdeki yürüyüşten taksimin kalabalıklığından ve ne kadar çok ünlü gördüğünden bahsetti,
ben o sırada 'bu ikisi de şanslılar ha ülkemizin batıya dönük aydınlık ilişkisini yaşıyorlar adeta' diye düşündüm.
Ezgiye de 'evet hayvan sever ünlüler oradaymış galiba başka bir yürüyüş daha varmış sabah inernetten okudum' dedim,
daha sonra Anıla 'haftaiçi uğrayabilirim ' dedim,
''olur olur'' dedi.
Ezginin poşetindeki ekmeğe bakarak 'doyur bari bu Anılı' dedim ve ardından da ikiliye veda edip bir pazar günü öğlesonrası Mecidiyeköy sokaklarında yürümeye devam ettim.

Metro ile Taksime gitmeyi planlamıştım, metroya yürürken Cevahir Alışveriş ve Eğlence Merkezinin yanındaki beton boş alanda çocukları oyunlar oynamaya çalışan bazıları babalı, bazıları babasız aileler gördüm,
'Mecidiyeköyde çocuk büyütülmez.' fikrimi bir kez daha onaylayıp Antalyanın harika park ve bahçelerinde fazla aksiyona girmeden geçirdiğim sakin ama mutlu çocukluğumu düşündüm...
özlemişim.

metroya bindim, Taksim Meydanı'nın mevcut vaziyeti ve Kadıköylü Çiğdem'in genelde meydan tarafından değil de istiklal caddesinin sonu kabul edilen tünel tarafından geldiğini düşünerek şişhane metrosuna aktarma yaparak doğrudan oraya çıkmayı planladım.
planıma da harfiyen uydum ki bir başak burcu erkeğine de bu yakışırdı diye düşünüyorum,
tünel tarafından istiklal caddesine ulaştım Tarık Zafer Tunya Kültür Merkezinin önündeki eskiden Gloria Jean's olan şimdilerde kapalı olan dükkanın yanında Çiğdemi aradım,
sitem edercesine ''neredesin?'' dedi,
yok şişhane, vay aktarma derken gene geç kaldığımı fakettim 'tünelin oradayım, sen neredesin' dedim,
''meydan tarafındayım'' dedi
'ben tünelden gelirsin diye düşünmüştüm' dedim.
''mesaj attım ya'' dedi,
'gelmedi mesajların' dedim..ve o an farkettim ki klasik bir metro ile gelinen tam kesinleşmemiş buluşma faciası yaşıyorduk.
''tamam, ortada buluşalım madem.'' diyerek anlaştık ve Galatasaray Lisesi'nin önünde buluştuk.

Kahvecinin oğlu Starbucks'da farklı çeşitlerde birer çay almış iki çok eski arkadaş olarak oturduk,
canı sıkkındı anlattı, dinledim ve konular hakkındaki fikirlerimi söyledim, katıldıkları oldu katılmadıkları oldu.
biraz da ben anlattım o da fikirlerini söyledi...
onunla geçen aylardan birinde gene aynı kahvecide otururken farketmiştim,
biribirimizi iyi biliyoruz bu da birbirimize bir şeyler anlatırken daha hızlıca derine inmemizi sağlıyor,
galiba yakın olmanın en büyük avantajlarından birisi de bu.

otur otur sıkıldık ve kalktık,
güneşe doğru yürüdük,
güneşi ne kadar sevdiğimizden bahsettik,
ben bir ara güneşe olan sevgimi yaşam kaynağı falan diye bilimsel dayanaklara da dayandırdım,
o da ''kızın olursa adını koyarsın'' dedi,
ben de 'kızımın adı belli' dedim
ya duymadı, ya da merak etmedi,
merak etse ne güzel söylemeyecektim.

sallana sallana Galata Kulesine indik,
kesmedi Karaköy'e indik,
o da kesmedi Eminönüne geçtik.
acıkmış, canı da çekmiş ''balık-ekmek yiyelim mi?'' dedi, 'olur' dedim,
ben Eminönündekileri sevmem, almadım ama o turşu suyu da aldı,
gerçi eminönündeki balıkekmekleri de sevmiyorum ama bi'şey demedim, yedim öyle..
turşu suyunun son yudumunu masaları temizleyen adam çöpe atınca isyan etti, o son yudumunu ekmeğinin son lokmasına saklıyormuş,
çok güzel isyan etti karışmadım,
adama şöyle bir bakmaktan öte bir şey demedim,
adam da bi'şey demeden ona bir turşu suyu daha getirdi,
bir ara cihangirdekinden de içersin dedim..
cihangiri sevmediğinden bahsetti bir de oraya her gittiğinde Işın Karaca'yı çocuğunu gezdirirken görüyormuş,
''babalı mı babasız mı?'' diye soracak oldum da sormadım.

