13.06.2012

Old Gods of the Tea


merhaba,

çayı, kahveyi ama özellikle de çayı övmek belli belirsiz bir kitlede moda oldu galiba.
tam da anlamadım sadece ön düşünceler bunlar..
benim  ''ben pek çay içmem'' diyen arkadaşım da var ve her seferinde yaşıyoruz aynı diyaloğu :
''ben pek çay içmem''
''nasıl? çay içilmez mi ulen ?''

sonra aklıma hep ufakken içilen paşa çaylarnı geliyor,
zaten ondan aldığım tadı başka şeyden alamadım.

çok şekilli gençte çok sinsilik var bence.
biribirimizi kandırmayalım:
 bir çocumuz annesinden, babasından, dayısından, halasından... harçlık alan insanlarız.
almıyorsanız da bu o kadar da gururlu bir olay değil.
 bunda bir mutsuzluk saklı,
dikkat edilmeli.

teyzelerin amcaların adres sormayı çok sediği biri olduğumdan bahsetmiş miydim ?
peki ya adres tarif etmeyi beceremeyen biri olmamdan ?.
gerçi,
 geçen hafta fakültede bir öğrenciye minimum ingilizceyle bir adres tarifi yaptım.
prehistorya ile protohistorya'nın yerini karıştırmış.
allahtan biliyorum aradaki meseleyi de, yerlerini de.
bilmeyen için şöyle anlatayım:
 prehistorya tarihin yazısız dönemidir,
 protohistorya ise yazısız bir toplumun yazıyı kullanan bir toplumun yazıtlarında bahsedildiği andan itibaren girdiği dönemdir.
 yani protohistorya ''bi dur sana yazı geliyor'' dönemidir, dedikodunun yazıldığı dönemdir.

yunanistan esnaflığı bilemedi.

normal koşulların ekseriyetle ve mütemadiyen hastasıyım;
krizi fırsata çevirmeyi de bilmeli erkişi.

devlet üniversitesi kazanılır, özele gidlir.

yalnız nostaljik doksanlar muhabbetlerinde kimse Atilla Taş'ın harika dizisi Zilyoner'den bahsetmiyor.
 demek ekemeğini yiyemeyeceğimizi düşündüğümüz nostaljik muhabbete giremiyoruz.
geçmişi artistlik yapmaya çalıştığımız sohbetinize meze yapmayınız, hakkı neyse veriniz.

Ukraynalı bir komşumun Fransada yaşayan kardeşi ''burada kitap okumayanın yüzüne bakmazlar'' demiş.
derdim Fransayı övmek değil,
ülkemde güzel insanların içerisinde okuyan da okumayan da vardır,
okusa daha güzeldir o başka ancak bizim ülke kocaman bir kitaptır. (klişe gibi söylem)
bir de aynı Ukraynalı arkadaşım  doğduğu şehir için ''buraların ankarası gibi'' dedi,
dedim sen tam bizden olmuşsun..
bizde de 8 tane falan 'doğunun parisi' var.

bir kere teoman'ın şarkısındaki gibi: ''bir telefon çığlığı ile yalnız bir güne uyandım.''
ve ''alo'' dedim.
karşıdaki ses: ''merbaha ben derya baykal..'' diye başladı..
 o arada seçimler vardı deniz baykal falan derken 2 saniye beynim ve ruhum ayrı yönlere dağılıp bedenimi terketmiş.
reklam olduğunu anlayınca ayıldıydım.

''samimiyet moda olunca cehalet meşrulaştı''
-Umut Sarıkaya-

fakültemiz'in giriş katında iki adet öğrenci tuvaleti var ve bunların ikisi de erkekler tuvaleti.
bahçede oturan kızların tuvalete gidişi biraz olay yani..
diyorum ''dilekçe verin  de birini size yapsınlar''
bir şey yapan eden de yok.
bunun üzerine iki tane kız geldi, kadın cinayetleri ile ilgili imza istediler attım imzayı diğer konuya hiç  girmedim.

kizir karsın bir köyüdür,
köroğlu köye hakim olmaya kalkmıştır,
kiziroğlu da onu suya tepmiştir,
köroğlu da övgü ile türkü yakmıştır
''kiziroğlu mustafa bey, bir beyin oğlu,
zor beyin oğlu.''

bir de şey var:
''bakın ben ingilizce kitap dergi bakıyorum'' deme ihtiyacı
e iyi aferim,
zaten ingilizce o kadar az kişinin bildiği bir dil ki yaptığın adeta bir mucize.
senin bu yaptığın brezilya'nın iyi futbol oynuyorum demesi gibi bir şey.
ben sümerce, hititçe falan okuyorum,
hiç senin gibi şekilli renklendirme yapıp da internete yüklemedim fotoğraflarını.

milkshake ve patates kızartması,
beklerler aynı tepside.
gariptir biribirlerine yakışması,
sonrası hep.. hadi neyse.

