28.05.2008

mesafe

Antalya sınırlarının içerisinde fakat hiç antalya gibi durmayan, turistlik değeri ile kendisi ayrı bir yermiş gibi yaşayan ama bakallarına gelen ekmek kamyonlarının üzerinde antalya ekmek yazan yerler vardır ya işte öyle bir yerdi.Batı bölümününün pek çok yerini dolandığım Antalya'nın daha önceleri hiç görmediğim bir yeriydi.minderleri sıcaktan ısınan bir turist yatında bir yerli turist topluluğunun arasındaydım. tiplerinden cnbc-e izleyen bir kitle olmadıkları anlaşılan bu topluluk, aralarına katıkları bulmaca çözen yaşlılar ile yepyerli turist idiler ve büyük ihtimalle acun ılıcalının yarışmalarını izliyorlardı.

Tekne çok yol almadan sahile yüzülerek de gidilebilinecek bir mesafede olan bir adaya yanaştı. Bulmaca çözen teyzeler,göğüs kılları beyazlı amcalar ve evde kalmış gibi yaşayan kızları bir topluluk oluşturarak adada benim pek umursamadığım önemli bir şeyi görmeye gittiler.(yanar taş gibi)ben ve bir kaç genç gibi,torun gibi insan da adada bulunan ünü biraz kulaklara yayılmış yayılmasada eşşekler gibi gitmeye mecbur olduğumuz bir bara gittik. çoğunun kuzen arkadaş falan olduğunu düşündüğüm bu topluluk da tahmin ettiğim gibi benim dışımda kalmış bir topluluktu ancak bir tanesi hariç.Pek tanımadığım bu insan ile güzel klasik gitar müziği olan barın güzel müziğini dinlerken olymposdan tipini tanıdığım bir insanla selamlaştım. Tanımadığı insanlar ile çok çok konuşabildiğini belli olan bu insanla ''eh eh eh doğrudur abi,zaten hep öyle abi'' temalı kısa bir konuşma yaptım.

Konuşmanın sonunda yanaşan teknenin herkesi alıp bir kaç maceraperest teyze ve beni bıraktığını farkettim.derdimi teyzelerden birisine açtım teyze şevkati ile bir dahaki tekneyi bekleyeceğimizi söyledi. ''ne zaman gelir?'' dedim. gözlerini kapatıp kafasını hafifçe aşşağı bükerek takındığı emin ifade ile 10 dakika dedi.
bekleştik.bekleşirken her teyze gibi okul mevzuularını da açtı okuyanı da iş bulamıyormuş. okumayanlar alıp gidiyormuş... t
eyzenin şevkat diye bahsettiğim mevzuusu bende yavaş yavaş kıl olmaya doğru dönüşürken, ''hah geldi''dedi.etrafa baktım tekne falan yoktu.acaba hasır şapkası işe yaramamış da teyzenin başına güneş mi geçmişti şeklinde düşünürken eliyle Atatürk'ün akdenizi hedef gösterdiği gibi ilerdeki tekneyi gösterdi. ilerde dediği tekne karşı sahilin biraz ileri ucundaydı.
''nasıl gidicez'' dedim. ''yüzüveririz'' dedi.
saçı sarı ile kahverengi arasında bir renk olan teyze ise ilginç bir ses tonu ile ''ay vallahi gençler hep böyle'' dedi.
dedikten sonra askılarını yukarı çekerek sanıyorum mayosunu düzeltti.

o artık yüzmeye hazırdı.
ancak suyu sevmeyen benim: kostümümün yüzmeye müsait olmadığı gerçeği bir yana, birisinin şarjı biter diye aldığım ikinci telefonumunda suya girecek olması beni düşündürüyordu.Tam bu esnada cupulops diye bir ses duyuldu birinci teyze büyük bir çoşkuyla suya atlamış,hırçın dalgaları hızla aşıyordu.ardından ikincisi atladı. tek kalmayayım diye bende atladım ama aklımı kullanarak tek elimi yukarı kaldırdım. ki bu elimle tuttuğum telefonlar su almasın. pek işe yaramadı tabii.ha bir de heyecandan bir torbanın içine koyup eşyalarımı kuru tutma planımı dahi unutmuşum.
sahile vardığımızda derin nefes alan teyzelerden bir tanesi ''oy yaşlanmışız oy hamlamışız'' temalı bir konuşmaya girecekken ayağa kalktım. üzerime yapışan mayomu düzelttim ve ''hadi'' dedim.
lider ruhumdan ektilenmiş olacaklar ki hemen dikildiler ayağa.


