25.01.2010

günaydın


aklımız ile ona giden oksijen ilişkisinin dalgalı kur endeksine salıverildiği ortaokul yıllarıydı.
okula servis ile gidiyordum ve okulun son sınıf olan büyüklerinden olduğumdan 100 yıllık bir servis geleneğimiz:''en son sınıflar,en arkada oturur''u servisin en eski üyesi olan kadir'in ve benim önderliğimizde en son sınıflar olarak yaşatıyorduk.
bahsettiğim en arkada hiç bir sınıf arkadaşım yoktu,
çeşitli sınıflardan çeşitli öğrenciler vardı klişe tabirle adeta bir kozmopolittik.
okul gibi ortamlarlada bilirsiniz ki zaten son senesine gelmiş sınıflar genel olarak kaynaşık vaziyette olurlar o yüzden pek bir problem olmuyordu ki olsa dahi kuzenim ile aynı servisteydik ben dalarsam o da dalıyordu her türlü.
gerçi ben serviste yeni geldiği gün ''ben en arkaya otururum'' diyen bir dördüncü sınıf elemanı hariç pek dalmıyordum ama olsun.
sonuçta değerlerimzi yaşatmamız gerekir.

öğrenci servislerini belki bilirsiniz.
hergün sabah akşam görüşen aynı amaçlı insanlar bir süre sonra çok konuşup servisçinin başını ağrıtmak görevini üstlenirler.
zaman zaman adli vakalar da ortaya çıkar bu servislerde.
genelde önlük sahibi küçüklerin içerisinde bulunduğu bu vakaları,
ya servisçinin kendisi
ya da son sınıftan abiler ve ablalar çözer.
vakaları çözülen bu küçük sınıflı arkadaşlar da boş zamanlarında ''şu abi ,şu ablaya aşık'' temalı dedikodular yaparlar

özellikle sabahçılıkta servis bir başkadır.
sabahın en kör saatinde koca şehirde sadece kahvaltı yapmaya çıkmış kargalar varken.
siz o şehrin milyonda biri kadar metrekareye sahip bir servsin içerisinde dolu dolu insanlarsınızdır.

servis ortamı sanki çok iyi dostların ''herzamanki yerde'' diyerek buluşması gibidir.
hepimiz aynı sırayla ve birbirimizi bilerek buluşuruz her sabah.

o sabah da rutin sıra bozulmamış ve sıra eyleme gelmişti.
eylem,biz medeniyet yoksunlarının aksine her sabah servise ''günaydın'' diyerek giriyordu.
bir süre sonra onun bu günaydınları o zamanlar selamsız sabahsız bir kişi olan benim dikkatimi çekmişti
ve aklımda beliren ilk fikri uygulayıp o servise binip de tam ''günaydın'' diyecekken atılıp ''günaydın'' diye bağırmaya başladım.
dedim ya,''beynimiz ile ona giden oksijen ilişkisinin dalgalı kur endeksine salıverildiği ortaokul yıllarıydı''
ve bir çoğumuz da aynı durumda olduğumuzdan benim bu davranış bozukluğuma bir süre sonra servis geleneğimize göre en arkada oturan en son sınıfların tümü de eşlik etmiş.
böylece her sabah eylem ve en arkada oturan en son sınıflar arasında böyle aslında komik olmayan belki de içerisinde barındırdığı garip gıcıklıktan dolayı güldüren enteresan bir olay ortaya çıktı.

sonra ortaokulu günaydın demeden bitirdim,
biraz büyüdüm,
yine sabah erken saatlerde lise'ye gittim
bu sefer dolmuş ve otobüs kullandım
kimse günaydın demedi.
sınavı kazanamadım
yürüyerek dersaneye gittim,
sokaktaki kimse günaydın demedi.
sınıfa girince insanlarar ''günydn'' diye bir ses çıkarttım.
hep aklıma eylem geldi.
aklım ile beynime giden oksijeni sonunda rayına oturtmuştum.

4 yorum:

bossa nova dedi ki...

biz de eylem'le bikaç hafta aynı servise bindik sonra o özbil'e dayanamayıp servisi terketti. Biz de müjde'yle uğraştık. müjde şimdi ispanya'da öyle uğraştık yani düşün..

The Oz dedi ki...

B)

hasto diyor kelime doğrulamam.

ÇOCUK dedi ki...

günaydın!

The Oz dedi ki...

naydın

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...