7.01.2013

Var mısınız, Siz Hepiniz, Ben Tek?


Uyandım,
saçma sapan bir saatte ve çok zor uyandım,
her yerim ağrıyordu,
uzun zamandır uyuyordum,
demek: her yerim uzun zamandır uyumaktan ağrıyordu,
her uyanışımda çok yorgun hissedip  dinlenmek için tekrar uyumayı tercih ediyor ve kısır döngünün beni yanına almasına izin veriyordum...
bu böyle olmaz diyerek sabah 5 gibi durup dururken uyandığım bir pazar sabahı'nı güzel bir güne çevirmek üzere çok uykum olmasına rağmen uyumamayı seçtim, "insan gibi yaşamak benim de hakkım" ve benzeri düşüncelerle yatakta döne döne saati 7' ettim, dönerken yağmur başladı hoşuma gitti,
yarım saat kadar sonra da evden yağmurlu bir pazar sabahına çıktım.
evimin olduğu sokak eski İstanbulun dar sokaklarından birisi olduğu için çöp tenekesi barındıramıyor onun yerine mahalleli zaman içersinde belirlenmiş noktalara çöpünü bırakıyor, işte o gece çöpler toplanmamıştı,
mahallem portakallı çöp kokuyordu, yürümeye devam ettim, saat neredeyse 8'e geliyordu Bakkal Hüseyin Abi henüz açmamıştı,
"Mahalleliye karşı bu büyük yanlışı hakkında kendisi ile bir ara konuşayım" diyerek devam ettim
ve tam "güzel bir pazar sabahı" derken kenarda çok afedersiniz bir fare ölüsü gördüm (iyyyy) "hah" dedim, "tam oldum şimdi" diyerek inadına yoluma devam ettim,
biraz ileride de tekrar çok afedesiniz bir kedi ölüsü gördüm (iyyy).
Bilen okurlarım bilir bok varmışçasına böyle şeyler hep bana denk gelir o yüzden dirayetliyimdir,
durumu çok kafaya takmadım hatta "kedi ile fare aynı savaşın şehitleri mi yoksa? Dursun artık bu savaş, akan kan yetmedi mi size lanet olası gizli güçler" diyerek bir beş dakika da gizli güçlere ve çeşitli akrabalarına sövdüm, söverken dev kapüşonlu ama şık gibi bir kızla fena kesiştim, sabahları ve akşamları (işe giden, işten dönen) insanların birbirlerine daha çok baktıklarına dair bir yazım vardı o aklıma geldi..
bu gibi ve bugidi düşüncelerle İstiklal Caddesi üzerindeki Marmara Cafe'ye kahvaltı yapmak üzere henüz açık mıdır bilmeden ürkek adımlarla girdim,
açıklarmış.
 "Ben bir kahvaltı tabağı alabilir miyim ?" diyerek kendimce güzelleştirdiğim bir pazar gününün tavan noktasına ulaştım.
fox tv'nin açık olduğu televizyonun karşısında sabah haberlerini izleye izleye kahvaltımı yaptım, bir ara karısını şüphe üzerine öldüren bir adamın haberine spiker tepki gösterdi arkamda çorba içen adam da spikere tepki gösterdi, böylece kedi ile fare aklıma geldi..(bitsin artık bu savaş..)
durumu kahvaltım o esnada son bulduğu için çok da sorun etmedim,
bir iki haber daha izledim sonra hesabı ödeyerek terkettim orayı,
şimdiki hedefim gazete almak ve evde pazar gazetesi okumaktı Galatasaray'ın köşesinden 1 liralık hürriyet pazarımı aldım eve geldim, çeliker türk kahvesi makinam ile kahve yapayım dedim, kahve makinem çok kirlenmiş yıkadım hoşuma gitmedi tekrar detaylı girerim ben buna diye kenara ayırdım ve tercihimi Jacobs Gold'dan yana kullandım 11:30'a kadar gazetemi okudum, bulmacasını gene çözmedim,
Ajda Pekkan köşe yazarlığına başlamış, ilkokul hatıra defteri gibi Tarkana sevgiler falan yazmış, "o nasıl işmiş lan" diye düşünerek gazetemi ve kahvemi bitirdim,
yavaş yavaş gözlerim düşmüş, düşen gözlerim yerden pijamalarımı almış bana giydirmiş beni güzelce yatağa sokmuş ve uyutmuş..

Sami'nin telefonuna uyandım bir alana bir bedava günü olduğu için akşam için sinema planı yapmış koşullarımı gözden geçirdim akşama geleceğimi söyledim saate baktım 15:20'ydi yavaş yavaş uyandım, yüzüme saçıma su falan vurdum sabahki kıyafetleri giyerek Sami ve ekibimizle buluştum, film izlendi kaçak mısırlar yenildi hoşbeş edildi akşam Anıl'ın evinde 4 kafadar toplandık, durgun bir anımızda ağır bir ses tonu ile onlara bu fiziksel ve mental yorgunluğumdan bahsettim,
Sami bi'şey demedi de Anıl ile Kaan sert çıkıştı, en sevmediğim yöntem olan kızarak yardım etme özellikleri içimdeki kırgınlıkları daha da arttırdı ve "içim dışım bir olsun bari" diye düşünerek ayağa kalktım evsahibi tarafından yatmalık olarak ikram edilen pijamayı çıkartırken "Lk olmasn çkmz snra" dedim ama o esnada kafam yatmalık pijamanın içerisinde olduğu için anlamadılar.
Ortam gerilmişti, iki adım geriye yürüdüm kalorifer peteğine popom temas etti sıcağını son kez hissettim, sonra koşarak kendimi duvara vurdum, düşerken hepsi sessizdi,
çocukluğumdan beri burnum aşırı kolay kanadığından ağzım burnum ve duvar kan içerisindeydi, fakat bu sefer burnum da kırılmıştı galiba, tekrar ayağa kalktım bu sefer alnımın çatısını hedef alarak kendimi aynı duvara vurmak için koştum o sırada 3'ü 1arada tuttlar beni ve alaşşağı ettiler, bir süre 3'lü ile güreştim ama hepsi kendi çaplarında dana gibi güçlü olduklarından yere sürtünmekten çorabım çıkınca güreş bıraktım, 3'lü üzerime oturmuştu yüzüm parkeye bakıyordu burnum şıp şıp damlıyordu, biraz durulur gibi olup onları kandırdım ve ellerimle hamle yaptım yemediler, Sami ellerimi daha sıkı tuttu bu sefer dişlerimi parkeye geçirip ilerlemeyi denedim onu da ben im g*tüm yemedi, öylece kaldık ben bir ara "ulan ben, sizin de böyle hayatında topunu toynağını..." diye kompleks bir küfre başlayacaktım ki kafama en yakın noktada oturan Anıl, ağırlığını hafif öne verince ciğerlerime denk gelmiş nefesim kesilmiş oracıkta bayılmışım.
Uyandım, saçma sapan bir saatte ve çok zor uyandım, her yerim ağrıyordu, uzun zamandır uyuyordum, demek: her yerim uzun zamandır uyumaktan ağrıyordu,
her uyanışımda çok yorgun hissedip  dinlenmek için tekrar uyumayı tercih ediyor ve kısır döngünün beni yanına almasına izin veriyordum...

Uydurmadır.

Çizim biraz aceleye geldi kusurlara bakılmasın.

2 yorum:

Hayal Meyal dedi ki...

Çizim gayet iyiydi bence :) 3'e tek ayıp olmuş sanki.

The Oz dedi ki...

teşekkür ederim, bazen 3'e tek de iyidir n'apalım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...