31.07.2008

Babarahunya

sabah kalkıtım, evde yine tek başımaydım.
hani o ''ulan çok uyudum kesin saaat şimdi 4-5 olmuştur.'' şimdi dediğiniz hisler varya o hislerden birisi kaplamıştı bünyemi.bir ara gaza gelmiş olmalıyım ki koridorda gözlerimi mahmur hissetmeye çalıştım.koridorun sonunda adresime vardım. tuvalete girdim.elimi yüzümü bol suyla ovaladıktan sonra aynaya baktım.10 saniyelik sessizliğin ardından pek yapmadığım bir şey olan kendi kendime sesli konuşma işlemini gerçekleştirerek iki kere üst üste ''bu ne lan'' dedim.
sevgili okur,uyurken gördüğüm, tanımadığım şehirli rüyanın etkisinden çıkamışmıydım yoksa gerçekten bir sabahta yakışıklı mı olmuştum.klasik bir yöntem olan cimdik atma aklıma geldi ama kendi kendime saçma olacğını düşündüğümden ötürü uygulamadım bu fikrimi
''dur bir tüküreyim'' dedim. ''onun hissi hiç bir şeyde yoktur'' diye düşünerek, ''ısıığk'' diyerek lavaboya tükrürdüm.gerçekten de hissetmiştim tükürüğü o zaman gerçekten de bir gecede yakışıklı olmuştum öyle göze güzel görünmek falan değildi bildiğiniz başka birisinin suratı vardı suratımın yerinde. vucudum da hafiften ikiz kenar üçgene yakın olduğu için mükemmel görünen erkek gibi olmuştum.
aklımı toparlamaya çalıştım.aklıma süreklli tahsin takılıyordu.hemen aradırm
sevgili okur, ayıptır söylemesi faturalı hattım olduğu için hemen arayabiliyorum.
uzun uzun çaldı telefon sonra açtı
tahsin'in,uzun uzun çalmasını umursamaz ses tonuna gıcık olarak ''niye geç açtın lan?'şerefsiz'' dedim.''dişlerimi fırçalıyordum abi'' konulu çok temiz bir insanım mesajlı cevabını verdi.
bu gün bir programın var mı lan bir şeyler yapalım dedim.çoşkulu bir ses ile var tabii abi olmaz mı? cumartesi bu gün seninle melislerle buluşmaya gidicez'' dedi.''aa evet unutmuşum lan, kafam güzel şu ara'' diyerek yıh yıh yıh diye güldüm.buluşma koşullarını tekrar aldıkta sonra yavaştan hazırlanmaya başlamıştım.
saate baktım hakikatten de o kadar geç falan olmamıştı bildiğin 12-34'dü saat.madem güzel görünen bir erkeğim gömlek falan giyeyim dedim.
dolabımdaki beyaz dar kalıplı son moda gömleğimi üzerime geçirdim.biraz kırışıktı ben de hemen üzerine bir v yaka siyah çok kalın olmayan kazak geçirerek çözdüm bu olayı.
koyu renk kot pantolonumu da giyikten sonra şimdiki görevim eğerk kabul edersem.temiz çorap aramaktı.leğene baktım bir tane gri bir tanede ondan farklı olduğu biraz belli olan gri çorap buldum.ayaklarımı sardım onlarla.ve evden çıktım.
mahalle bakkalımıza bir belediye başkan adayı edasıyla selam verdim ''siktir'' çekti.
abi ''hayırdır'' dedim
''tipine gıcık oldum ne bileyim lan'' dedi
neyse diyerek durağa çıktım. durakta benden yaşca biraz küçük oldukları belli olan iki tane kız evladı vardı. neredeyse içime düşecek gibi bakıyorlardı.
hatta bu bakışlar beni zaman zaman kokutuyordu.allahtan çok geç olmadan otobüs geldi bindim.kızlar sanırım arkadamdan ''offf be'' dedi.
otobüste ilk defa güzel kızın yanı boştu ve daha da ilginç olanı bir tek güzel kızın yanı boştu. durur muyum, hemen oturdum.boyluca bir insan olarak ufak tefek olan bu kızın tepeden bakılınca göğüs bölgesinin krokisi belli oluyordu biraz seyrettim.
sonra kızın oturduğu tarafta bir şeyi merak ediyormuşcasına o yöne bakarak kızı kesiyordum ki aklıma geldi ''yakışıklıyım lan ben''
''şu dakkikadan sonra ilgilenmeyeceğim onunla'' diyerek göğüs krokisine bir veda bakışı attım ve kendi yönümdeki cama bakmaya başladım.
kız da aynı benim yaptığımı yapıyordu benim canıma bakıyordu.''heh'' diyerek güldüm içimden ne mal kızmış derken bir anda beatles grubunun şarkısı olan while my guitar gently weeps çaldı çalan kızın telefonuydu.tamam tamam gördüm orayı diyerek indi otobüsten yanıma kocaman bıyıklı kocaman bir adam oturdu geç anladım kızın değerini hakikatten de aradığı bir yer olduğu için benim cama bakıyormuş derken ''benim cam,onun cam ne .mna koyayım ya.belediye otobüsü bu'' diyerek içimden güldüm.gülerken bıyıklı adama bakmışım o da bana güldü
tahsin yürümeyi seven bir insandı zaman zaman ona yaranmak için, zaman bir şeyler ısmarladığı için, zaman zamanda yürmeyi seven kızlar bulduğu için ben de yürümeyi seven insan gibi olmuştum.o yüzden bir durak önce inip buluşma yerine yürüyerek ulaşıcaktım.saate baktım vaktit buluşma vaktiydi.kısa bir yürüyüşten sonra ulaştım tahsin, ''nerdesin olum yaa ağaç olduk yaa'' gibi kızların yanında yalanlaştığı belli olan bir ifadeyle azarladı beni.
''yürüdüm abi farketmemişim'' dedim.keşke domuşa binseydin dedi.
''bak bak bunu diyen yılların keçi tahsini, toynak tahsini, her yere yürüyen tahsini..'' diyerek çok sinirlendim kendi içimde
ama şaşırdığım bir şey daha vardı tahsin beni tanımıştı halbuki bugün başka bir insandım yakışıklıydım nasıl tanıdı lan bu herif derken tahsinin konuşurken yüze değil ayakkabılara bakan bir insan olduğunu hatırladım ve ''ne tahsinmiş .mna koyayım'' dedim.
kızlara ellimi uzattarak adımı söyledim.kızlada ellerini uzatıp tokalaşarak ''melis'' ve selen ''dediler'' ellerimizin isimlerini birbirimize söyledikten sonra onların bildiği benim bilmediğim bir yöne doğru ilerledik.yolda tahsin çok konuşan erkek olmuştu.allahtan yok kısa sürmüştü de tahsinin bu rezilliğini çekmek zorunda kalmadım.yolda gülünmeyecek şeylere gülen melis adlı kız gülerken gereksiz yere benim yüzüme gülüyordu o da ilginçti.

