26.02.2009

üç küçük simit


iğrenç derecede yağmurlu bir antalya havasında botlarım,ilginç kumaşa sahip pek su tutmayan kumaş pantolonum,deri ceketim,gökçe'nin tak diye verdiği şık atkısı,siyah polar eldivenlerim ile kulağıma taktığım uyku playlistimden gelen norah jones sesiyle beraber ingiliz uşaklarını andıran asil bakışlarımı etrafa savurarak milli egemenlik caddesinde bir beyfendi edasıyla yürümekteydim.
eve yakşlaşırken 3 küçük simit aldım ve poşeti şemsiyenin kancasına astım.simit almış beyfendiler gibi mutlu yürüyordum.
apartman kapısını açmak için çantamda anahtarımı ararken çantamın yarısının ıslandığını farkettim ama çok umursamadım.aramalarıma devam ederken şemsiyeye astığım simit düştü, eğildim, alıp tekrar astım ve bir kaç saniye sonra gene düştü.
eğildim aldığım simitleri şemsiyeye asarken kapı camında onu gördüm.
somurtkan ve üfleyen kafasının üzerindeki yamuk ve uzun adidas beresinin altından yağlanmakta olan saçları fırlamıştı.
yakası kaymış deri ceketi,yorgunluktan omzunda taşıdığı şemsiyesi ve dizinden aşşağı ıslanmış olan bir hali vardı.
boynuna koynuna dolanan kulaklığında vega adlı grubun 'elimde değil' şakısının youtubedan indirdiği akustik canlı kayıdı çalıyordu.
üşüyen ellerini hohlayak nafile bir ısıtma çabası içerisindeydi.
biraz daha baktım.
durdum sustum.
gülümsedim.
kızdım haklıydım.
artık gerek yoktu.
güldüm kendime.
sonra simit gene düştü.

not:en son kısım mor ve ötesi'nin 'gül kendine'sinden ilhamlıdır.

2 yorum:

melis bitkan dedi ki...

karizmasın yavs..

tj. dedi ki...

ah oz, oz, oz, oz.
cosia!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...