6.12.2011

Ben de Anlamadım.


merbaha,

yazımızı kışa çevirecek insan çok da,
kışımızı bahara döndürecek insan az.
güzel klima reklamı olur bu muhabbetten.

çay sevmek olsun,şeker de sevilmek.
bazıları çayı şekersiz içer.
(duvar da görülen bir yazı.)
bir de: ''bazı kızlar çok güzel''
bu bağlamda çay ve höpürdetmek ilişkisi öpüşmeye mi denk gelir?
hayır ama çayın şekerinin karışması sevişmek olur.

mause pad olarak kitap kullanıyorum.
bunu da bilin istedim.
kitap da normal kitap değil fakültede koridora bırakıyorlar öyle onlardan aldım ingiliz dili ve edebiyatı ile amerikan kültürü ve edebiyatı bölümünün 2000 yılına ait bir dergisiymiş..
pii kitap da demiştim başta...neyse ki ''normal kitap değil'' demişim.
kitap konusunda da hep okuyacağım dediğim kitaplar var ama bir takım gizli güçler buna izin vermiyorlar. gizli güç dediysem de kütüphaneye gidiyorum ''yok galiba'' diyorlar böyle az gizli güçler yani.

''taşlar yerine oturdu'' söylemini çok kullanırım halbuki 'taş yerinde ağırdır'.;

inanamıyorum ama halen efes birayı çok seven insanlar var.
selam olsun.

kirli sakalı ile meşhur şarkıcı Yaşar güzel şarkılarını tekrar düzenlediği dem adlı bir albüm çıkarmış.
çok güzel bir olay, aynı şarkıları aynen best of diye bir cd'ye tıkıp satmamak.
var olandan yine yeni bir şey üretmek.

3 haftada 7 kilo, ne bileyim 8 günde 5 kilo veren insandan korkarım ben.
sibelcan gibi.

ulen, her bir şeyi HD yapana kadar gözleri HD yapmaya çalışsaydık daha fazla yol katetmiştik.

arkadaşım Esra Y. Çiğdem S.'den Çiğdem S. diye bahsetti.
tam oldu.
neyse efendim Çiğdem S.'de güzel işlerle uğraşıyor gene sürprizliymiş.

bilgisyarının masaüstünü bir anda temizleyen insana dikkat edin temizlik anlayışı da bu şekilde mi?
tozlar için 'halıaltı' diye klasör falan açıyor mu eve.
e anne versiyonu da yastık altı.

kırmızı kalemi sevmiyorum.
kurşun kalemin yancısı olan kırmızı kalemden bahsediyorum kuruboya olan ile bir sorunum yok ama o kurşun kalemin yancısı olan kırmızı kalem öyle fersiz, öyle karaktersiz, öyle yancı...

ev hali ile sokak hali arasında selpak ile tuvalet kağıdı gibi ince ince farklar vardır.
rulo iyidir.. rulo.

Yarışmalı Şiir.
ben o yarışta kırmızı değil,turuncu oldum.
ben o yarışta ödüllü değil,sunucu oldum.
ben o yarışta golcü değil,tutucu oldum.
ben o yarışta birinci değil,bir kinci oldum.

'bakkalında Cino satılan Kız,
Pastahanesinde Capri Sun Satılan Erkeğe karşı !'
Capri-Sun alır bence.

behzat ç'de bazen zengin traşı oluyor,
saçı uzun bırakmalı şeklinde.
bir de bildiğin kahülü var adamın.
olsun, amirim iyidir.

her kış mevsimi derim sosyalist arkadaşlarıma: ''oğlum bu kış sosyalizm geliyormuş lan''

başıma bir şey gelmeyecekse söylüyorum: acun ılıcalı yarışmalarını sevmiyorum.
wipe out gene izleniyor.. o başka...
''vay poortttt'' diyen adam vardı.

kafede,barda yahut evde,heryerde kutlanan doğumgünleri ''üf'' demeden geçmesin.
mesela geçen bir doğumgünü davetine icabet ettim ve bir adaşım ile denk geldim.
''doğumgünü çocuğunu aramıza alalım mum üflerken de duble dilek olsun'' demek günler sonra şimdi aklıma geldi.
size denk gelirse unutmayın.