artık bumbar'ın kapısındaydık isiminden dolayı tiksindiğim bu bar sanırım melisin en sevdiği,çok takıldığı,tabiri caizse müdavimi olduğu bardı.girdik melis yaklaşık 12 tane metal grubu tişört giyen sakallı,saçlı erkeğe öpüşmeli selam verip hiç birşey konuşmuyorken biz boş bir masaya geçmiştik.garson ile beraber melis de geldi. biz birer bira söyledik
garson melisle de selamlaştı.selen o sırada hep susuyordu,hep susuyordu
biramız geldi melis adını bilmediğim ananaslı bir içi söylemiş kış günü garipsesem de
tadını çok merak ettim ve bir anlık gazla ''tadına bakabilir miyim?'' dedim.
tabii dedi güleç yüzüyle uzattı içkiyi ..
o aldığım bir yudumda melis 3 cümle sıkıştırdı.
anladığım kadarıyla içkinin adı ''babarahunya''imiş
ha bir de barmen ile melis sevişmişler mi ne öyle bir şey.
içkiyi beğenmiştim biramı hızlı içtim.
bu içkiden kendime de söylemek istediğimi melise belirttim.melis parketmeye çalışan bir türk gibi kafasını arkaya çevirerek ''ali bize iki barbuş getirsene'' dedi kendi içkisi bitmeden bir tane daha söylemişti buna da çok şaşmıştım.
o sırada tekrar farkettim selen hala susuyordu.
ali hemen barbuşları getirmişti masaya yerleştirken
melis önündekini bir yudumda bitirdi ali ''fondip ha'' diyerek boş cümle kurdu.
barbarahunya gerçekten yıllarca unutulmayacak bir içkiydi tatlıydı güzel kafa yapıyordu derken
selen ''dükmşsn'' diye mırıldandı.
''efendim'' dedim
''dökmüşsün'' diyerek kazağımı gösterdi.
bir parça çilek sosunu kazağıma dömeyi başarmıştım.melis çoşkunca atıldı ''hadi çıkar da murat temizlesin'' dedi. ''o sos başka türlü çıkmaz'' dedi.
mecbur çıkardım güzel kazağımı.
kazağımı çıkarınca hop kırış kırış beyaz gömlek göründü.tahsin kırışmışsın
''kırışıklıklara karşı nötrücine norveçli balıkçıların kremi'' dedi selen de buna ''ahaahahah'' diyerek abartılı güldü.
selenin bu gülüşü bana çok koymuştu ''tii baks olum bu modeli öyle sen nerden bileceksin'' dedim.
bir farkındalık kapladı içimi tüm bu rezilliğimin sebebei yakışıklı olmamdı.normalim gibi
normal adam olsaydım, sevimlilikten güzel ekmek yiyebilirdim.neyse diyerek içkime devam ettim o sırada sol planda elinde ıslak kazağımla murat görüdü.''kurusun çıktı leke dedi''
solumda askıdaki ıslak kazağım,
arkadamda on iki adet abaza metalci ,
önümde tahsin,
sağda konuşmayan selen,
diğer sağda geveze melis,
vardı.

yakışılıydım ama mutsuzdum ,''demek böyle birşeymiş lan'' diyerek içkime abandım.
artık çareyi alkolde arıyordum.
melis hiç susmuyor,
selen hiç konuşmuyor,
tahsin sürekli yere bir şeylerini düşürüp melisin altına bakıyordu.
fonda ise ogün sanlıyoy'dan adını bilmediğim bir şarkı çalıyordu.
''yeter ulan'' temalı isyanımın eşiğine gelmişken,
kızlar ''biz şimdi geliriz'' diyerek tuvaleye gittler.
arkalarından konuşmanın tam sırasıydı ki onlarda bizim dedikodumuzu yapıcaklardı.
tahsin, ''tek başına işeyemiyor oğlum bunlar'' dedi
ben tahsine bu durumun ''toplumdaki erkek baskısı yüzünden kadınların tek başına dolaşmak istememesinin bir uyarlanması'' olduğunu anlatıcaktım ki
tahsin lafımla benim arama girdi melisin bana yazdığından bahsetti,
bu konu sanırım daha da ilgimi çekti ''hadi ya'' dedim.
''tabii oğlum bak burdan çıkışta bize gideriz takılırız'' dedi.
gülerek ''e sen seleni konuşturabilecek misin?'' dedim.
salla seleni bize ''pınar'' gelicek dedi.
''oo pınar'' derken kızlar geldi.
''öhöhüm'' diyerek kestim lafımı.
içkilerimizi bitirdik.
nemli olan kazağımı askıdan aldım
hepsabı istedik hesap hani şu küsüratları silinmiş,tanıdık insan hesaplarındandı.
ve nedense bu hesap bana girdi.
ödedim, kalktık .
yolda tahsine ''.mna koyayım ben senin'' diye bir mesaj attım.
eve gittik,
tahsinin 1 aydır dokunmadığı biraları içtik,
pınar geldi,
selen erken yattı,
ben melisle,
tahsin pınarla
bir odaya kapandı,
melis beni öpmeye başladı, sonra durdu.
ağlamaklı gözlerle ''ben seni haketmiyorum, sen çok iyisin çok yakışıklısın'' dedi.

yakışıklılığının da,
tahsinin de,
melisin de
anasının hatrını sorarak çıktım evden.
o günden sonra ben normal halime dönmüştüm
bir gün bir haber aldım
selen ile tahsin sonraki gün çıkmaya başlamışlar.
güldüm.

not: gerçek kişi kurum ve kuruluşlarla alakası yoktur, tamamen hayal ürünüdür.

28.07.2008

gümleyen gündem

öyle çok fazla türkiyenin mevzuularından anlamam lakin birey bilincine sahip bir bünye olarak yakınen ilgilenmeye çalışırım.
her yaz memleketin bir yerlerinde bombaların patlayacağını canların yanacağını bunun da siyasi gündemin yoğun olduğu bir döneme denk geleceğini kestirememek için gerçekten aptal olmak lazım.
lazım da, bunu bir popülerlik amacı uğruna defalarca hüzünlü müziklerle ekranlara getiren televizyonlar...

yok askerde yan gelip ölenler
yok eski militan,yeni milletvekili olanlar
yok o gün yakalanamayan samast
yok cumhuriyet mitingleri
yok erken seçim
yok muhalefet
yok ergenekon
yok kapatma davası
yok yeni kurulacak parti
yok darbeciler
yok anti darbeciler
yok bir anda anti darbeci oluvermiş muhafazakarlar
yok atatürkü sevmediğini haykıranlar
yok atatürkü sevdiği için yargılananlar
yok emo denilen gençler
yok 3 çocuk yapmak
yok metallika konseri
yok türkiye bir kültür mozaiği
yok tarikatlar tarafından yönetilen türkiye
yok baba parası harayan gençler
yok tam bağımsız türkiye
yok şehitler
yok arkadan vuranlar
yok eller havaya
yok tanrı türkü korusun
yok imralıda yatana ''sayın'' diyebilenler
yok bir olamayan ülke
yok cenaze töreninde en önde yer tutan politikacılar
yok sürekli cenaze
yok sinmişler
yok kontolsüz çoşturulmuşlar
yok yalnız ve güzel zaferler
yok yardım sever türk insanı
yok bu bir geçiş dönemidir
yok ösym'nin inanılmaz sistem hatası
yok küresel ısınma...

ne olacağını söyleyeyim ''döneceğiz döneceğiz aynı yere geleceğiz''

27.07.2008

formal işler

2008-2009 sezonu dediğimiz mevism yaklaşırken takımlarımız da yeni sezon formalarını tanıtmaya başladı.
bu formalardan bazılarını ben bir kez daha tanıtmaya çalışacağım.
kendi klübüme torpil yaparak başlıyorum

Fenerbahçe sk.(içime sinmedi)

1-Çubuklu forma












geçen seneki çubuklu formanın benzeri fakat adidas logosunu bulunduğu yer bu sene sarı olmuş ve çubuklar buna göre sıralanmış
bu formanın adidasın bu sene sık kullandığı çubuklulalardan birisinin kopyası olmaması sevindirici ancak 2004-2005 sezonunda giyilen formaya çok benzemesi bu formanın pek orjinal olmadığını gösteriyor.