Ali Desidero'yu ezbere bilmeyenler şöyle bir ayrılsın.

ne olduğunu anlamadığımız ev böcekleri ne garip.
sinek desen değil, başka bir şey desen hiç değil.

gezegene büyük saygım var benim.
hele ki yaşam kaynağımız güneşe.

melike demirağ'ın twitterda 746 takipçisi var.
vay ''arkadaş''

risk alıp kaybetmek: harareti alır diyerek içilen çayın, sizi daha da harlaması.

kadınlar unutmaz,
filler unutmaz.
bir kadına fil dersen.
ölse de unutmaz.

bir de,
artık çay yok deseler ''Güneşte demlerim senin çayını.''
Cem Karaca düşünmüş söylemiş zamanında.

istanbul'un sıcağını yok sayıyorum,
pantolonla falan geziyorum  ki Antalyaya gidince şoka uğramayayım.

dikkat ettim: metalika kutalika türevi rok metal topluluklarının konserleri tam gaz devam ederken, abiler gitarları davulu ağlatırken..
seyrci şarkının bir bölümünde ''hey hey hey hey hey''lemeye başlıyor.
 işte o kısımı hiç sevmiyorum ben.

normalde ''ıyh keko'' falan diyecekleri insanın adının ''franco al perez'' olduğunu öğrenince g*tü başı oynayan kız da bir ayrılsın şöyle.
benim meselem bu kızla franco kardeşim.
 yoksa benim için senin bir alicandan bir mahmuttan farkın yok..
zaten bu kavruk teninle, bu kıvır sakalınla da farkın olamaz.
bir de bu kızların sarışın hayranı olanları var,
onların da rusçu hemcinslerimden pek farkı yok gibi.

fotoşoptan göz rengini ciddi amaçlar uğruna değiştirmek kadar çirkin bir şey var mıdır?
ülke olarak fotoşopa bakışımız zaten ''makyaj hilesi programı'' şeklinde.

Ümit Besen, ''Nikâhına beni çağır sevgilim'' derken erkek tarafının düğün yapmadığını da inceden vurguluyor galiba.

Kurt Cobain ölmeyeydi acaba solo kariyer yapıp indie müziğe kayar mıydı?
Foo Fighters gene olur muydu ?.
bu arada Dave Grohl'un Muppet's filmindeki rolü bu kadar güzel olabilirdi..
adam zaten davul dünyasının Animal'ıdır hatta Nirvana'nın Something şarkısının kaydı sırasında kendini zor tuttuğundan bir Nevermind belgeselinde bahsedilir.

yalnız, bu ilginçlikler insanı kıyafetlerinin fiyatlarına bakıyorum son zamanlarda:
hiç de öyle bohem yaşama uyumlu şekilde ekomomik kıyafetler değiller.
oğlum yazık günah paçalarınız falan hep yerlerde giyiyorsunuz zaten onları.
annenizi,ablanızı alın yanınıza da bir alışverişe çıkın.
mesela benim annem istiyor ki ben hep kargo pantolon giyeyim,astronot gibi gezeyim.
siz de bir dinleyin ananızın sözünü, efendi gibi bir traş olun.
kız vermezler lan adama.
oğlum bakın ne zaman görsem 8 sap 2 kız geziyorsunuz, demek içinizden 6 sap bu davadan rahat rahat dönebilir.
haydi gelin kendinizi bir avm'nin kollarına bırakın..
kısa ve geniş  kollu keten gömlek çirkinliği sizi bekliyor !

bulaşık süngerleri neden sarı-yeşil ?

tepedeki şarkı:
Paul McCartney - Michelle (Beyaz Sarayda Michelle Obama'ya itafen çalınıyor)

2 yorum:

bossa nova dedi ki...

Aaa çaylı yazı. Bu ara çaylı yazıların hastası mısın ey Oz?
Urfa sıcaklarını şiddetle tavsiye ederim. Derdinden tasandan sıyrılıp çölün kavurucu kollarına bırak kendini mis gib ogghhhh!

Anneyle gidilen alışveriş ödediğin parayı az söylemene büyük engeldir. 80 tl bi gömleğe verilmez ya hani...

The Oz dedi ki...

çaylı yazı bitmez.
urfa sıcakları antalyaya değişilmez.
ogghhhh!

anneyle gidilen alışveriş başlıbaşına bir engel tabii ama bir gömleğe 80 çok evladım hem türkiyede üretiliyor onlar..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...