teletubbies'ler tubbie ki de gay.
duyunca niye şaşırıyorsunuz ki..
süslü şirini ne sanıyorsunuz.?

dub step diye müzik tarzı çıkmış ortalığı kasıp kavuruyormuş.
sevdiysem de sevme seviyem zerredir.
ötesi yok bende yer yer tiksiniyorum.
arkadaşım Gözde K. ile konuştum ''daha dup olan taraflarını'' sevmişim.
''dup da ne ola..?'' derken uyumuşum...

nasıl oluyor da bildiğimiz ''muşmula''ya yeni dünya adını veriyorlar.
malta eriği diyen de varmış
Erik ne lan erik ne öyle erik mi olur?
erik mi yemedin ömründe...hey gidi..

şu an dünyada birisi sinüs diyor..

eğer dışarıdaysanız işe falan gitmek durumundaysanız pazar sabahlarını neşelendirmenin tek güzel yolu: utanç yürüyüşü gözlemlemek.
pazar sabahları esnaflar ve benzeri insanlar terkeder bu şehirleri.
hafif serin bir hava ve akşam ''bir arkadaşta'' kalmış insanların başağrılarının uğultusu vardır etrafta.
boş halk otobüslerden biri beklenirken bir anda bir ses fısıldar tüm şehre
''o son birayı içmeyecektin.''
otobüse biner utanç yürüyüşçüsü ve bingo !
otobüste siz varsınız.

tarih durmadan yazılıyor.
keşke iki dakika yazanlar da dinlenip bir okusa..
o ara iyi - kötü hiç bir şey olmasa..

beybi eldivenleri görmüştük de çok garibime gitmişti fotoğraflamıştık hatta.
sonra reklamlarını falan gördüm bir yerde gayet bilinen bir şeymiş aslında.
1949'dan beri diyor internet sitesinde.

''zaman'''ın içerisinde ''aman'' var.
''aman'''ın içerisinde düğün ve cenaze.

düğüm ve cenaze sezen aksunun 1997 tarihli albümüdür.
adını albümde eşliği bol olan Goran Bregoviç'in orkestrasından alır.
bir de vokalistler arasında Şebnem Ferah da vardır.

peki ya genç kızlarda uzun hırka kolu ile el kapatma ama tombul ve yüzüklü parmakları açıkta bırakma a bir de olmazsa olmaz eskimiş oje ne olacak ?

arap baharı denilince akla daha mistik şeyler gelse iyiydi ama ortadoğu halk isyanları kaptı vaziyeti.
yalnız bazı isyanların sonunda amerikan bayrağı sallayan halklar gördüm onlar fena yandılar.

klavyede yanlışlıkla faydalı bir kısayol kodu yapıyorsunuz ve sonra işi gücü bırakıp ''ben ne yaptım iyiymiş'' diye onu öğrenmeye çalışıyorsanız, yapmayın.
onlar bize klavyelerimizin anlık lutufları istedikleri zaman görünür ve geçerler.

şarkı tavsiyelerinden şiir yaptım.
Gönül Turgut - Aşkı Sende Buldum
Cem Karaca - Unut Beni
Nesrin Sipahi - Ömrümce Hep Adım Adım
Cem Karaca - Bekle Beni

fotoğraf bana,
manzara antalyaya,
çatı katı ve bardak antalyadaki arkadaşlarıma aitler.

9 yorum:

bossa nova dedi ki...

Beybi eldiven yıllardır var hakikaten.
Bu arada o eskimiş oje neyin nesidir allasen? Çok fenadır o psikolojik travmalı bir hal verir.
Bir arkadaşta kaldığın gün ayağında bez ayakkabı olması ertesi gün sağanak yağmur yağması ve senin de oradan çıkmak zorunda olmana ne demeli Oz?

Nice biloglamalar. Bilonk bilonk!