2- neon forma












esasen dortmunt takımı ile özdeşleşmiş olan bu forma rengi bazı takımlarca tekrar popüler hale gelmeye başladı.sahada futbol oynarken bu rengin bir avantajı var mıdır? bilmiyorum eğer yoksa salt ticari amaçlar düşünülerek yapılmış bir forma gibi duruyor.
yazık.

3-kuruluş












fenerbahçenin ilk formalarından birisini anmak gibi güzel bir amaçla yapımına başlanan bu forma sonradan cozutmanın en güzel örneği sanırım özellikle kollarının da sarı olması formanın bütün çizgililiğini bozduğu gibi bu formayı geçen sezon münih'in giydiği formaya benzetmiştir.

4-bayrak












kuruluş forması gibi anlamlı bir fikirden yola çıkarak üretilse de(ki bence fenerbahçe bayrağı dikine çizgili) çubuklu haricinde rastgeldiğmiz eşşek kadar avea reklamı bu formada da iyice sinir bozmuştur.adidas logosu ve avea logosu daha dikkatli yerleştirilmiş olsaydı ortaya yıllarca unutulmayacak bir forma çıkacakmış

not:kullanılan fontların aynen devam etmesi çok güzel olur.

Galatasaray sk.(yıllardan sonra)

1-Metin Oktay(parçalı)












galatasarayın bir ara cidden unuttuğu kendi klasiği olan bu forma tasarımı son yıllarda modernize bir şekilde tasarlanıyordu fakat bu sezon tasarlanan bu forma belkide son 10 yılın en beğenilen galatasaray forması.

2-turuncu forma












bir ekşi sözlük yazarı tarafından rengi ve kolundaki ülker logosu ile çokonata benzetilen bu forma
tıpkı fenerbahçe'nin neon forması gibi modaya uyma ayağına yapılmış bir formadır.daha önce trabzonsporun kullandığı bu renk uzun süredir galatasaray tüzüğündeki ''turuncuya yakın sarı'' tanımlaması nedeni ile tartışılıyordu.şimdi oldu nasıl oldu kararsızım.

3-beyaz












galatasayın bazı sezonlar alternatif forma renginde siyah yerine tercih ettiği bu renk, bazılarınca sarı kırmızıya yakıştırılırken.. bazılarınca da ille de siyah olsun görüşü ile itilmektedir.
formanın sarı kırmızı şeridinde şampiyonluk tarihlerinin yazması anlamlı fakat özel bir sezonda tasarlanmadığı için gereksizdir.
yakaları fenerbahçenin beyaz formasının yakalarından kat kat güzel gözükmektedir.

4-üç çubuklu












geçen seneki şampiyonluk kutlamalarında giyilen ve taraftarların aklına acaba yine parçalı forma yapmayacaklarmı sorusunu getiren bu forma.takımın daha öceki sezonlar da da giymiş olduğu bir forma tasarımıdır. parçalı forma varken gerek de yoktur aslında
formanın en büyük kusurları ise kırmızı sırta, fontların siyah renkte basılacak olması ve orta çubukta taşan avea reklamıdır.














Trabzonspor(aceleye gelmiş sallanmış)

1-bordo parçalı
bu sezon nike ile anlaşan trabzonspora nike'ın pek sallamadan yaptığı formalarından birisi olan bir rengin iki tonunun kullanıldığı formasıdır.dikkatli takip edenler bu formanının kırmızılısını da türk milli takımının giydiğini diğer renklerden olanlarını de nike giyen tüm kalecilerde görüldüğünü farketmiştir.formanın yakalı olması formaya bir güzellik katmıştır.

2-beyaz
türk milli takımı için tasarlanan(tasarlanmak denirse) ilk turkuaz formanın hemen hemen aynısı olan bu formanın da pek bi şekli yoktur beyaz ve mavi renklerdedir.

3-mavi kollu bordo forma
arsenal,ajax,aston willa gibi takımlar ile tanıdığımız nike klasiği bu dizayn trabzonspora da pek yakışmıştır.fakat diğer bordo formayı gereksiz kılmıştır.

4-mavi
düz mavi bir formadır hatta belki de antrenman tişörtü faladır
pek bi şekli yoktur. kalıbı yoktur.

5-turuncu
trabzonsporun bizde şekil yaparız formasıdır ki türkiyede bu cafcaflı rengi uygulayan ilk takımda trabzonspordur.
anlaşılmaz bir turuncu sevdaları belki de barcelona sevgiler vardır bilinmez ancak formalarda fontlarda turuncu yerine koyu bir sarı kullanılırsa daha güzel formalara ulaşılabilir.

Glaskow Celtic(klasikler)
















1-yeşil beyaz çizgili
dünyanın en klasik formasıdır.bu sezon geçen sezona göre detayları aşırı güzel olmuştur.

2-kavuniçi
celtic tarihinde önemli bir yere sahip bir renk ile yaratılmış deplasman formasıdır sade ve güzel bir tasarıma sahip olmasının yanında bazı dişiler tarafından da tatlı bulunabilir.

beşiktaş jk(aranıyor)
bu yazı yazıldığı tarihte sesi çıkmayan beşiktaşın muhtemelen
siyah,beyaz,çubuklu formaları olucak ekstra olarak yüzüncü yıl forması devam edecektir.
şahsen ablemdeki çubukların kullanıldığı formanın devamını da isterim

Gece (ikinci bölüm)