Süleymaniye'nin ardında batan güneşle birlikte akşam çökmüştü,
akşam ile birlikte, yemeğin üzerine biz de biraz çökmüştük,
denize baktı,Galata kulesine baktı ''ben buraları seviyorum'' dedi,
''evet, tam bir teyze ve amcayız eminönüne geliyoruz halen'' diyecektim, demedim.
onun yerine nostaljik ve mimari değerlerden gem vurdum.
ayaklandık, koşmadan seri adımlarla Eminönündeki Kadıköy vapur iskelesine yöneldik,
vapurun beklediğini gören Çiğdem koşmaya başladı, Çiğdem daha önce de benzer bir durumda koşmaya başlamıştı ve bu iki olmuştu ama ben gene şaşırıyordum,
hem şaşırıyor hem de peşinden koşuyordum,
bir ara sakallı gencin biriyle hızlıca selamlaştı, ben genci sallamadım, sözlüktenmiymiş neymiş..
bu arada ikimiz de uçurulmuş ekşi sözlük yazarlayız ..kaydolurken de haberimiz yoktu uçurulurken de haberimiz yoktu sadece yazarken biliyorduk birbirimizi,
neyse vapura yetişti, 'daha sık görüşelim' dedim ''
olur'' dedi.

geri yürürken 'Şu Çiğdem de bana diyor da az hesapçı-plancı değil; zaten bazen ondan darlanıyor galiba,şu vapuru kaçırsa üzülürdü herhalde..
gerçi: ,ben herşeye rağmen mutlu olabilirim, demiş birisi de kendisi..' diye düşündüm.
Eylül bitmek üzereydi,
çok ileride bir gün pazar günlerini sevme ihtimalim vardı,
2012 Ekiminin ilk günü geliyordu,
2012'nin de bitmesine 3ay vardı.
gene bir halt anlamadan geçen Eylülün bitmesi yetmiyormuş gibi ayların en gereksizi Ekim'in de tıpkı bir inek öğrenci gibi pazartesi başlayacak olması, içimi çok bunalttı,
gün içerisinde çok yakınlarımı görmeme rağmen galiba kendimi çok yalnız hissediyordum,
ve yine galiba tek başına yaşamak bana yaramıyordu.

Arkadaşım Güneş ''Soğuk biradan alınan ilk yudum insana can verir.'' gibi bir söz söylemişti, o aklıma geldi
'her zamanki biramdan içeyim bari' diye düşünerek Galatakulesine yöneldim.
Karaköyde az önce kalabalık olan ara sokaklar bomboştu,
çevre esnafı ve halkı galiba güneş enerjisi ile çalışıyordu.

Galatakulesi'nin oradaki Diasa'dan herzamanki gibi Bomonti biramı aldım,
alkole gene zam gelmiş,
kendikendime gerekli mercilere Anadolunun bira ve şarap tarihinden başlayan ve sonu çok kültürsüz sözlere varan çeşitli laflar ettim.
Biramı içe içe Tünel Meydanına doğru tırmanmaya başladım,
biram herzamanki gibi tam odakulenin orada bitti, çöpe attım,

yürümeye devam ettim.
yürüyerek eve giderken erken yedim gece acıkırım diye düşündüm,
bir de Ekimde Annemin doğumgünü var diye düşündüm,
özlemişim.

Çizim Bana Ait.

2 yorum:

bossa nova dedi ki...

Turşu suyundaki kırılma, sigara böreği, yüzen balık ekmek, bina mimarisinin önüne geçen simit, kocaman bi bira <3

Bir çizim bir yazıyı bu kadar tamamlardı heralde:D


Ekim ve bağdaştırıldığı uzuv beraber hoşça vakit geçirebilir bence; bitse de gitsek. Ekimi ben de sevmem. Karaktersiz bir ay.

Güzel bir yazı. Sık yazınız, okur evde yazı bekler. Sonra okumadım okuttum diye veryansın edemezsiniz maazallah.

The Oz dedi ki...

teşekkür ederim, daha sık yaza yazacağım herhalde sadece hikaye yazasım var ona da karar vermesi zor oluyor biraz.. sen de yaz bu arada.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...