The Oz dedi ki...

evet o arkadaşta kalıp ertesi gün değişen hava mağdurları olarak pazartesi taksim meydanına buluşuyoruz ve bez ayakkabı gene iyi, terlik giyen kız gördüm okulda sorunca da bu durumu anlattı cevaben.
anlayışlı gözlerle onayladım kendisini

teşekkür eder size de iyi bloglamalar dilerim
bir de nice'yi nays diye okuyorum bazen.

bossa nova dedi ki...

Very nice.

Ankara'daki evimin bakkalında hem capri-sun hem cino vardı.

Cino yerken eski tadı alamıyordum ama. O portakallı harika tat gitmiş yerine kekremsi bir tat gelmişti katran karası gecelerde. Hani olur ya, yalnızlığında boğulur da cevap bulamaz insan bazı sorulara. İşte onun gibi. Cino...
Eski günler...
Her şey bir bir maziye gömüldüğünde bir dolunay gibi parlayan güzellik, sükunetteki sessiz çığlık, ruhuma dokunan ince tat...


Öhöhöhöm ucuz edebiyatçıyımdır.

ballı süt dedi ki...

Merhabalarr.

Bu ara da pek karşınıza çıkar oldum ehe mehe diye eklemeden geçemiyciğim.

Çay-şeker ilişkisini pek bi sevdim.

Daha bu gün 1946 yılı basımı kitap elime geçti, pek değişik duygular içine girdim ben.

Peki ya efes içenleri bir şekilde tuborg'a zorlayan insanlara ne demeli? Bi defa başıma geldi de ordan biliyorum.

Bir zamanlar da bir tarafı kırmızı, bir tarafı lacivert yazan kalemler vardı. "Çift taraflı yancı."

Kapri San Safari hepsini alır hepsini!
Bu yüzden adil bi hesaplaşma olduğunu söyleyemiyciğim efenim.

"tubbie ki". fknsdkgngbgmş.

Pazar sabahı gözleminizi de yine ayakta alkışlıyorum.

Hoşça kalınız. :)

K.doğrulama: pulpro.

The Oz dedi ki...

bossa nova: ne güzel bir bakkalın varmış senin öyle, zaman makinası gibi.
bir yumiyum eksikmiş.
ben sizin kötü edebiyatınızı da okurum da cinoyu kayısılı hatırlıyorum ben.

The Oz dedi ki...

ballı süt: ballsüd diyesim geldi neyse..
karşı karşı güzel oluyor,

çay şeker söylemini duvar
yazılarından kolajlanmış bir posterim var orada gördüm daha çok yazı var...

1946 mı vay be..ama kesin babanemde daha da eskileri vardır bir kere atlas lazım oldu çıkardı daha rusya falan sosyalistti o denli eski..

seni tuborga zorlayan insan çok harika bir insanmış bir insana The Beatles dinletirsin ya öyle güzelmiş işte...

of o kalemi o kadar sevmiyorum ki unutmuşum anılarım canlandı canım..

evet kaprisan safari hepsini yener ananası ve kahverengi zürafası yeter.

eline ayağına sağlık

hoşçaaal B)

bossa nova dedi ki...

Oz silkininiz ve kendinize geliniz. Cino portakallı ve limonlu olmak üzere iki çeşittir ve portakallısı turuncu, limonlusu sarı ambalajdadır.

Eskiden kavanozda solucanla emzik şeker arasında satılır, külahta çekirdeğin yanında 5-6 adet alınmaması günah sayılırdı. Yumiyum tahtına göz dikse de ikisi bir arada anılmazsa ayıp edilir ayrıca kendisi boruda satılan leblebi tozuyla beraber de iyi giderdi.

bossa nova dedi ki...

yoksa o limon değil kayısı mıydı? ekikie:D
bi dakka ya hava attım o kadar kayısıydı o sanırım.Portakal ve kayısı:D Haklıydın Oz :D

The Oz dedi ki...

görsel hafızama güvenmeliyiz.
ayrıca cicoyu sevmediysem bir sebebi vardır bak gördün mü kayısıymış sebep.
hem bi google'a yazmadın mı gerçi yazmak direkt aklına gelse zaten cino nedir bilemeyecek yaşta olurdun son olarak solucan şekerler ve maşaları göynümde yaradır.
leblebi tozunu bile anlatmışsın vay gidi...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...