pelin kahvesini püstürterek öksürmeye başladı, öksürüğü kesilirken ''ne sevişmesi yahu öhöhööğe'' dedi.
aslı, pelinin bu halinden sonra karnını tuta tuta gülmeye başladı .pelin hala ağzı açık bir şekilde aslıya bakıyordu.gülmesinin sonuna doğru aslı kesik kesik ''şı,şı,şı şaka yaptım yahu, sen biraz fazla içtin akşam hatırlamıyorsun herhalde hehehe''dedi.
pelinin açık kalan ağzı sinirlenmesinin etkisiyle büzüşmüş kalmış,adeteta bir yıldız (*) imleci gibi olmuştu.
tam pelin bir şeyler demek için yönelirken aslı ''kızma kızma alışırsın benim bu şaklarıma'' dedi.
pelin ''ya of ya zaten kafam ambele kaç gündür bir de senin şu yaptığın olunca..''dedi
aslı vakur bir ifadeyle ''biliyorum canım biliyorum'' diye cevapladı.pelin aslının bu cavabını şaşkın bir biçimde ''hı neyi biliyorsun?'' dedi
''yiğit meselesini'' diyerek kısaca yapıtladı aslı
''a ben onu sana mı.. şey...'' derken pelinin yanakları ve kulakları kıpkırmızı olmuştu bile
aslı ''biliyor musun? olaya değil de daha önce hiç kimseye anlatmamana çok şaşırdım'' diyerek durumu biraz daha izah etmeyi denedi.
işaret parmağını havaya dikerek ''bi dakka,bi dakka, şunu bir en baştan alabilirmiyiz bayan az içen?'' gibi hafiften taşlama yaparcasına bir cümle kurdu.
aslının bu beceriksiz agresifliği pelinin hoşuna gitmişti ve abla bir tavırla'' yok anacım, sen bize bırakmadın ki içelim. yalnız sen de iyi içtin hani.. kim bu kadar içse tuvaletime kafasını dayamıştı''dedi.
pelin ''midem bulanmaz benim. çocukken de döndürürlerdi beni de hiç birşey olmazdı...ama neyse konu bu değil şu işin aslını anlat aslı'' dedi.
aslı ''tamam'' diyerek anlatmaya başladı.
''1985 yılının son baharıymış, aşırı yağmurlu bir günde annemin sancıları artmış...''
pelin yine aynı ağız şekli ve düşük göz kapaklarıyle burnundan soluyarak ''biraz ileri alalım'' dedi.
''tamam yahu ehehe'' diye güldü ve devam etti aslı.
işte hep takıldığımız yer6 adlı kafedeydik deniz,ben bir de ibo vardı.
ibo erken kalktı o yüzden görmemişsindir sen. neyse . senin evde canın sıkılıyormuş herhalde denize mesaj atmışsın, deniz akşam biraz senden bahsetti. seni çağırmış galiba yarım saat sonra falan geldin.gelince nasıl bu kadar çabuk geldiğini farkettik hiç süslenmemeişsin ayol...''
pelin lafa sertçe girdi ''sevmiyom ben süs''
''ay tamam kızma dur anlatayım'' dedi aslı
''geldin işte birer vodka da seninle içtik. biraz çevredeki tiplerle ilgili geyik yaptıktan sonra.
saatin geç olduğunu farkedip çıktık.kapıda sen nereye gidiyorsun diye sorduk,sesin çıkmadı biz de aldık seni eve getirdik.evde deniz benim vanilyalı vodkamı çıkardı hadi devam diye.
onu içmeye başldık
ki senin ciddi içmeye başladığını burada farkettik.
vanilyayı mı çok seviyormuşsun neymiş sürekli onu anlattın.akşam yatak paylaşımı yapılırken sen benim yanıma düştün.
yatarken bir anda dedin ki ''aslı, ben bir vanilyayı çok seviyorum, bir de yiğiti'' dedin.
yiğit? dedim.
uzun uzun anlattın. sana yüz vermiyormuş da,hep şapşal kızlarla takılıyormuş da falan filan sonra ben seni teselli için elimi omzuna attım
e alkollüyüz de.
sevişmişiz...
pelin yine araya girdi ''şakaysa artık komik değil''
''ay tamam kızma dur devam edeyim''dedi aslı
işte sıcak tabii sen terleyeme başladın bende üstündekileri çıkardım.seni soyarken bende terledim bende soyunuverdim.
''üzüldüm kızım haline,
bir ara ağlıyordun galiba ya,
sarıldım bende sana yatarken.
e sabah deniz de bizi öyle görünce espri yapmaya çalışmış''
pelin, halinden utanır bir şekilde ''aa hadi ya hmm'' dedi ve sordu ''deniz nereye gitti pazar pazar?''
aslı cevapladı ''yiğit çağırmış, onlara gitti kaltak''
pelin durdu,sustu,gülümsedi ve zırıl zırıl ağlamaya başladı.

-bitti-

25.07.2008

Gece

hafifçe doğruldu ve kaşlarını yukarı kaldırarak 'günaydın' dedi kız. o da aynı düşük çoşkuyla karşılık verdi. ikisininde gözleri ve başı ağrıyor ve ikiside akşamdan kaldıklarına lanet ediyorlardı.
ağzını kokladı vodka kokuyordu.
birbirlerinin çıplak olmalarına şaşırdı önce
ama sonra hem mevsim gereği ,hem bünyedeki vodkanın kana dağılması gereği sıcak olabileceğini düşündü.
kız çabuk ama net olmayan hareketlerle üzerine bir şeyler giydi
''kahve yapıcam'' dedi.
o ''tamam'' dercesine kafasını salladı.
kafasını sallarken beyni burnundan akacakmışcasına bir basınca maruz kaldı.
inanılmaz başağrısı da peşinden geldi.
doğruldu kendi kendine homrudanarak etrafa baktı,bir an durdu,sustu,gülümsedi.kendi çoraplarını ararken kızın yeşil beyaz puantiyeli çoraplarını görmüştü ardından kendi siyah çoraplarını eline aldı sanki çorapları kötü koksa giymeyecekmiş gibi burnuna dayadı ''snif snif'' diye kokladı.
ardından kaybolmasın diyerek çoraplarını kotunun cebine sıkıştırdı.
ev pek ışık almıyordu.koridorun ışığı açıktı.
kapıda bir an kızın silüeti göründü.yukarıdan aşşağa kıza bakarken
kendi yaptığına şaşırdı ve ''ne yapıyorum ben'' diye düşündü
kız ''hadi canım soğuyacak'' dedi.
kuru bir sesle ''tamam'' dedi.
oralarda bulduğu pespembe bir hırkayı üzerine geçirdi ve banyoya gitti
ağzındaki kurluğu da geçirdikten sonra odaya geldi.
gördüğü görüntü üzerine''banyoyu ne zaman yapıverdin sen ya'' dedi
kız ''e gerekliydi'' diyerek hafifce sırıttı.
bu cevap üzerine şaşkınlıktan bir anda saçlarını kurcalamaya başladı ''neyse'' diyerek kahvesinden bir yudum aldı.
kahve çok sıcaktı dudaklarının ucu yanmıştı.
''sıcakmış dudaklarım yandı'' dedi.
kızdan laf sokarcasına ''kıyamam o dudaklarına'' diye bir cevap aldı.
bu cevap ile beraber artık dün gece üzerine düşünmeye başladı
düşünüyor,düşünüyor fakat bir türlü ellerinde bir poşetle eve girdikten sonrasını pek hatırlayamıyordu.
kızın adını düşündü biraz.
tam ona sormak için yöneliyorken.
''aslı'' dedi kız
bozuntuya vermemek için ''hı?'' dedi
''adım aslı, dün tanıştık, seninle deniz tanıştırmıştı ya bizi
burası benim evim korkma,deniz'in sabah erkenden işi çıkmış gitti,bak şöyle de bir not bırakmış.''
şaşkınlığının farkedilmesine de iyice şaşırır bir ifadeyle notu eline aldı
el yazısı gerçekten de denize aitti.
notta '' işim çıktı erkenden kaçtım ben ,siz iyi anlaşmışsınız belli ;)'' yazıyordu.
uzun uzun nota bakarken kız ''senin bir adın yok mu dedi?''
''hı? a var tabii,adım pelin'' dedi.
kız sırıtarak ''memnun'' oldum dedi.
aslı ''akşam ne güzel seviştik değil mi? sen de az değilmişsin, gerçi deniz biraz bahsetmişti ama...'' diye konuşuyorken pelin kahvesini püstürterek öksürmeye başladı öksürüğü kesilirken ''ne sevişmesi yahu öhöhööğe'' dedi.

Devam Edecek...

24.07.2008

çay ince belli-belirsiz


nerde bir hevesli görsem dikkat kesiliyorum.sesizce kaybetmesini bekliyorum.
kazanırsa da ondan mutlu oluyorum bazen
heves eden insanı duyguları bir başka herhalde

kendi kendine konuşan ve kendi kendine şarkı söyleyeni bir tutmamak lazım
yanımızdan geçtikleri birkaç saniye mühim bir de
bugün gördüm bir şarkıcı

''pılımı topladım;pırtım kaldı yazıyor'' kuzenimin msn iletisinde
msn iletilerinden karakter tahlili mümkünmüdür bilmiyorum
ancak
bazı kimseler felsefi gibi görünmeye ehemmiyet ile özen göstermekte
özlü sözler falan.
bir de msn listesinden atışanlar var onlar iyice komik eğer laf attığı kişi sizin listenizde yoksa baya oturup gülecek malzeme çıkabilir

mavi sakinleştirir diyorlar ya
inanmıyorum ben ona
mavi zorlasan mallaştırabilir ama sakinleştirmez
zaten renkten sakinlik bekleyen insan iki dakika sonra gene boğazınıza yapışacaktır.