artık kısa bir yürüyüş yapmamız gerekiyordu ancak bu kısa yolun eni de pek kısaydı ve bir yanı altında deniz olan boşluktu. sağolsun plastik tabanlı terliklerim de düşmem için elinden geleni ardına koymuyordu. böyle bir zorlu yolculuğun ardından tekneye ulaştık.

teyzelerden birisi ''ay kaptan evladım,vay kaptan evladım'' diye derdini anlattı. kaptan pek ciddiye almadı dinler gibi yaptı ve ''dolapta kavun var teyze'' dedi.
diğer teyze ''kavun'' lafını bekler gibi dolaba yöneldi. bıçak ile yaptığı kısa bir uğraşın sonunda ''kivide varmış kesivedim'' dedi.
dururmuyum kavunuda yedim kiviyi de.yalnız kivi pek peynir ile gitmiyor.
kurulanma aşamasının ardından aklıma telefonlarım geldi.
çıkardım ceplerimden ekranlarına baktım gayet çalışıyorlardı. kulaklık sokulan yerlerinden hüplettim biraz su geldi tamam dedim suyunu çektim. artık sorun yok.
kısa bir yolun ardından ilçe merkezindeki limana ulaştık. trabzandan inerken teyzenin bir tanesi hiç birşey demeden kolumu sıkıca tuttu düşer gibi olduk düşmedik.
ne de olsa basketbolcu bir insandım ve belirli bir vucut dengem vadı.
o esnada bundan pek bahsedesim gelmedi.
teyzelerden bir tanesinin kocası arabası ile yanımıza yanaştı. sağolsunlar beni de ilçe merkezine bıraktılar.
bakkala gittim bakkal yerinde yoktu.
kızı olduğunu tahmin ettiğim küçük bir kız duruyordu kasada.''adın ne senin'' dedim
''çiğdem'' dedi
''baban yok mu'' dedim
''gelmedi daha ama gökçe ablam var''dedi ve ''gökçeeeeeğğğ'' diye bağırdı
iplerden perde gibi kapı yapıyorlar ya işte o perdelerden birisinden şıngır sesleri ile gökçe ablası geldi.
ne de güzeldi...
bir mango portakallı fanta aldım heycandan para üstünü de saymadan cebime attım.bakkalldan uzaklaşırken sesini duydum herhalde birisiyle konuşuydu kapıda. kafamı çevirip baktım antalya ekmek yazan bir kamyona umursamaz bakışlar ile 18 tane yeter diyordu.

sabah olmuş uyandım.
''ne biçim rüyaymış bu?'' diye biraz düşündüm.

not:%100 rüya değildir tıpkı yediğimiz sosisler gibi biraz eklemler vardır.
şarkı indirin

4 yorum:

yağmur dedi ki...

bir an rüya olduğunu unutmak istedim. çok saykodelik bir deneyim olurdu. çok sevdim.

The Oz dedi ki...

sağolunuz (8
etkileri gerçekçi bir rüyaydı zaten

yağmur dedi ki...

rüyaların bu hissiyatı fazla olur zaten.sabah uyandığında gerçek sanarsın ve büyük bir hayal kırıklığı bazen de rahatlama mümkün.bu arada mtv olayı yayıldı.tebriklerimi sunarım.sana bir süpriz düşünmekteyim.hmmmm

The Oz dedi ki...

ben gördüğüm rüyları böyle kırk yılda bir hatırlayınca öyle oluyor
sürprizini de merak ettim (8

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...