kuzenin vantilatörünün üzerindeki sinbo yazısını bu işte kesin bokluk vardır. diye cümleledim

akıllı geçinmemek en büyük akıllılıklardan birisi galiba
mesela ben doktor olsam kötü bir doktor taklidi yaparım eşe dosta
sağdan soldan ''oz bi bak şurama bir ağrı giriyor iğne batmış'' gibi diyen eş dost dolaşmasın

belirsizliği sevmiyorum
mesela arkadaş olmayamı çalışıyorsunuz arkadaş olun
sinsi gibi şerefsiz gibi işlere girmeyin

umut sarıkya çok iyi amatör karikatür eleştriyor
bazen tıpkı bir resim öğretmeni gibi nasıl çizmemiz gerektiğini anlatıyor,gösteriyor

istiklal caddesinde bir oyuncakçıda normalinin beş katı büyüklüğünde olan oyun kartları deste halinde satılıyor üstelik 20 ytl alırsanız sizinle kart bile oynarım
kart oyunu demişken
stres adlı oyunu oynamayın bence
çok saçma geldi bana
ama bence çok saçma deyip de kalkıp gitmeyin
o daha saçma oluyor zira
ayıp bile oluyor hatta

esra çimencioğlu'adlı leziz kek yapan insanın kekinin kutusunu mal gibi poşetsiz bir şekilde elimde getirmem ve bunu yolun yarısında farketmem ilginçti

bazı insanlarda halil
bazı insanlarda osman
bazı insanlarda ise berk tipi var
bende emre tipi yok
olmasın da zaten

anıl diye ingilizce öğretmenim vardı benim
ilginç olan kısmı genç bir bayandı
beatles dinleyen bayan tipi vardı
uzun etek,hırka,gömlek,babet giyerdi(doksanlı yılların sonlarında)
güzelce saçları vardı
salak gibi o zaman farketmemişim bunu

uykusuz'a çizim göstermeye gidince farkettim bütün amatörler aynı yüz kalıbını çiziyoruz
selçuk erdem ve simpson's etkisi galiba bu

düşününce bir kedim bile yok sevgili okur.
hayvanlarla(hayvan olanlarla) iyi anlaşsam da öyle pek hayvan beslemişliğim yok
99 yılında bünyamin adlı teyzemin siyam kedisi bizde kalmıştı da ailecek pek sevmiştik hayvanı ama o bohem ve cool bir yaratık olduğu için pek yüz vermediydi bize
bütün gün çekmecede mi yatılır lan
kedisin sen kedii!
sonra ne oldu bilmiyorum ama teyzemin şimdi pontos isimli bir golden köpeği var hayvan beni özllüyor resmen kokumdan tanıyor hemen

süpermeni düşndüm de ''kripton ne .mna koyyim ya'' diye bi sonuca vardım
şimdi ben süper kahraman olsam
antalya'nın taşına dirençsiz mi kalıcam?
s.ktir lan bağrıma basarım ben onu
klark kent adam ol azıcık
toprağına sahip çık

kısa vadede mutluluk arayan insana çikolata veyahut sevdiği bir dondurmayı habersizce alın
yüzler gülsün.

kardeş ne garip bir şey
o ağlayınca sizin de gözleriniz doluyor falan ilginç

metal grubu tişörtü giyen gençlere dikkatli bakın hep uzaklara bakıyorlar.

türkiyede sosyal bilimlere değer verilmemesi bir sosyal öğrencisi olarak kendimi bir kenara koyarak ülkem adına beni çok üzüyor
dünya sosyal bilimlerle güzelleştiriliyor

şu sıralar harika reklamını hayranlıkla izlediğimiz sunny adlı gazozun zamanında ''bana derler sunny güldürürüm seni'' gibi bir reklam yaptığını biliyor muydunuz.

popeye'nin türkçeye temel reis olarak çevrilmesinen güzel karadeniz fıkrası mı olur?

beatles alaturka adlı albümden dinleyin

22.07.2008

i can live


hıyarların tekleri vardır
ahlaktan adaptan uzakta dururlar
şerefsiz gibi görünmeye çalışırlar

salaklar vardır
şerefsiz gibi görünen hıyarın teklerini beğenirler
serseri ruhlu gibi cesur gibi algılarlar
yahut öyle yapmak bazılarında popüler olduğundan

toplumlar vardır
genel ahlak kurallarına göre yaşarlar
ve ahlaksızlık en ağır suçlardan birisidir
cezasını polisin veremeyeceği

bazıları vardır
sadece sevgi arar
olmayanı yahut olmaması gerekeni çok zorlamazlar
masal kitaplarında onlara iyiler deniyor

bazıları vardır
hayvanlıktan kurtulamamış
üreme güdüsü ile yaşar
yetersiz zekası ile basit kur taktikleri yapar
tıpkı bir ayı balığı gibi

çocuklar vardır
hep başkasının oyuncağında gözü olan
gidip oyucak alamayan yahut almasını beceremeyen
kafası en basit şeye
ağlamaya zırlamaya
en kaba şekilde
elde etmeye çalışan

şekil olarak büyürler
kız olsun erkek olsun
hep ''başkasının olan değerlidir'' onlara göre
bir, alması kolay olduğu için
iki, gerçekten değer vermesine gerek olmadığı için
birilerinin bir şeylerini kabaca almaya çalışanlar hep bu insanlar işte
ver bir bakayım diyip alıp bir daha vermeyen
r harfi vurgulu
şeref yoksunu

temizlikçinin oğlu vardı
statü farkını farketedemeyeceğimiz yaşlarda
oyunlar oynuyorduk haftada birgün
ama birgün giderken raphael oyuncağımı aldı
ağladı zırladı aldı
o kabaydı
oyuncak onda kaldı
annesinin kucağında elinde oyuncağım sırttı bana giderken
sornra ben de çok ağladım
bi bok olmadı

hani bisikletlerin kaykayların moda olduğu çok güzel bir dönem vardı
ben kaykaycı olucaktım
kaykayımı çaldılar
kaykay çalınır mı lan

biraz zaman geçti
patenler kaykaylar kayboldu ortalardan
bisikletler çok moda oldu
harika bir bisikletim vardı
hani mahallenin en yeni bisikleti vardır ya
işte o
süpermen mavisi
oval demirli gövdeli
18 vitesli
onu da çaldılar
ağlamadan zıralamadan
bir gece de çaldırlar

ben çok ağladım
bir bok olmadı
yürümeyi sevmem hariç

21.07.2008

choca yeap!!!(çokayıp)


Değer yargıları garip bir dünyada yaşıyoruz.(başka dünyaları biliyor gibi)
bu farkındalığımı her geçen gün daha iyi bir şekilde sağlamlaştırıyorum.
yahut onların düzenleri çok normal de ben çok ayıp çok garip kalıyorum
ki
hayır marjinal bir yalnızlık arayışı içersinde değilim
evet insan ilişkilerine kafam basmıyor.
ve bunun gibi bir sürü salaklık işte
neyse benim ''bu yaptığım çok ayıp tabi''
özellikle başkalarının ayıpları ayıplamak çok ayıp
hişş kralın çıplak olduğunu kimse söylemesin
kızdım yine
yürüdüm geçti biraz

zehir yeşili

bazı kişiler interneti çok ciddiye alıyorlar. ''internetten araştırdım yahu'' diye çoşuyorlar.
onlara diyorum 'internete çok güvenmemek lazım' diye
''yok yok'' diyorlar.

y.ö.k'ün logosu değişmeli bence

migros adlı alışveriş mağzasının 50li yıllarda kamyon ile gezici satış yaptığını biliyormuydunuz ben biliyordum. cevahirdeki migrosa güzel resimler asmışlar onları da beğendim
ha unutmadan satıkları kanguru oyuncağının kırmızı olanı çok kötü yahu

basket atmış basketbolcunun elleri sevinçli gibi ileri geri gidiyor gevşek gevşek
ama pek çaktırmamaya çalışıyor.

ninja kaplumbağaların asya ülkesinde geçen filmini elinde bulunduran yahut nerede bulunduğunu bilen bana haber versin lütfen.

başkasının siyah noktasını sıkmayı seven kızlardır beni korkutan.

avea reklamında indir diyen adamın boğazında birşey kalmış gibi.
bir de müziksiz reklamları özledim ben.

K.F.C'nin logosunu el yordamı ile çizebilen arkadaşım yusufhan doğan ne kadar çalışkan arkadaştır.

One Love performasında sekiz numaralı türkiye forması giyen shanteli taktir ettim
manu chao da zamanında galatasaray forması giymişti.
onu da taktir etmiştim

shantelin asıl adı stefan hantel'imiş

yabadaday yoboboboy
i wanna be a disco boy
i wanna dance with you and i hold you tight
i wanna make you mine tonight

canım
fenerbahçe-galatasaray maçı izlemek istedi.
şuradan aklıma geldi:
geçenlerde televizyonda galatasarayın uefa kupası final maçı vardı. bir baktım g.saray abidik gubidik alakasız beyaz bir formayla çıkmış sahaya. sonra aklıma geldi o sene galatasarayın parçalı forması yoktu
buna üzülürken düşündüm
fenerbahçe-galatasaray maçlarında takımlar hep kasik formalarını giymeye çalışıyor.

''haşırt the blackboard'' diye bir laf vardı
iyiki bitti
bir de ''yok devenin nalı'' vardı o çok saçmaydı.

aşşağıda top oynamak, hiç bir maça değişilmiyor galiba
yaşlılar kızıcak gürültü yapmayın diye
üst direk kalecinin zıplama hizasından ibaret hayal bir direk olucak
falan falan.
ben uche okechukwu'yum arkadaş.

vakıfbank'ın yeni logosu da ilaç markası gibi olmuş.

öğrenci klişesi
''abi bu dönem çok çalışıcam, notlarımı yüksek tutucam''
erkek öğrenci klişesi
''abi bizde erkek başına x kadar kız düşüyor''
kız öğrenci klişesi
x yden hoşlanıyor galiba hı?

bazı isimlerden hakikatten dede-nine olmaz.olamaz
şimdi kendi isminizi düşünüyorsunuz değil mi?

geçen sene chelsea'nin giydiği zehir yeşili forma aslen dortmund klasiğidir

bitti bu.

not:sevdicek tarafından getirilen
esra çimencioğlunun yaptığı kuntakintedir akşamüstünü güzel kılan
''bravniiğ o salaak''

20.07.2008

o rus bu çocuğu...


blogmuş ...
yazıymış ...
tırı,vırıymış ...
şurada 2 ile başlayan yaşlarıma geldim. hala geçmiş bir internet sitesi aracılığı ile insanların kafası dağılsın diye bir takım ''geyik'' temelli şeyler yazıyorum.
hayat hakkında ''şu şöyledir, bu böyledir'' diye atıp tutuyorum.
o kadar çok şey biliyorum çünkü: pek bi bok billiyor sayılmam

aslında
boş beynim çok benim.
doldurucak şey arıyorum,üretiyorum
şükürler olsun ki doldurma gayem ve üretme çabam var.
o başka

ama bir süre bana 3.tekil şahıslardan bahsetmeyin ''şuraya gittik, şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı'' falan demeyin.

sinirliyim ben.

19.07.2008

''volando vengo, volando voy''


''volando vengo, volando voy'' diyeyim size sevgli okur,

Manu Chao'nun Desaparecido adlı şarkısıda geçen bu laf acaba ne demek yahu?
bakıyorum şu an...
bulamadım, ama olsun.

oturup düşününce(ki her zaman düşünürken oturmuyorum) dünyadaki en iyi albümlerden birisi Clandestino adını taşıyor.
gerçi, kaç kişi böyle düşünüyor bilmiyorum.

nicel verilere gerek de yok.
hissiyat yeter.

Empirist bir insanmıyım?
bazen.

not:volando uçmak ile alakadar bir kelime

not:bilmediğimiz bir kelimenin anlamını sözlükten öğrenmek yerine resimlerde aratmak daha keyifliymiş
not:pek beğenmedim bu yazıyı ki bu çok normal ''oğuz hiç bir şeyi beğenmiyor''

17.07.2008

uçanbal on

ince belli bardaktan türk kahvesi içmeyi bir başka seviyorum
güzel oluyor

tiktak adlı topluluk yeni bir klip ile dönüyor tekrar ekranda
güzel müzik yapıyorlar

zardanadam grubuna da pek gerek yok gibime geliyor.
''sarışınlar bokmuş peeh''

yıllar sonra worms world party oynadım
yok böyle bir keyif
yok böyle bir oyun

dambıl vucut geliştirmek için çok ciddiyetsiz bir kelime
el halteri esas ismi de
nerdeee..

dambıl dambıl memeler (göğüs kası yapan insan)

kliplerin hepsi birbirine benzemeye başladı hep aynı animasyon-grafik efektler

''belindeki kemer olayım
saçındaki toka olayım''
(aksesuar satan markaların reklam müziği olabilir bu)

insanlar bazen hayatı parantez içinde yaşıyorlar gibime geliyor.

''ben senin blogunu okuyorum'' diyen okura gurban olurum
böyledir blog yazarlarının çoğu

yüksek sadakat yeni haliyle tam oldu ''heh budur dedik''.

ters ışıktır rock konserini görekemli kılan.

bazı gitaristler hep çişi varmış da gidemiyormuş gibi gitar çalıyor.

tolga karel ne biçim insanmış geçen televizyonda abidik gubidik bir şarkı dinledim söz yazarı bestekarı tolga karelimiş.

ben dizici olsam
önce kendime daha düzgün bir meslek ismi seçer
sonra yazın tam gaz devam ederim dizime
dizilere bağlanan insanlar pek gece hayatı yaşamıyorlardır bence

gazme özçelik'in ablası daha güzel gibi (duygu özçelik)

erkeklerin bacak tüylerini yolmayı seven kız sana sesleriniyorum
canımızın acımasından ziyade sinir oluyoruz sana

tavşan şeklinde balonlar vardı eskiden
altındaki karton pat diye ses çıkartırdı.

şimdilik hepsi bu kadar

15.07.2008

azemi

faruk k. saçlarını kestirmiş sevgili okur
bu bilgiyi edinmesem yazacağım yoktu yazı falan
yeni hali ile italyan futbolcu gilardino'ya benzemiş.
şaka şaka benzememiş
oynak müzikten elektronik müziğe geçmiş
o kadar

doğum günümü kutlamayan avea hattımdır beni üzen 17 eylül günü
sahi, neyini seviyorum lan ben bu hattın
neyse

kaleci volkan bu sezon ilk kimi dövecek diye anket başlasın

futbolcularada tatilde çözmeleri için sorular verseler ya

roberto carlos muhtarın oğluna benziyor
öyle duruyor

kaan tangöze eskiden güneş görmeyen ülkede yaşamaya başlayan kızılderiliye benziyormuş
kaynak:köprü altı klibi

çift tıklama tuşu olan mauselardan bende de var
bir anlam veremiyorum
vermek için de kafa yormuyorum

tanımadığım insanla,
yeni tanıştığım insana göre
daha rahat konuşuyorum
ne biçim insanmışım

malt grubu 3 nokta 1 grubunu döver.

istanbulda farkediyor insan
siyasi iktidara kimler oy vermiş

demet evgar sarışın da demet evgar
pek bir şey değişmemiş
var öyle insanlar

my space denen olaya gireyim dedim müzik kısmı başkaymış beceremedim

öztürk adlı rock solistinin şarkıları kurban şarkılarına benziyor

RHCP bir seneliğine dağılmış kimse gelicek konser vericek geyiği yapmasın

çevirmeli telefonu çok severim ben ama belli etmem
dedemgilde vardır

bunları yazıyorum diye kendimi yazar sanmayacağım ama siz okuyorsunuz diye kendimi yazar sayabilirim
okura da böyle iltifat görülmedi

asuman dabak'ı tatlıhayat dizisinde oynadığı menekşe karakteri ile sevmiş ferhan şensoy ile iyi bir ikili olmasını beğenerek izlemiştik
ama o itirazım var programı hiç olmadı...

RHCP dinlediğini söyleyen osmanlı tarihi öğretmenidir benim için lisede şaşırmak.

hakan şükür cumhurbaşkanı ile görüşmüş hemde türkiye devleti cumhuriyeti cumhurbaşkanı ile...

t.v programında evlenen bir anne babanın evladı olmak nasıldır acaba?

şarkı tavsiyesi
gabriella cilmi-sweet about me

10.07.2008

FSKYe.








çocuklar aşşağıda top oyuyorlar.
bağırış,çığrış...
kimbilir hangi popüler oyuncu oluyorlar kendi spikerliklerinde.
akşam ezanı,
maçın bitiş düdüğü.
anne sesleniyor,

toz toprak ...
belki dizde bir yara...
kan ter...
nefes nefese eve geliyor evlat.

baba gelmiş yahut gelicek .
e gün bitiyor haliyle,
elinde poşet,
poşette belki çikolata, belki gazoz.
beklenti.

çocuk anne zoruylada olsa banyoya gidiyor
''bu kadın, beni yine sıcak suyla haşlayacak'' .
zor çıkartırsa da ''baban kızar''ı iyi biliyor

kapı ''açın yahu ben geldim'' der gibi kısaca çalıyor.
elinde,
bakkalın ''ticari bir yatırım'' olarak görüp logosunu bastırdığı
poşeti ile baba geliyor.
çocuk işte ,
''kocaman babam benim'' dururken.
önce poşetlere bakıcak,
beğendiklerini seçicek.
olmayan ön dişleri ile sırıtacak.

o sıcakta,
mutfakta yemek pişmeye başlıyor .
annede yemekle beraber pişiyor.
tencere kaynat,kaynat...
baba yetenekli ya ,
cacığa girişiyor.
kabına bir iki de buz attı mı tamamdır.

hadi yemek diyorlar .
çocuk koridorda da koşarak geliyor.
herkes hergün oturduğu yere oturuyor.
gazozu çocuk servis etmek istiyor,
ama dökmeye başlayınca elinden alıyorlar.
yedek buzluktaki buzlarda gazozlar ile buluşuyor.

yemek afiyet ile yeniyor.
''yazın da çok ekmek yenmiyor canım''.
oyuna girme sırası '' getir de soğuk soğuk yiyelim''' karpuza geliyor.
katur kutur kesilen karpuz,
karpuzcunun dediği kadar var ''kurabiye gibi''.
çatalların bazıları temizleri ile değişiyor .
sofra yarı toplanık halde bekliyor.
çekirdekler bir bir dökülüyor pembe karpuz suyuna,
pembe leopar gibi oluyor tabaklar adeta.

çocuk bilgisayara gidiyor .
vantilatörünü de açıyor.
çatur çutur klavye sesleri eşliğinde ,
az önce top oynadığı arkadaşları ile konuşuyor.
belki o kız msn'e girer ha?

anne bulaşığa girişmiş.
bitirecek te dizisine yetişecek ,
belli telaşlı.
baba içerde klimanın ayarlarına bakıyor.
televizyonda bir spor programı,
''fener kimi alacak acaba'' diye konuşuyorlar.

odaya giren derin bir ''ohh'' çekiyor.
klima açılmış

baba pek sevmiyor ama,
''izleniyor işte yaz günü''.
''e hanımda istedi'' dizi açılıyor.
çocuk yorulmuş, annesinin bacağına yatmış,
daldı dalıcak.
dizi ile ilgili sorular soruyor.
maksat ilgi çekmek...
babadan gelen ''sus ulen geyik'',
etkili oluyor.

''çocuk uyudu'' diye, klima kapanıyor.
kapılar açlıyor,
parktan ''fıtı fıtı'' fıskiye sesleri geliyor.


not:yaşanmamıştır

ibasito

çok fazla koku alamadığımdan mıdır bilmem ama elim bir şey kokuyorsa,
ikinci bir kokuya kadar hayatım o kokuyor.
az önce farkettim bunu da
mesela şu an pek sevmediğim lastik kokusu var elimde
bulaşık eldiveninden olsa gerek, bir de dolmuş demiri kokusu fena siner insan eline
unutmadan bozuk parayı da ekleyelim de tam gibi olsun

kuzen tee amerikalardan the doors t-shirtü yollamış bunu kıskanın bence. azıcık.

laptop ile bir şey yazmak inceden geriyor beni
çıkardığı sesten yahut başka bir şeyden olaplüp.

pelin batu ile gözgöze geldik istiklalde tahmin ettiğimden kısaydı bir de göbeği açık, gözlüğü ilginçti olsun.

yeni jenarasyonu pantolonundan donu gözükenler olarak adlandırabilir miyiz?

feysbukta burç bilmemnesi ekledim başak burcunu kadın ile simgelemişler
ayıptır yahu.

sararmış kola kutusudur yazlık yerde beni benden alan.

''yemin ediyorum,tebrik ediyorum'' vardı bizim okulda bir ara unutuldu gitti sonra
düşünün biri sınıfta bir şey biliyor etrafındaki en az 7 kişi onu tebrik edip öpüyor kızsan kızılmıyor kızmasan hiç olmuyor.

öğretmenler 2 karakterli gibi geliyor bana bazen.
özel ders falan durumları almışsanız ikisinin de birbirine girdiğini farkedersiniz
en azından ben biraz tanıdıklardan alıyordum öyle oluyordu...
dadından yinmiyordu.

aavurellolu şiir
ben yine saçlarını kıvır kıvır uzatır diye beklerken,
mehmet aurellio bir anda gitti fenerbahçeden
üzüldüm lan
üzüldüm lan

sünger bob adlı çizgi filmdeki ahtapota bayılıyorum
süper adam
bir dünya gerizekalının içerisinde vallahi..

life is life değilmiş
''live is life''imiş
opus diye bir grup söylüyormş.

ajdar kalıcı olur diye bekliyordum fakat olmadı

tekerlekli basketbol şampiyonasında türkiye finalde
bunun çoşkusu bambaşka
final bugün saat 18-30'da

12 temmuzda da afrika için
futbol yıldızların yadırm maçı varmış
saat 21-00'da tr yayınlayacakmış

sunny adlı gazlı içeceğin reklamını gördüğüm yerde değiştiremiyorum.
ama daha bir kere içmişliğim yok sunny
şarkıyı da boney-m diye bir topluluk söylüyor.

vodkayı sevip sevmemekte kararsızım.

akşam msn de konuşalım dedi bindiğimiz istiklal caddesinin tramvayının şöförü
şaşırdım.
yok lan şaşırmadım

basketbolcular, futbolcularla futbol maçı yapsın
futbolcularda, basketbolcular ile basketbol maçı yapsın
küçüklükten beri bunu düşlerim

minik dualar adlı bir grup varmış sidi çıkatmış adı da teşşekür ederim allahım
59 kupona yeni şafak gazetesi verecekmiş
bakakaldım öyle

tgrt haber ''antalya da sıcaklık 42 derece'' diyor
amanın

rtl adlı alman kanalında her sabah bir çocuk doğuruyorlar.

sarı,mor ,yeşil renklerde cafe menüsü gördüm pek hoşuma gitti

erkek- ben oktay değilim gamze, ona benzemiyorum
gamze- biliyorum o yüzden seninle birlikteyim ona benzemediğin için..
oz-oha bu ne lan ben de oktay değilim. benimle de birlikte ol.
arka sıradakiler dizisinde geçti bu diyalog
ben evden eşlik ettim tabii


sürpriz yapmayı pek beceremiyorum galiba ha?

bazen çeşitli bağlantılar ile bloglar arası gezinirken farkediyorum ki
önce resimlerine bakıyorum blogların
bu da okuyamadaığım zamanlardan gazetenin sadece resimlerine baktığım bir alışkanlık

temposu bozuk alkış ne fena bir şeydir.

insan dediğin bir varmış bir yokmuş.

bir gün başıma toplumun bir bölümünü ilgilendiren bir şey gelir de bir yokmuş olursam
1-feyysbukuma
2-bloguma
gazeticiler bakmasın yahu.

kimse ciddiye alıp üzüntülü gibi olmadı dimi bu yazdığıma
ben ölmem ki

8.07.2008

bi öğrenci

voyn sevgili okur,
aklımda yine ''ben bunu bloguma yazarım lan'' dediğim onlarca tespit gelip duruyor.oturup hala not almıyorum.eskiden çalışkan sayılmasa da notlarını düzenli alan bir öğrenciydim.

sevdiceğimin arkaşları esra ile burcu beni okuyorlarmış.sevinçten tavana zıpladım.
tavan 3 metre yükseklikte ve ben de 1.75 cm boyunda isem kafamın tavana teması için kaç cm zıplamam gerekiyor
300cm-175cm=125cm fena değilmişim.

geçenlerde bu ikiliden burcu olan ile tanıştım.hoş

sevdiceğimin tavsiyesi akşam olurken little miss sunshine adlı filmi izledik.
film pek güzeldi böyle sürekli beğenebileceğiniz filmleri tavsiye eden birilerinin eliniz uzatınca tutacağınız uzaklıkta bulunuyor olması güzel bir duygu.

özlem tekin'in son yıllardaki haline üzülüyorum
o televizyon programındaki esprileri komik değil ya.

evin damına uçana ,
damından görünen dağa da çaybar
adını vericem.
uçanadam ve çaybardağı olucaklar

bek belli etmesem de
espri yapıyorum bazen evet.
hatta komik bir insan bile sayılabilirim.
tamam, vazgeçtim. korkunç bir insanım.
az önce farkettim
tipe bak yahu
tipsiz.

''çirkin ama komik'' bir ara modaydı galiba bu.

istiklal caddesinde caddenin sahibiymiş gibi yürüyorum, kimsenin s*kinde olmuyor afedersiniz.

futbolda uçan kafa diye birşey vardı bir zamanlar.bir de akrep vuruşu vardı o çok kısa sürdü

telefonuma pacman ve bomberman yükledim bularla eğleniyorum.

geleceğe dönüşün 3 filmini de alsam ne kadar olur dedim bir eskiciye
45 lira dedi.

klimatoloji okuyan arkadaşım var benim. selam olsun ona burdan
selam olsun kocaman adam.

boşnak türkçesini pek çok şeye değişmem ben.

isim modası çok acımasız bir olay mesela birisinin eski moda bir ismi olsun jenarasyonu tarafından hemen 3-4 jenarasyon eski zannediliyor.fena

umutsarıkayayı da yola görmedim demem artık.

yüksek bel yavaş yavaş geri geliyor ya,
işte bunu seviyorum. tam gelince güzel olmayacak biliyorum

burger king mc donaldstan daha iyiymiş gibi geliyor bana

şu teknolojik alemde ışığı hala butonlar ile açmamız garip geliyor ama onunda kumandası çıkar diye korkuyorum.

çok mu yazdım
yok yok

lütfen televizyon kanalını değiştirmek için çevirmek kelimesini kullanmayın
yahut kullanın ya amaaağğn.

bu msn dili dediğimiz genç kızlarımızın sıkça kullandığı dili yaşıt hemcinslerimde görünce çok sinir oluyorum.

genelde sinir oluyorum zaten.

the long blondes-guilt şunu da bi indirin de bana yollayın bir zahmet
gerçi bende öyle okur nerdeee?

aklıma geldi ah meri vah merinin yerli versiyonu ah nerede vah nerede olsun.

bütün oyunların beni sıkmasının yanında satranç ve tombala beni fazladan sıkıyor.

bi çay içsek...

7.07.2008

Dalya


baştan söyleyeyim bu 100 numaralı yazım oluyor.öyle geçmişte ne yaptık, gelecekte ne yapacağız gibi şeyler yazmayacağım.
video

videoda görüldüğü gibi otobüs ile bir yerlere gidiyorum.
bir yerler istanbul.
o görüntü de otobüsün koltuk ekranı bir kamera ile yolu da izleyebiliyorsunuz .
buna hayretim şaştı sevgili okur.
ha bir de otobüsçüler dondurma ikram ettiler o da güzel di.




















cihangire teyzeme gittim.
giderken güven kıraç adlı oyuncuyu gördüm
dar bir kaldırımda birbirimize saygı ile yol verdik

pontos ile oynadım, köpek koktum.
iki fincan türk kahvesi içtim
birine teyzemin arkadaşı fal baktı
güzeldi.
dik duracakmışım.















meşhur caddede de sevdiceğim ile bir dolandım.
punk gibi marjinal gibi olmaya çalışma yaşı iyice düşmüş
bir de garip bir saç stili yapmışlar: kız erkek farketmiyor kahkülü var ve kahkülün hemen arkası ensenin başladığı yere kadar dikeltilmiş
iyice garipti










metroya bindik kuzenimin evine gittik.
metro ne garip geliyor bir antalyalıya di mi?
acelesi olan insanlar var koşuşturuyorlar
araca binince sanki hiç acelesi yokmuş gibi,hızlı çekimden yavaş çekime geçer gibi
bir anda bir dinginlik kostümü giyiyorlar
ha metroda 3 tespitte daha bulundum.
1-istanbulda insanlar birbirine bakmıyor(laf atarken bile)
2-antalya da insanlar birbirlerine çok bakıyor
3-metroda sigara uyarı levhası görünür bir biçim de yok
metro adlı çikolataya da selam olsun















kuzengil evin duvarına şöyle bir sanat eseri yapmışlar,
bende eseri fotoğraf sanatı ile bir kayıt altına aldım
fotoğraf,eserin kendisinden daha iyi oldu galiba










yakın olan cevahire gittik
istanbulda her yer gri tespitimi kendi kendime yineledim
kovanın içerisine doldurulmuş tavuktan yedik 4 kişiyi pek kesmiyor.
her türk gibi '''tek başıma bitiririm lan ben bunu'' diye düşündüm.
etraftan nötr tepkiler aldım.









gece gece parka gittik.
gri tespitimi kuzenime anlattım
çoşkuyla onayladı
kuzen de tam türk insanı.
yürümeden cep telefonu ile konuşamıyor.
ilerlemesi de şart değil sabit bile yürüyor.















gün oldu istiklalde dolandık, sonra cihangire teyzemin yanına gittik.
sonradan, fal bakan kişi de geldi...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...